|
Tweet |
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan,
ihracatçı sanayicileri yakından ilgilendiren Gümrük Birliği'ne dikkat çekti.
“Avrupa Birliği'ne tam üyeliğimiz, kısa vadede mümkün görünmüyorsa;
o zaman artık, Gümrük Birliğini;
tüm alanlarıyla, yeni baştan gözden geçirmemiz gerekiyor.
Kendi aramızda, karşılıklı dertlenmek yerine;
Gümrük Birliği’ni komple ele alıp, bu süreçte;
güncellenen durumları, fırsatları ve riskleri birlikte değerlendireceğimiz,
her sektörün kendisine göre durum analizini yapacağı ve
buna göre şekillenecek, yeni bir Gümrük Birliği çalışmasına ihtiyacımız var”
diyen Bahçıvan, şöyle konuştu:
“Son zamanlarda, AB tarafında;
yeni bir sanayi stratejisi olarak gündeme gelen ve
bir slogan, bir plan olarak değerlendirilen Made in Europe’u,
bu çerçevede değerlendirmeliyiz.
Örneğin; şu anda Türkiye, AB ülkesi değil; ama, Gümrük Birliği'nde.
Bu durumda; Made in Europe’dan, sektörlerimiz ne şekilde etkilenecek,
bunun değerlendirmesi nasıl yapılacak?
Yine, 30 yıl önce dünyanın gündeminde olmayan ama;
bugün en çok konuştuğumuz,
Yeşil Dönüşüm ve Sınırda Karbon Düzenlemesi; ele alınması gereken konular arasında.
Bütün bu nedenlerden dolayı;
bunların hepsini ele alan,
sanayimiz için artık bir pranga haline gelen Gümrük Birliği’nin;
komple yenilenmesi ihtiyacının, daha fazla ertelenmemesi gerektiğini,
bir kere daha; önemle vurgulamak istiyorum.
AB’nin, Güney Amerika ortak pazarı MERCOSUR ile yaptığı yeni STA ve
Hindistan ile imzalanan STA da önemli bir gelişme.
Söz konusu anlaşmalar;
en büyük ihracat pazarımızda,
Çin’in yanına; yeni büyük rakiplerin eklenmesi anlamına geliyor.
Özellikle; Brezilya ve Arjantin kaynaklı ürünlerde,
rekabet baskısının artmasına; kesin gözüyle bakılıyor.
Sayıları gittikçe çoğalan bölgesel kapsamlı ortaklıkların,
ticaret ve yatırımlara etkilerini;
yakından izlemeli, ülkemiz için yaratacağı risk ve fırsatları,
mutlaka; analiz etmeliyiz.
Küresel ekonomide oyunun kurallarının hızla değiştiği,
böylesine; çetin bir rekabet ortamına, ayak uydurabilmek için
üretimde; niteliğe ve katma değere odaklanmak, çok önemli.
Bu yılki, yapısal reformlar ve bütçedeki iyileşmeden cesaretle;
bu konuda, sanayimize daha fazla kaynak tahsis edileceğine yönelik umutluyuz.”
Bahçıvan, konuşmasında; 2026 yılına,
ekonominin; siyasetle, jeopolitikle ve küresel egemenlik yarışıyla iç içe geçtiği,
kaotik bir dünya tablosu içerisinde girdiğimize de dikkat çekti.
Dünyamızın köklü bir dönüşümden geçtiği,
bir anlamda “oyunun kurallarının” yeniden yazılmaya çalışıldığı bir dönemde,
yüksek belirsizlik ve öngörülemezliğin ‘yeni normal’ haline geldiğine dikkat çeken İSO Başkanı,
“Jeopolitik gerilimlerin olumsuz etkileri, finansal piyasaların yanı sıra;
tedarik zincirleri ve emtia fiyatları gibi
pek çok farklı kanal üzerinden de kendini gösteriyor.
Bu riskler;
hiç kuşkusuz, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de son derece önemli.
Zira bizler; oldukça zor bir coğrafyada üretim ve ticaret yapıyoruz.
Ukrayna, İran ve Suriye başta olmak üzere;
etrafımızda derin fay hatları var ve maalesef;
her an, yeni çatışma potansiyeli barındıran gelişmeler yaşanıyor.
Bölgemizde kalıcı bir istikrarın sağlanabileceğine dönük iyimserlik,
henüz; ne yazık ki, yeterince güçlü değil.
