Bugun...


Sezer KOYUN

facebook-paylas
Merkez Bankası tahmini yükseltti; piyasa hafızasını açtı
Tarih: 03-09-2026 14:34:00 Güncelleme: 03-09-2026 17:24:00


 

Ekonomide bazı cümleler vardır,

ilk duyduğunuzda teknik görünür;

birkaç saniye sonra cebinizdeki paranın üstüne oturur.

 

“Merkez Bankası yıl sonu enflasyon tahminini yükseltti” cümlesi de

tam olarak; böyledir.

 

İlk bakışta, bir rapor güncellemesi gibi durur.

Grafik değişir, bant değişir, sunum değişir, teknik metin değişir.

Fakat; piyasa, o cümleyi şöyle okur:

Önceki tahmin tutmadı; şimdi yeni gerçekliğe yer açılıyor.

 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, yılın üçüncü Enflasyon Raporu’nda 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26’dan yüzde 28’e yükseltti. 2027 tahmini yüzde 15, 2028 tahmini ise yüzde 9 olarak korundu. Orta vadeli hedef yine yüzde 5. Raporda petrol, doğal gaz, motorin rafineri marjları, enerji dışı emtia fiyatları, gıda enflasyonu ve yönetilen-yönlendirilen fiyatlar tahmin güncellemesinin ana gerekçeleri arasında sayıldı. Yani mesele yalnız “2 puanlık revizyon” değil. Mesele şu: Enflasyonla mücadelede yol bitmedi; sadece harita yeniden katlandı.

 

Ağustos verisi de bunu doğruluyor. TÜİK’e göre tüketici enflasyonu ağustosta aylık yüzde 1,84, yıllık yüzde 31,51 oldu. Aralık 2025’e göre sekiz aylık artış yüzde 22,07. On iki aylık ortalama enflasyon yüzde 31,79. Yurt içi üretici fiyatları ise ağustosta aylık yüzde 2,57, yıllık yüzde 27,95 arttı. Bu tabloya bakınca şunu net söylemek gerekir: Dezenflasyon sürüyor ama artık iniş yolu düz bir pist değil; virajlı, maliyetli ve sabır isteyen bir yol.

 

Burada en kritik ayrım şu: Enflasyonun düşmesi ile enflasyonun sorun olmaktan çıkması aynı şey değil. Yıllık enflasyon yüzde 70’lerden yüzde 30’lara indiğinde manşet rahatlar. Ama fiyatlama davranışı hâlâ bozuksa, kira kontratı hâlâ yüksek beklentiyle yazılıyorsa, şirketler hâlâ satış listelerini kısa vadeli güncelliyorsa, ücret pazarlıkları hâlâ “ne olur ne olmaz” duygusuyla yapılıyorsa, enflasyon sadece istatistikte düşer; hayatın içinde pazarlık gücü hâlâ yüksek kalır.

 

Benim için bu raporun asıl cümlesi tahmin değil, güven cümlesidir. Çünkü merkez bankacılığında rakam önemlidir ama rakamın itibarı daha önemlidir. Merkez Bankası “yıl sonu yüzde 28” dediğinde piyasa bunu yalnız matematik olarak değil, davranış olarak test eder. Bugünden yıl sonuna yüzde 28’e inmek için kalan dört ayda aylık ortalama enflasyonun oldukça kontrollü seyretmesi gerekir. Eylül ve ekim gibi mevsimselliğin, eğitim harcamalarının, kira etkisinin, gıda oynaklığının ve enerji maliyetlerinin hissedildiği aylarda bu kolay bir sınav değildir.

 

Bu yüzden benim yıl sonu okumam daha gerçekçi bir aralıkta: 2026 sonunda enflasyonun yüzde 29,5-30,5 bandında kapanma ihtimali daha ağır basıyor. Bu, dezenflasyonun bittiği anlamına gelmez. Aksine düşüşün devam ettiğini ama TCMB’nin yüzde 28 tahmininin piyasa davranışı açısından fazla ince bir patikaya yaslandığını gösterir. Piyasa Katılımcıları Anketi’nde yıl sonu TÜFE beklentisinin yüzde 29,43’e yükselmesi de bu nedenle şaşırtıcı değil. Piyasa bazen Merkez Bankası’na itiraz etmez; sadece yanına küçük bir not düşer: “Ben biraz daha temkinliyim.”

 

Bu temkinin sebebi yalnız geçmiş alışkanlık değil. Türkiye’de enflasyon hafızası çok güçlü. 2001 krizinden sonra enflasyonla mücadelede başarı, yalnız faizle değil, bankacılık reformu, mali disiplin, kurumsal güven ve beklenti yönetimiyle geldi. 2018’de kur şoku, enflasyonun sadece talep meselesi olmadığını; kur, güven ve dış finansman kanalının fiyatlara ne kadar hızlı geçtiğini gösterdi. 2021 sonunda yıllık enflasyon yüzde 36,08’e çıktı. 2022 sonunda yüzde 64,27 oldu. 2023 sonunda yüzde 64,77 seviyesinde kaldı. 2024 yılını yüzde 44,38 ile kapattık. 2025 sonunda yüzde 30,89’a indik. Bu düşüş önemli; ama bu geçmişin bıraktığı hafıza hâlâ masada.

