|
Tweet |
Konuya ilişkin; değerlendirmede bulunan
LeanViser Kurucusu Can Yükselen,
verilerin; Türkiye açısından,
önemli bir rekabetçilik sorununun altını çizdiğini belirterek; şunları söyledi:
“Kurulu kapasitenin gerçek etkin kullanımının %37-40 bandında olması,
sanayimizde; her 100 birimlik kaynağın, 60 birimden fazlasının
değer üretmediği anlamına geliyor.
İşçilik maliyetinin bir yılda %43 arttığı bir ortamda;
hiçbir işletmenin, bu israfı taşıma lüksü yok.
Türkiye’nin rekabetçi bir ekonomi olabilmesi için
gereksiz maliyetlerden kurtulması gerekiyor ve
bu, her şirketin; en öncelikli işi olmalıdır.
Rekabetçilik sıralamasındaki yerimizi, yukarı taşıyacak olan da tam olarak budur:
Müşterinin değer verdiği faaliyetlerin payını artırmak,
katma değer yaratmayan süreçleri ise; ortadan kaldırmak.”
Yükselen;
şirketlerin, en büyük stratejik hatasının;
dijital dönüşümü, yalnızca teknoloji yatırımı olarak görmek olduğunu belirterek;
şöyle devam etti:
“Dijital dönüşüm, bir yatırım kalemi değil,
süreçleri iyileştirmek için kullanılan bir girdidir.
Doğru sıralama;
önce, etkinliği artırmaya yönelik çalışmaları başlatmak ve
süreçleri yeniden tasarlamak, ardından;
teknolojiyi, bu iyileştirilmiş süreçlerin hızlandırıcısı olarak; devreye almaktır.
Dönüşümün başarısı da
kalite, maliyet ve teslimat göstergelerindeki somut iyileşmeyle, ölçülmelidir.”
Çözümün merkezinde insanın bulunduğunu vurgulayan Yükselen,
sözlerini şöyle tamamladı:
“Veriler çok açık:
Kültüre ve insana yatırım yapan şirketler, 5,3 kat daha yüksek başarı yakalıyor;
yetkinliklerini geliştirebileceğini hisseden çalışanların şirkette kalma olasılığı;
2,7 kat artıyor.
Sanayimizin yaşadığı, insan kaynağı krizinin cevabı da burada.
Çalışan yetkinliğine yatırım yapmak, artık bir eğitim gideri değil;
en kritik verimlilik ve rekabet yatırımıdır.
Çalışanlar, teknolojiyi;
işlerini ellerinden alacak bir tehdit olarak gördüğünde,
değişim direnci kaçınılmazdır.
Başarılı dönüşümlerde ise;
çalışanlar teknolojinin işlerini kolaylaştırdığını ve
kendilerine daha fazla katma değer üretecek alan açtığını görür.
Gerçek dönüşüm:
daha fazla yazılım satın alan değil;
süreçlerini daha iyi yöneten,
çalışanlarını geliştiren ve
müşterisine, daha fazla değer sunan şirketlerde gerçekleşir.”
-----
Dünya genelinde;
şirketler, dijital dönüşüme yılda 2 trilyon doların üzerinde yatırım yapıyor.
Buna rağmen; sonuçlar beklentilerin gerisinde kalıyor.
McKinsey araştırmalarına göre;
dönüşüm programlarının %70’i hedeflerine ulaşamıyor.
Boston Consulting Group’un 850’den fazla şirketi kapsayan analizinde;
başarı oranı yalnızca %35,
Bain & Company’nin 2024 araştırmasında ise;
iş dönüşümlerinin %88’i başlangıç hedeflerini yakalayamıyor.
Gartner’ın 3.100’den fazla CIO ve 1.100’den fazla üst düzey yöneticiyle gerçekleştirdiği
küresel araştırmaya göre ise;
dijital girişimlerin yalnızca %48’i, iş sonuçları açısından hedeflerini karşılıyor veya aşıyor.
Yalın dönüşüm ve süreç iyileştirme çalışmalarında da tablo farklı değil
Harvard Business Review‘da yayımlanan
Making Process Improvements Stick araştırmasına göre;
incelenen 204 yalın dönüşüm projesinin,
yalnızca üçte biri, iki yıl sonunda kazanımlarını koruyabilirken,
%21’i hiçbir iyileşme sağlayamadı.
Araştırma, asıl başarının;
dönüşümü başlatmakta değil, sürdürülebilir hale getirmekte yattığını, ortaya koyuyor.
Araştırmaların ortak işaret ettiği nokta net:
Dönüşüm projelerinin başarısını belirleyen temel unsur teknoloji değil;
insan ve organizasyon
McKinsey’e göre;
başarılı bir dönüşümün,
yalnızca %20’sini teknoloji,
%80’ini organizasyonel değişim oluşturuyor.