Öte yandan;
bu karmaşıklığın içerisinde dahi,
ülkemiz için birçok önemli fırsat olduğu gerçeğini, gözden kaçırmamalıyız.
Sürekli bir kaosun egemen olduğu günümüz dünyasında Türkiye;
jeopolitik konumu,
bölgenin geneline göre önemli bir gelişkinliğe ulaşmış ekonomisi ve
dengeli dış politika çabalarıyla,
komşu ve müttefikleri açısından, gittikçe önemi artan bir aktör”
değerlendirmesinde bulundu.
Ülke ihracatı açısından en önemli parametrenin;
kilit pazarlarımızı oluşturan ülkelerdeki,
genel talep koşulları olduğuna değinen Bahçıvan;
“Türk sanayisinin; hem ürün, hem de pazar çeşitliliği açısından
güçlü bir pozisyona sahip olması; ciddi bir avantaj oluşturuyor.
Küresel talep koşullarındaki dalgalanmalara karşı;
bu tamponlarımızı, daha da güçlendirmek zorundayız.
Bizi çevreleyen risklere karşı korunmanın da
fırsatları değerlendirmenin de yolu;
kendi sorun ve kırılganlıklarımıza çözüm üretmekten ve
ekonomik temellerimizi güçlendirmekten geçiyor” dedi.
Bu çerçeveden ekonomiye bakıldığında,
2023 ortalarında başlayan,
makro-finansal istikrarı yeniden sağlamaya dönük politikaların;
meyvelerini vermeye başladığını gördüklerini söyleyen Bahçıvan,
sözlerini şöyle sürdürdü:
“Enflasyon, çok olağanüstü gelişmeler olmazsa,
bu yılın sonlarında, yüzde 20’ye doğru, düşüşünü sürdürecek.
Ancak; burada da hala, kimi zorluklarımız var:
Beklenti ve fiyatlama davranışlarında iyileşme, zaman alıyor.
Finansal sıkılığa rağmen; iç talep canlı seyrediyor.
Deprem harcamalarındaki azalış ve mali disiplini artırıcı adımlar sayesinde;
bütçe tarafında, gözle görülür iyileşme var.
Buradan para politikasına gelen destek, artıyor.
Dış dengemizde;
uluslararası enerji fiyatlarındaki düşüş ile
sıkı para politikasının ithalat talebini sınırlayıcı etkisinin faydalarını, görüyoruz.
Cari açığımız, gayet sürdürülebilir seviyelerde.
Bununla birlikte;
uluslararası sermaye akımlarından, halen yeterince yararlanamıyoruz.
CDS’lerimizdeki düşüşle;
bu konuda, emsal ülkelere yeniden yaklaşabileceğimizi,
ayrıca; rezervlerimizdeki güçlenmenin sürmesiyle,
dış finansmanda da hak ettiğimiz seviyelere geleceğimizi, düşünüyorum.
Kısacası;
makro-finansal istikrarı, yeniden tesis ediyoruz.
Ancak; bunu tek başına bir amaç olarak göremeyiz.
Finansal istikrarı;
ekonominin asıl ihtiyaçlarına cevap verecek reformları hayata geçirirken,
ayağımızı bastığımız; sağlam zemin olarak görmek durumundayız.”
Bu yılın, bir reform yılı olmasının önemine de değinen Bahçıvan,
“Makro-finansal istikrar zeminine, ayağımızı sağlam şekilde basarak;
bu sert küresel iklimde, yapısal eksikliklerimizi;
hızlı şekilde, tamamlamak durumundayız.
Söz konusu eksikliklerin başında, teknoloji açığımız geliyor.
Savunma sanayiinde önemli bir trend yakaladık, bununla gurur duyuyoruz.
Ancak; sektörlerin genelinde, bununla aynı hızda bir iyileşme de görmüyoruz.
En öncelikli meselelerimizden biri,
bu asimetriyi ortadan kaldırarak;
ülkemizde verimliliği ve yapısal dönüşümü, sanayinin tabanına yaymaktır.
Dolayısıyla, ülkemizin yapısal reform ajandasının ilk sırasında;
sanayide yapısal dönüşümü ve verimlilik artışını ödüllendiren
bir kaynak tahsis mekanizması olmalıdır” diye konuştu.