|
Tweet |
Otomotiv sektöründe uzun süredir konuşulan otonom sürüş,
artık; yalnızca teknoloji şirketlerinin
geliştirme laboratuvarlarındaki bir gelecek senaryosu değil.
Sürücü destek sistemlerinden,
belirli koşullarda sürüş görevini devralabilen sistemlere kadar uzanan teknoloji hızla gelişirken,
uluslararası mevzuat da bu dönüşüme uyum sağlamaya başladı.
Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE) bünyesindeki
Dünya Araç Mevzuatını Uyumlaştırma Forumu (WP.29),
24 Haziran 2026 tarihinde;
tamamen sürücüsüz Otonom Sürüş Sistemlerine (Automated Driving Systems – ADS) yönelik
ilk küresel düzenleyici çerçeveyi kabul etti.
Yeni çerçeve;
güvenlik yönetim sistemlerinden test ve doğrulamaya,
araçların kullanım sürecindeki sürekli izlenmesine kadar; ortak güvenlik kriterleri getiriyor.
Otonom sürüşün gelişmesiyle birlikte gündeme gelen dönüşüm,
yalnızca otomotiv sektörünü ilgilendirmiyor.
Aracı kimin kullandığı ve
kazaya kimin neden olduğu soruları üzerine kurulu
geleneksel trafik sigortası ve kasko yaklaşımının da
önümüzdeki dönemde; yeniden şekillenmesi bekleniyor.
IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi,
otonom araç sigortası açısından en büyük değişimin,
sorumluluk kavramında yaşanacağını belirterek; şu değerlendirmede bulundu:
“Bugünkü sistem;
büyük ölçüde, insan davranışı üzerinden çalışıyor.
Bir trafik kazasında;
sürücünün kusuru, diğer tarafların davranışı ve
kazanın oluş şekli değerlendirilerek; sorumluluk belirleniyor.
Ancak; sürüş kararlarının bir bölümünü veya tamamını,
yazılımın verdiği bir dünyada; bu denklem değişiyor.
Kaza;
sürücünün hatasından mı,
sensörün çevreyi yanlış algılamasından mı,
yazılımdaki bir problemden mi,
yoksa; aracın teknik bir arızasından mı kaynaklandı?
Sigortacılık açısından, önümüzdeki dönemin temel sorularından biri; bu olacak.”
Çiftçi;
otonom araç kazalarında,
sigorta sorumluluğunun giderek daha çok tarafı kapsayan
bir yapıya dönüşeceğine dikkat çekerek, sürücünün yanı sıra;
araç üreticisi, yazılım geliştiricisi ve teknoloji sağlayıcılarının da
sorumluluk zincirinin parçası haline geleceğini ifade etti:
“Direksiyondaki insanın rolü azaldıkça;
teknoloji sağlayıcılarının sorumluluğu, daha görünür hale gelecek.
Dolayısıyla;
bir kazayı değerlendirirken,
yalnızca ‘Sürücü ne yaptı?’ sorusunu sormak yeterli olmayacak.
‘Araç ne yaptı, sistem neden bu kararı verdi ve sistem olması gerektiği gibi çalıştı mı?’
sorularının da yanıtlanması gerekecek.”
Otonom araçların yaygınlaşmasıyla birlikte; kazalardaki sorumluluğun,
aracın otonomi seviyesine ve
kaza anında sürüş görevini kimin yerine getirdiğine göre; değişebileceğini belirten Çiftçi,
bu nedenle; araç tarafından üretilen verilerin öneminin de artacağına dikkat çekti.
Bir sürücünün müdahale etmesi gereken bir sistem ile
sürüş görevini tamamen aracın üstlendiği bir sistemin,
aynı şekilde değerlendirilemeyeceğini söyleyen Çiftçi,
şu değerlendirmeyi yaptı:
“Burada önemli olan,
aracın ne kadar ‘otonom’ olduğunun doğru tanımlanması.
Sürücünün sistemi sürekli izlemesi gereken bir araçla,
belirli koşullarda sürüş görevini tamamen üstlenen bir araç arasında;
hukuki ve sigortacılık açısından, önemli farklar var.
Bu nedenle, gelecekte;
kazanın saniyeler öncesindeki araç verileri,
sistemin aktif olup olmadığı,
sürücüye müdahale uyarısı verilip verilmediği ve
sensörlerin ne algıladığı,
hasar değerlendirmesinin önemli parçaları haline gelebilir.”
Bu dönüşümle birlikte;
araçların ürettiği verilerin saklanması,
erişimi ve yorumlanmasının yalnızca teknik değil;
sigortacılık açısından da kritik hale geleceğini belirten Çiftçi,
veri güvenliği ve kişisel verilerin korunması konularının da
yeni dönemin önemli başlıklarından biri olacağını söyledi.
Otonom sürüşün yaygınlaşmasının,
trafik sigortası ve kasko ürünlerini de dönüştüreceğini belirten Çiftçi;
geleneksel araç sigortalarında, ağırlıklı olarak;
sürücü, araç ve kullanım özellikleri üzerinden yapılan risk değerlendirmelerine
yeni parametrelerin ekleneceğini söyledi:
“Bugün, bir aracın sigorta riskini değerlendirirken;
aracın modeli, değeri, kullanım şekli, hasar geçmişi ve sürücü profili gibi
pek çok faktöre bakıyoruz.
Otonom araçlarda ise, bunlara;
yazılım versiyonu, sensör teknolojileri, otonom sürüş seviyesi, siber güvenlik altyapısı ve
sistem güncellemeleri gibi tamamen yeni, değişkenler eklenebilir.”