 

Ekonomide hafıza biraz yaşlı akraba gibidir. Siz konuyu kapattığınızı sanırsınız, o sofrada yeniden açar. Piyasa da böyledir. “Bu kez farklı” cümlesini duyar, tebessüm eder, sonra rezervlere, kura, faize, bütçeye, enerjiye, beklenti anketlerine ve fiyatlama davranışına bakar. Çünkü piyasa iyi niyetle değil, tekrarla ikna olur.

 

Bugün TCMB’nin politika faizi yüzde 37. Ağustos PPK kararında faiz sabit tutuldu ve kararların orta vadede yüzde 5 enflasyon hedefine ulaşacak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleneceği vurgulandı. Ben bu noktada Merkez Bankası’nın yakın vadede aceleci bir gevşeme alanı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü yıllık enflasyon hâlâ yüzde 31,5; yıl sonu beklentisi yüzde 29’un üzerinde; 24 ay sonrası beklenti yüzde 18 seviyesinde. Yani piyasa daha düşük enflasyonu fiyatlıyor ama henüz tam teslim olmuş değil. Teslim olmamış piyasanın önünde erken faiz indirimi yapmak, yangın sönmeden camı açmaya benzer. İçeri hava girer ama köz de canlanabilir.

 

Bu nedenle benim politika okuma cümlem net: TCMB’nin sıkı duruşu koruması gerekir; son çeyrekte sınırlı bir faiz indirimi ihtimali masadan tamamen kalkmaz ama bu ancak aylık enflasyonun belirgin biçimde yumuşaması, beklentilerin aşağı gelmesi ve kur tarafında sakinliğin korunmasıyla anlamlı olur. Aksi halde erken gevşeme, enflasyonu düşürmekten çok beklentiyi bozar. Türkiye ekonomisi bunu defalarca yaşadı; artık bu filmi uzatılmış versiyonuyla izlemeye gerek yok.

 

Rezerv tarafı burada önemli bir destek unsuru. Ağustos ortasında TCMB brüt rezervlerinin 183,5 milyar dolar seviyesine yükseldiği, swap hariç net rezervlerde de toparlanmanın sürdüğü açıklandı. 21 Ağustos haftasında brüt rezervlerin 188 milyar doların üzerine çıktığı görüldü. Rezerv birikimi, kur üzerindeki psikolojik baskıyı azaltır. Ama rezerv tek başına enflasyonu düşürmez. Rezerv güven verir; enflasyonu kalıcı düşüren şey, para politikasının tutarlılığı, maliye politikasının eşgüdümü ve fiyatlama davranışındaki kırılmadır.

 

Burada maliye politikasını ayrıca yazmak gerekir. Çünkü enflasyonla mücadeleyi sadece Merkez Bankası’na bırakmak, kalabalık bir evi tek elektrik süpürgesiyle temizlemeye benzer. Bir odada faizle temizlik yapılırken diğer odada kamu fiyat ayarlamaları, vergi artışları, ücret baskısı ve harcama genişlemesi varsa, toz yine dolaşır. Para politikası sıkı kalırken maliye politikasının da talep yönetimi, vergi öngörülebilirliği ve kamu fiyatlaması üzerinden aynı yöne bakması gerekir. Aksi halde Merkez Bankası frene basar, başka bir yerden gaz verilir. Ekonomi de haliyle “ben şimdi ne yapıyorum?” diye hafifçe savrulur.

 

Şirketler açısından bu dönem çok kritik. Ben yönetim ve finans danışmanlığı tarafında bu tabloyu şöyle okurum: 2026’nın son çeyreğinde bütçeler tek varsayımla yapılmamalı. Kur, faiz, hammadde, enerji, ücret ve tahsilat vadeleri yeniden çalışılmalı. Enflasyon düşüyor diye fiyatlama disiplini gevşetilmemeli; faiz yüksek diye yatırım kararı otomatik ertelenmemeli. Çünkü böyle dönemlerde en büyük hata, ekonomiyi tek değişkenle okumaktır. Sadece faize bakan kur riskini kaçırır. Sadece kura bakan talep daralmasını kaçırır. Sadece enflasyona bakan nakit akışını kaçırır. Nakit akışı ise kimseye naz yapmaz; bozulduğu gün çok açık konuşur.