Buna rağmen;
şirketlerin önemli bölümü, yatırımlarını teknolojiye yönlendiriyor.
Aynı araştırma;
kültürel dönüşüme yatırım yapan şirketlerin,
yalnızca teknolojiye odaklananlara göre;
5,3 kat daha yüksek başarı elde ettiğini gösterirken,
Forrester verileri,
başarısızlıkların; %58’inin yönetişim kaynaklı,
yalnızca %22’sinin ise; teknik nedenlerden kaynaklandığını ortaya koyuyor.
Harvard Business Review araştırmasına göre;
dönüşümün, kalıcı olabilmesi için
üst yönetimin görünür desteği,
düzenli ölçüm ve takip,
kurumsal hedeflerle uyumlu iletişim,
çalışanların gerçek sorunlarına odaklanılması ve
liderlerin, denetçi yerine; koç rolünü üstlenmesi, kritik önem taşıyor.
Türkiye’de veriler,
verimlilik sorununun; rekabet gücü üzerindeki etkisini, net biçimde ortaya koyuyor
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre,
imalat sanayinde kapasite kullanım oranı,
Haziran 2026 itibarıyla; %74,5 seviyesinde bulunuyor.
TÜİK’in 2026 yılı ilk çeyrek verilerine göre ise;
sanayide saatlik iş gücü maliyeti, yıllık %43 arttı.
Aynı dönemde;
istihdam %3,2,
çalışılan saat ise; %5,1 geriledi.
Maliyetler hızla yükselirken; üretkenlik aynı hızda artmıyor.
Uluslararası saha araştırmaları ve LeanViser’ın;
120’den fazla işletmedeki dönüşüm deneyimi,
devrede olan kapasitede dahi;
toplam ekipman etkinliğinin (OEE) ortalama %50-55 bandında olduğunu gösteriyor.
Küresel veriler de bunu doğruluyor.
Üreticilerin ortalama OEE değeri %55-60 seviyesinde kalırken,
dünya klasmanı kabul edilen %85 seviyesine ulaşabilen üreticilerin oranı; yalnızca %6 civarında.
Kapasite kullanım oranı ile ortalama ekipman etkinliği birlikte değerlendirildiğinde;
Türk sanayisinin kurulu kapasitesinin gerçek etkin kullanımının,
yalnızca %37-40 bandında olduğu görülüyor.
Başka bir ifadeyle;
sanayiye kurulu her 100 birimlik kapasitenin 60’ından fazlası, değer üretemiyor.
IMD Dünya Rekabetçilik Endeksi de bu tabloyu destekliyor.
Türkiye, 2025 yılında 69 ülke arasında 66’ncı sıraya geriledikten sonra
2026’da 57’nci sıraya yükselse de raporlar;
teknolojik altyapı, kurumsal yapı ve dijital dönüşüm hızında
hâlâ; gelişim alanları bulunduğuna işaret ediyor.
Verimliliğin önündeki bir diğer engel ise; insan kaynağı
İstanbul Sanayi Odası’na göre,
İstanbul’da eleman temini sorunu yaşayan sektörler içinde
imalat sanayinin payı %43,2.
SETA’nın 2 binden fazla firmayla gerçekleştirdiği araştırma ise;
genç iş gücünün, sanayiden; hizmet sektörüne yöneldiğini ortaya koyuyor.
Araştırmaya göre;
bu eğilimde, ücret kadar; sanayinin toplumdaki algısı ve
yoğun fiziksel çalışma koşulları da etkili oluyor.
Ankara Sanayi Odası’nın NEET (Ne Eğitimde Ne İstihdamda) raporu ise;
dikkat çekici bir çelişkiye işaret ediyor:
Sanayi, nitelikli çalışan ararken;
çok sayıda genç, iş gücü piyasasının dışında kalıyor.
Sorun, yalnızca Türkiye’ye özgü değil.
Deloitte ve The Manufacturing Institute’un araştırmasına göre;
ABD imalat sanayinde, 2033 yılına kadar;
3,8 milyon yeni çalışana ihtiyaç duyulacak ve
mevcut koşullarda, bu ihtiyacın yaklaşık 1,9 milyonu karşılanamayabilecek.
Gallup verilerine göre ise;
imalat çalışanları,
tüm sektörler arasında; en düşük işe bağlılık gösteren gruplar arasında yer alıyor.
Öte yandan;
araştırmalar çözümün yönünü de gösteriyor:
Gelecekte ihtiyaç duyulacak yetkinlikleri,
kazanabileceğini hisseden çalışanların işten ayrılma olasılığı; 2,7 kat daha düşük.