Çiftçi; bu nedenle, gelecekte;
kasko sigortası ile ürün sorumluluğu,
mesleki sorumluluk ve siber sigorta gibi farklı sigorta alanlarının
birbirine daha fazla yaklaşabileceğini ifade etti.
Otonom araçların en önemli özelliklerinden birinin, çevresindeki dünyayı;
kameralar, radarlar, sensörler ve diğer teknolojiler aracılığıyla algılayarak;
çok kısa sürede karar verebilmesi olduğunu belirten Çiftçi,
bu yapının; yeni riskleri de beraberinde getirdiğine dikkat çekti:
“Bir sensörün, yol üzerindeki bir nesneyi yanlış algılaması;
yazılım güncellemesinin, beklenmeyen bir sonuç yaratması veya
sistemler arasındaki iletişimin kesintiye uğraması;
gelecekte, bir hasarın nedeni olabilir.
Bugün, sürücü hatasını tartışırken;
yarın, algoritmanın verdiği kararın nasıl oluştuğunu tartışabiliriz.
Bu da hasar tespitinden sorumluluk paylaşımına kadar;
sigortacılığın, birçok sürecini değiştirecek.”
Çiftçi’ye göre; bu dönüşüm,
sigorta şirketleri ve brokerler açısından;
otomotiv teknolojisini, çok daha yakından takip etmeyi zorunlu hale getirecek.
Yapay zekâ ve algoritma tabanlı sürüş sistemlerinin
araç kullanımında daha fazla karar üstlenmesiyle birlikte;
yazılım kaynaklı risklerin, sigortacılık açısından; önemi de artacak.
Otonom ve bağlantılı araçların, yazılım ve veri altyapısına;
giderek daha fazla bağımlı hale gelmesinin,
siber güvenlik risklerini de otomotiv sigortacılığının gündemine taşıdığını; belirten Çiftçi,
araçların artık; yalnızca mekanik değil,
aynı zamanda; dijital varlıklar olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi:
“Bağlantılı bir araçta, siber saldırı;
yalnızca kişisel verilerin ele geçirilmesi anlamına gelmiyor.
Teorik olarak;
aracın bazı fonksiyonlarının etkilenmesi,
sistemlerin devre dışı kalması veya
sürüş güvenliğinin riske girmesi gibi
çok daha ciddi senaryolar, söz konusu olabilir.
Dolayısıyla, geleceğin otonom araç sigortası;
fiziksel hasar, ürün sorumluluğu ve siber risklerin kesiştiği,
çok daha bütüncül bir yapıya dönüşebilir.”
Bu nedenle;
siber güvenlik, yazılım hataları, sensör arızaları, veri ihlalleri ve
sistem güncellemelerinden kaynaklanan risklerin; önümüzdeki dönemde,
yeni teminat ihtiyaçlarını beraberinde getirebileceğini ifade eden Çiftçi;
sigorta sektörünün, teknolojik gelişmeleri poliçe şartlarına yansıtabilme hızının da
giderek, daha önemli hale geleceğini söyledi.
Otonom sürüş teknolojilerinin temel hedeflerinden birinin,
insan hatasından kaynaklanan kazaları azaltmak olduğuna dikkat çeken Çiftçi;
teknolojinin gelişmesinin,
sigortaya duyulan ihtiyacı ortadan kaldıracağı yönündeki değerlendirmelere ise;
katılmadığını belirtti:
“Otonom sürüş sistemlerinin gelişmesiyle,
bazı kaza türlerinin azalması mümkün.
Ancak bu, riskin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor.
Riskin kaynağı değişecek.
İnsan hatasının payı, azalırken;
yazılım, donanım, veri, siber güvenlik ve ürün sorumluluğu gibi
alanların ağırlığı artacak.
Sigortacılık da tam olarak bu değişimi, doğru okuyabilmek zorunda.”
Çiftçi,
gelecekte; sigorta sektörünün,
yalnızca hasar sonrasında ödeme yapan bir yapıdan, daha fazla uzaklaşarak;
teknoloji üreticileri, otomotiv şirketleri ve kullanıcılarla birlikte çalışan,
bir risk yönetimi ekosisteminin parçası haline geleceğini, öngördüklerini ifade etti.
Otonom araçların yaygınlaşmasının;
sigorta sektöründe, uzmanlık alanlarını da değiştireceğini belirten Çiftçi;
brokerlerin müşterileri adına, yalnızca poliçe şartlarını değil;
teknolojik riskleri ve farklı sorumluluk alanlarını da birlikte değerlendirmesi gerekeceğini söyledi:
“Sigortacılık; her zaman, değişen risklere uyum sağlayarak; gelişti.
Otonom araçlar da bunun, yeni ve çok önemli bir örneği.
Gelecekte;
teknolojiyi anlamadan riski,
riski anlamadan da doğru sigorta çözümünü oluşturmak mümkün olmayacak.”
IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği olarak;
uluslararası sigorta ve reasürans piyasalarındaki gelişmeleri,
yakından takip ettiklerini belirten Çiftçi;
sözlerini şöyle tamamladı:
“Bugünden yarının poliçesini yazmak, mümkün olmayabilir;
ancak, yarının risklerini; bugünden okumaya başlamak zorundayız.
Otonom sürüş yaygınlaştıkça;
kasko, trafik, ürün sorumluluğu ve siber sigorta arasındaki sınırların
giderek daha fazla iç içe geçtiğini göreceğiz.
Bizim rolümüz de
müşterilerimizin, yalnızca mevcut risklerine değil;
teknolojiyle birlikte ortaya çıkacak yeni sorumluluk alanlarına karşı da
hazırlıklı olmalarını sağlamak.
Sigortacılığın geleceğini,
teknolojiyi takip eden değil;
teknolojinin yarattığı yeni riskleri önceden okuyabilen kurumlar şekillendirecek.”