 

Benim yıl sonu piyasa okuması da bu çerçevede şekilleniyor. Enflasyonun yılı yüzde 29,5-30,5 aralığında kapatması, dolar/TL’nin kontrollü biçimde yukarı eğilimini sürdürerek yıl sonuna doğru 51-53 bandına yaklaşması, politika faizinde ise sert ve hızlı bir gevşemeden çok bekle-gör disiplininin korunması daha olası görünüyor. Bu tabloda TL varlıklar için hikâye bitmez; fakat hikâyenin devamı güvene bağlı kalır. Rezerv güçlü kalır, aylık enflasyon yüzde 1,5 civarına yaklaşır, beklentiler aşağı gelir ve maliye politikası aynı yöne bakarsa piyasa bunu satın alır. Ama enflasyon beklentisi yeniden bozulur, kur geçişkenliği artar ve erken gevşeme sinyali güçlenirse, piyasa çok hızlı şekilde “faiz indirimi” değil “risk primi” konuşmaya başlar.

 

Enflasyonla mücadelede en zor dönem ilk düşüş değil, ikinci aşamadır. Çünkü yüksek seviyeden iniş baz etkisiyle daha görünür olur. Asıl sınav yüzde 30’lardan yüzde 20’lere, sonra yüzde 20’lerden kalıcı tek haneye inmektir. İlk bölümde grafik konuşur. İkinci bölümde davranış konuşur. Üçüncü bölümde kurumlara güven konuşur. Türkiye şu anda ikinci bölüme geçmeye çalışıyor. İşin ciddiyeti tam burada.

 

Bu nedenle TCMB’nin tahmin revizyonunu felaket gibi okumam. Revizyon, gerçekliği kabul etmektir. Ama revizyonların sıklaşması, tahminin çıpa olma gücünü azaltır. Merkez Bankası tahmin yayımladığında piyasa “bu hedef mi, temenni mi, yoksa bir sonraki rapora kadar geçerli ara durak mı?” diye sormaya başlarsa, para politikasının işi zorlaşır. Faiz yüksek kalır ama ikna gücü zayıflarsa, ekonomi pahalı parayla düşük güven arasında sıkışır. Bu, hiçbir ülkenin severek seçtiği bir menü değildir.

 

Bugün benim Merkez Bankası raporundan çıkardığım ana sonuç şu: TCMB sıkı durmak zorunda, piyasa temkinli kalmakta haklı, yıl sonu enflasyonunda yüzde 28 değil, yüzde 30’a yakın bir kapanış daha gerçekçi görünüyor. Bu kötü haber değil; yeter ki doğru okunsun. Kötü haber, veriyi görüp de davranışı görmemek. (Bu özel hayatta da aynı; hareket yoksa, aksiyon yoksa lüzumu yoktur.)

 

Çünkü enflasyonla mücadele sadece fiyatları indirme meselesi değildir. Enflasyonla mücadele, insanlara ve piyasalara şu duyguyu yeniden verebilmektir: “Önümüzdeki ay ne olacağını az çok tahmin edebiliyorum.” İşte gerçek istikrar budur. Faiz kararından, rapor sunumundan ve grafiklerden daha değerlidir.

 

Ekonomi bazen çok sade konuşur. Merkez Bankası “tahminimi yükselttim” der. Piyasa “ben zaten bekliyordum” der. Vatandaş etikete bakar. Şirket nakit akışını açar. Banka kredi fiyatını günceller. Yatırımcı da hafızasını silmez; sadece yeni veriyle dosyayı yeniden isimlendirir.

 

Benim son cümlem şu olur: Merkez Bankası’nın bugün en büyük sınavı faizi yüksek tutmak değil; piyasanın “bu kez gerçekten kalıcı bir düşüş geliyor” cümlesine inanmasını sağlamak. Çünkü enflasyon rakamla düşer gibi görünür, ama güvenle yerleşir. Güven yoksa, her tahmin bir sonraki revizyonun gölgesinde kalır.

 

 

 

sezerkoyun@cratone.com

 

 

Yasal not
Bu yazı genel ekonomik değerlendirme niteliğindedir; yatırım tavsiyesi değildir.

Herhangi bir döviz, altın, hisse senedi, tahvil, fon, mevduat, kredi ürünü veya

finansal araç için alım satım önerisi, hedef fiyat ya da getiri vaadi içermez.

 

Yazıda yer alan tahmin ve değerlendirmeler;
kamuya açık veriler, resmi açıklamalar ve

genel makroekonomik analiz çerçevesinde yapılmıştır.

 

Enflasyon, faiz, kur, rezervler ve finansal piyasa koşulları;

merkez bankası kararları, maliye politikası, küresel faizler, enerji fiyatları,

jeopolitik gelişmeler ve beklenti kanalıyla değişebilir.

 

Referanslar

TCMB Enflasyon Raporu 2026-III ve Başkan Fatih Karahan’ın bilgilendirme toplantısı;

TCMB Ağustos 2026 PPK kararı;

TCMB Ağustos 2026 Piyasa Katılımcıları Anketi;

TÜİK Ağustos 2026 TÜFE ve Yİ-ÜFE verileri;

Bloomberg HT TCMB enflasyon tahmini ve

Commerzbank değerlendirmesi haberleri;

Bloomberg HT TCMB rezerv haber akışı;

TCMB tarihsel TÜFE verileri.

 



Bu yazı 91 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA