|
Tweet |
Bir uygulamanın indirilmesi, gerçekten başarı mı?
Kullanıcı ertesi gün geri dönmüyorsa?
İlk siparişini, yalnızca indirim kodu için verip; bir daha alışveriş yapmıyorsa?
Ya da onu kazanmak için harcanan bütçe, kullanıcıdan elde edilen geliri aşıyorsa?
Mobil ticarette uzun süre;
büyümenin en görünür göstergesi, yükleme sayısıydı.
Daha fazla yükleme, daha fazla büyüme demekti.
Ancak; Adjust’ın Alışveriş Uygulamaları İçgörüleri 2026 raporu,
bu denklemin; artık değiştiğini gösteriyor.
Adjust’ın, binlerce uygulamadan elde ettiği ve
Ocak 2024-Haziran 2026 dönemini kapsayan verilere göre,
alışveriş uygulamalarındaki oturumlar, 2026’nın ilk yarısında yıllık bazda %15 arttı.
Küresel e-ticaret uygulaması yüklemelerindeki artış ise; yalnızca %2’de kaldı.
Bu iki rakam arasındaki 13 puanlık fark;
mobil ticaretteki büyümeyi anlamak için önemli bir ipucu veriyor:
İnsanlar, mutlaka; daha fazla alışveriş uygulaması indirmiyor,
ancak; telefonlarında bulunan uygulamalara, daha sık dönüyor.
Başka bir ifadeyle;
büyümenin kaynağı, yalnızca uygulama mağazasından gelen yeni kullanıcılar değil.
Sepetini kontrol etmek için geri dönen,
fiyat alarmı bekleyen,
kampanyaları takip eden veya
tekrar sipariş veren mevcut kullanıcılar da büyümeyi taşıyor.
Bu durum, pazarlama ekipleri için önemli bir zihniyet değişikliği gerektiriyor.
Çünkü; yükleme, müşteri yolculuğunun sonu değil;
çoğu zaman, yalnızca en kolay ölçülen başlangıç noktası.
Kullanıcı edinme ekonomisi de giderek daha karmaşık hale geliyor
Küresel ücretli/organik yükleme oranı; 0,72’ye yükseldi.
Bu oran, 2025’e kıyasla; %26, 2024’e kıyasla ise; %47 artmış durumda.
Daha anlaşılır söylemek gerekirse;
bugün, her 100 organik yüklemeye karşılık; yaklaşık 72 ücretli yükleme gerçekleşiyor.
Alışveriş uygulamalarında bu sayı, 76’ya çıkıyor.
Bu, organik büyümenin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Ancak; ücretli kampanyaların, büyüme içindeki payının arttığını ve
yanlış kullanıcıya harcanan her bütçenin, daha pahalı bir hataya dönüştüğünü gösteriyor.
Çünkü; ücretli bir yükleme, iki farklı şekilde sonuçlanabilir.
Birinci kullanıcı;
reklamı görür, uygulamayı indirir, hoş geldin indirimini kullanır ve bir daha geri dönmez.
İkinci kullanıcı;
aynı reklamdan gelir, birkaç hafta içinde tekrar alışveriş yapar, bildirimleri açar ve
zamanla markanın düzenli müşterisine dönüşür.
İki kullanıcı da raporda, birer “yükleme” olarak görünür.
Ancak; işletmeye yarattıkları değer, aynı değildir.
Rapora göre;
küresel medyan yükleme başına maliyet,
1,08 ABD doları seviyesinde büyük ölçüde sabit kalıyor.
Fakat; ülkeler arasındaki fark, oldukça çarpıcı
Hindistan’da CPI %57 düşerek, 0,10 ABD dolarına inerken;
Kuzey Amerika’da %14 artışla, 3,12 ABD dolarına ulaşıyor.
Teorik olarak;
1.000 dolarlık bir bütçeyle,
Hindistan’da yaklaşık 10.000,
Kuzey Amerika’da ise; yaklaşık 320 yükleme satın alınabilir.
Ancak; bu karşılaştırma, tek başına hangi pazarın daha verimli olduğunu söylemez.
Hindistan’daki kullanıcıların yalnızca küçük bir bölümü satın alma yapıyorsa,
Kuzey Amerika’daki daha pahalı kullanıcılar ise;
daha yüksek sepet tutarıyla, tekrar tekrar alışveriş yapıyorsa;
3,12 dolarlık kullanıcı, gerçekte daha ucuz olabilir.
İşte; CPI’ın tek başına sakladığı gerçek, tam olarak bu.
Pazarlamacıların artık,
yalnızca “Bir yükleme için ne kadar ödedik?” sorusunu değil;
şu soruları da sorması gerekiyor:
Bu kampanyadan gelen kullanıcıların kaçı ilk siparişini verdi?
Kaçı 30, 60 veya 90 gün içinde tekrar alışveriş yaptı?
İndirim olmadan geri dönenlerin oranı ne?
İade ve iptaller çıkarıldığında; hangi kullanıcı grubu gerçekten kâr yarattı?
Çünkü; gerçek kullanıcı edinme maliyeti,
medya harcamasını yükleme sayısına bölerek değil;
uzun vadeli değer yaratan müşteri sayısıyla karşılaştırarak, anlaşılabilir.
Adjust Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Satış Direktörü
Başak Zerman,
bu değişimi, şöyle değerlendiriyor:
“Bugün, en ucuz yüklemeyi bulmak zor değil.
Asıl zor olan;
o yüklemenin birkaç ay sonra
neye dönüştüğünü görebilmek.
Bir kanal binlerce kullanıcı getirebilir,
ancak; bu kullanıcılar,
satın almıyor veya geri dönmüyorsa;
yüksek hacim, yalnızca iyi görünen bir sayıdan ibaret kalır.
Verimli büyüme;
hangi kanalın hangi pazarda
gerçekten yüksek yaşam boyu değere sahip
müşteriler yarattığını ölçebilmekle, mümkün.”
Raporun en dikkat çekici sonuçlarından biri de
kullanıcı tutma oranlarında görülüyor.
Pazaryeri ve ilan uygulamaları,
%19’luk birinci gün kullanıcı tutma oranıyla,
e-ticaret alt kategorileri arasında en yüksek performansı gösteriyor.
Ancak; bu rakama, başka bir açıdan bakmak mümkün:
En iyi performans gösteren kategoride bile;
her 100 kullanıcıdan yalnızca 19’u, ertesi gün geri dönüyor.
Dolayısıyla;
yüklemeyi, başarı olarak kabul etmek;
yarışın başlangıç çizgisini, bitiş çizgisi sanmak anlamına geliyor.
Kullanıcı neden geri dönsün?
Daha iyi bir fiyat mı bulacak?
Stok bildirimi mi alacak?
Kendisi için gerçekten anlamlı bir öneri mi görecek?
Yoksa; uygulama, web sitesinden farklı hiçbir değer sunmadan;
yalnızca telefonunda yer mi kaplayacak?
Kullanıcı tutma problemi;
her zaman, daha fazla bildirim göndererek çözülemez.
Bazen sorun, iletişim sıklığı değil;
geri dönmek için yeterince güçlü bir neden bulunmamasıdır.
Bu nedenle;
pazarlama, ürün ve CRM ekiplerinin,
aynı kullanıcı yolculuğuna bakması gerekiyor.
Reklam; doğru kişiyi getirebilir, ancak;
yavaş bir ödeme ekranı,
alakasız öneriler veya
yalnızca yeni müşterilere sunulan fırsatlar,
bu değeri; birkaç dakika içinde yok edebilir.
Mobil alışverişte, doğru pazar kadar; doğru an da önemli
Black Friday, Cyber Monday ve Prime Day gibi büyük alışveriş dönemleri,
talebi belirgin biçimde artırıyor.
2025’in son çeyreğinde;
e-ticaret uygulamalarındaki oturumlar,
yıllık bazda %7 yükselirken,
Kasım ayındaki oturumlar, yıllık ortalamanın %9 üzerine çıktı.
Fırsat keşfi uygulamalarında ise; yüklemeler aynı dönemde %35 arttı.
Fakat; yoğun alışveriş dönemlerinin, görünmeyen bir tarafı var:
Talep yükselirken;
reklam fiyatları, indirim beklentisi ve markalar arasındaki rekabet de yükseliyor.
Black Friday’de büyük bir indirimle uygulamaya gelen kullanıcı ile
Mart ayında belirli bir ürünü arayarak, gelen kullanıcı;
aynı davranışı göstermeyebilir.
İlki fırsatın peşinde olabilir,
ikincisi ise; markayla daha uzun süreli bir ilişki kurmaya daha yatkın olabilir.
Bu nedenle;
sezon kampanyalarının performansını,
yalnızca; Kasım ayındaki yüklemeler veya satışlarla değerlendirmek, eksik kalır.
Asıl cevap; Aralık'ta, Ocak'ta ve hatta, Şubat'ta ortaya çıkar:
Kampanya sırasında gelen kullanıcıların; kaçı geri döndü ve tekrar alışveriş yaptı?
Büyük alışveriş dönemlerinde, bütçeyi artırmak kolaydır.
Zor olan, artan bütçenin;
gerçekten yeni talep mi yarattığını,
yoksa; zaten satın alacak kullanıcılara,
yalnızca daha fazla reklam mı gösterdiğini anlayabilmektir.
Bugünün tüketicisi, bir ürünü;
sosyal medyada keşfedebilir, web sitesinde inceleyebilir,
fiyat karşılaştırmasını başka bir platformda yapabilir,
mobil uygulamadan satın alabilir ve ürünü fiziksel mağazada iade edebilir
Yakın gelecekte;
bu yolculuğun başlangıç noktası, bir yapay zekâ asistanı da olabilir.
Kullanıcı, bir alışveriş uygulamasını doğrudan açmak yerine;
“Berlin’de yarın teslim edilebilecek en iyi siyah ceketi bul” diyebilir ve
birkaç farklı marka arasından yönlendirilebilir.
Adjust’ın raporunda öne çıkan;
agentic commerce, canlı alışveriş ve omnichannel stratejileri,
bu nedenle; yalnızca yeni trendlerden ibaret değil.
Bu gelişmeler;
pazarlamacıların, “Satış hangi kanaldan geldi?” sorusuna yanıt vermesini
daha da zorlaştırıyor.
Son tıklamayı, satışın tek sahibi kabul eden bir ölçüm yaklaşımı;
müşterinin kararını etkileyen önceki temas noktalarını, görünmez hale getirebilir.
Sosyal medya keşfi yaratmış,
influencer güven oluşturmuş,
arama reklamı fiyat karşılaştırmasını kolaylaştırmış olabilir;
uygulama ise; yalnızca işlemin tamamlandığı son duraktır.
Bu karmaşık yolculukta, doğru bütçe kararı verebilmek için
kanalları, birbirinden bağımsız değil;
aynı ticari sonuca katkıda bulunan parçalar olarak; değerlendirmek gerekiyor.
Adjust’ın Alışveriş Uygulamaları İçgörüleri 2026 raporu,
mobil alışverişin büyümeye devam ettiğini gösteriyor.
Ancak; raporun daha önemli mesajı şu:
Kullanıcı kazanmanın kendisi, artık yeterli bir büyüme stratejisi değil.
Markaların önündeki asıl görev;
hangi pazarların, kanalların ve kampanyaların yalnızca trafik değil,
gerçek ticari değer ürettiğini anlayabilmek.
Bu da yüklemenin ötesine bakmayı gerektiriyor:
Kullanıcı tutma, tekrar satın alma, sepet değeri, kampanya bağımlılığı,
iade oranı ve yaşam boyu değer; birlikte değerlendirilmeli.
Mobil ticarette bir sonraki büyük yarış,
“En fazla kullanıcıyı kim getirdi?” sorusuyla kazanılmayacak.
Kazananlar;
en değerli müşteriyi, kimin;
daha doğru zamanda,
daha verimli biçimde kazandığını ve
daha uzun süre elde tuttuğunu gösterebilen markalar olacak.
Adjust’ın raporu;
alışveriş, pazaryeri ve ilan ile fırsat keşfi uygulamalarını;
yükleme, oturum, kullanıcı tutma, gelir ve kullanıcı edinme maliyetleri açısından karşılaştırıyor.
Analiz;
APAC, Avrupa, LATAM, MENA ve Kuzey Amerika’nın yanı sıra;
21 ülkeye ilişkin verileri, kapsıyor.
Raporun tamamını incelemek için: