BYD dosyası yatırım teşviklerinin maliyetini, beyaz et soruşturması ise piyasa denetiminin sınırını yeniden tartışmaya açıyor. Kayıtlı çalışan şirket için mesele artık yalnız vergi değil; adil rekabet, öngörülebilir kural ve finansman yükü.
Türkiye’de iş yapmak bazen sadece üretmek, satmak, ihracat yapmak ya da vergi ödemek değildir. Aynı anda teşvikleri, denetimleri, mevzuatı, kur riskini, finansman maliyetini ve kayıt dışı rekabeti yönetmektir. İşletme sahibi sabah bankayla, öğlen vergiyle, akşam piyasa fiyatıyla uğraşır. Devletle ilişkisi de çoğu zaman romantik değil, oldukça muhasebeseldir.
Son günlerde iki haber bu ilişkiyi yeniden gündeme taşıdı. İlki BYD’nin Türkiye’de planladığı fabrika yatırımına ilişkin belirsizlik. İkincisi, beyaz et sektöründe fiyatlamaya yönelik iddialar kapsamında yürütülen operasyon ve 13 şirkete denetim kayyumu atanması. Birisi yatırım teşviki, diğeri piyasa denetimi gibi görünüyor. Aslında ikisi aynı soruyu sorduruyor: Türkiye’de kurallar yatırımcıyı, tüketiciyi ve kayıtlı çalışan işletmeyi aynı anda koruyabiliyor mu?
BYD dosyası bu açıdan önemli. Türkiye, elektrikli araç dönüşümünde kendine yer açmak istiyor. Çinli üreticiler Avrupa pazarına erişim, gümrük düzenlemeleri ve üretim maliyetleri nedeniyle yeni lokasyon ararken, Türkiye de bu rekabette avantajlı bir üretim üssü olmayı hedefledi. BYD ile yapılan anlaşma yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırım, yıllık 150 bin araç kapasitesi ve 5 bin kişiye kadar doğrudan istihdam vaadiyle duyurulmuştu. Kâğıt üzerinde güçlü bir sanayi politikası hamlesiydi. Böyle projelerde amaç sadece fabrika kurmak değildir; tedarik zinciri, yan sanayi, teknoloji transferi, ihracat kapasitesi ve istihdam etkisi yaratmaktır.
Fakat teşvikli yatırım anlaşmalarında asıl mesele niyet değil, gerçekleşmedir. Eğer yatırım gecikirse ya da askıya alınırsa, verilen vergi avantajlarının kamuya maliyeti tartışılmaya başlar. Bloomberg HT’de yer alan değerlendirmelerde BYD’nin Türkiye kararının vergi kaybı açısından 500 milyon dolara yaklaşabilecek bir risk doğurabileceği ifade edildi. Bakanlık tarafı ise yatırım anlaşmasının, yükümlülüklerin ve teminatların geçerliliğini koruduğunu; hiçbir şirkete ayrıcalık tanınmadığını ve kamu yararının korunduğunu açıkladı. Bu açıklama önemli, çünkü teşvik sistemi ancak taahhüt ve yaptırım dengesiyle çalışır. Aksi halde teşvik, sanayi politikası olmaktan çıkar; kamu gelirinden özel şirkete yazılmış pahalı bir opsiyona dönüşür.
Türkiye’nin teşvik geçmişi uzun. 1980 sonrası ihracata dayalı büyüme modelinde teşvikler sanayi dönüşümünün parçasıydı. 1990’larda bölgesel teşvikler ve vergi avantajları daha çok yatırım çekme aracı olarak kullanıldı. 2000’lerde otomotiv ve beyaz eşya gibi sektörlerde Türkiye, üretim ve tedarik zinciri gücüyle önemli bir konum elde etti. Son dönemde ise elektrikli araç, batarya, savunma, enerji ve yeşil dönüşüm alanlarında teşviklerin yeniden stratejik araç olarak kullanıldığını görüyoruz. Burada sorun teşvikin varlığı değil. Sorun, teşvikin ölçülmesi, taahhüdün izlenmesi ve gerçekleşmeyen yatırımda kamu zararının nasıl telafi edileceğidir.
Kayıtlı çalışan yerli işletme açısından bu daha da hassas. Çünkü o işletme vergisini, SGK’sını, KDV’sini, stopajını, enerji faturasını ve finansman giderini düzenli öderken; büyük yatırımcıya verilen avantajın gerçekten yatırıma dönüşmesini bekler. Dönüşmezse sistemin adalet duygusu zedelenir. Büyük oyuncu teşviki kullanır, yerli KOBİ vergiyi taşırsa orada piyasa güveni aşınır. Bu cümle siyasi değil; bilanço cümlesidir.
Beyaz et soruşturması da başka bir taraftan aynı dosyaya giriyor. Kamuya yansıyan bilgilere göre sektörde rekabeti ihlal ederek fiyatları tüketici aleyhine yönlendirme iddiaları kapsamında 32 kişi hakkında işlem yapıldı ve 13 şirkete denetim kayyumu atandı. Soruşturmanın hukuki sonucu yargı süreciyle netleşir; bu nedenle peşin hüküm kurmak doğru olmaz. Ancak piyasa açısından görünen risk şudur: Gıda fiyatları bu kadar hassas bir başlıkken, rekabet ihlali iddiası bile fiyatlama davranışına ve tüketici güvenine doğrudan temas eder.
Beyaz et, Türkiye’de sıradan bir tüketim kalemi değil. Gelir sıkıştığında hanehalkı kırmızı etten beyaz ete daha fazla yönelir. Bu nedenle tavuk fiyatındaki artış, yalnız sektör içi marj meselesi değildir; dar gelirli tüketicinin protein maliyetidir. Gıda enflasyonu zaten enflasyon beklentisini bozan en hassas alanlardan biri. Böyle bir dönemde fiyatlama iddiaları, denetim adımları ve kayyum uygulaması piyasada iki ayrı etki yaratır. Bir tarafta tüketici korunmak istenir. Diğer tarafta şirket yönetimi, tedarik zinciri, yatırım iştahı ve sektör güveni etkilenir. Devletin denetimi gerekli olabilir; ama denetim mekanizmasının öngörülebilir ve ölçülü işlemesi de en az denetimin kendisi kadar önemlidir.
Tarihsel olarak Türkiye’de gıda piyasası sık sık denetim ve fiyat tartışmasının merkezinde oldu. 1970’lerde arz sıkıntıları ve fiyat kontrolleri, piyasa mekanizmasının ne kadar kolay bozulabileceğini gösterdi. 1990’larda yüksek enflasyon döneminde gıda fiyatı, enflasyon hafızasının ana parçalarından biri haline geldi. 2021 sonrası dönemde kur, enerji, gübre ve lojistik maliyetlerinin gıda fiyatlarına geçişini yeniden gördük. Bugün beyaz et dosyası bu hafızanın üzerine geliyor. Tüketici fiyat artışına çok duyarlı; üretici ise maliyet artışının ne kadarının fiyatlara yansıtılabileceğini hesaplıyor. Bu ikisinin arasında devlet, hem hakem hem oyuncu gibi görünmemek zorunda.
Burada kritik çizgi şu: Rekabeti bozduğu iddia edilen davranış varsa, denetlenmelidir. Fakat piyasa düzeni yalnız operasyonla kurulmaz. Kalıcı düzen; şeffaf veri, öngörülebilir mevzuat, etkin Rekabet Kurumu süreci, hızlı yargı, açık yaptırım ve eşit uygulamayla kurulur. Şirketler hangi davranışın hangi sonucu doğuracağını net bilmelidir. Tüketici de fiyatların gerçekten rekabetle mi, maliyetle mi, yoksa koordineli davranışla mı yükseldiğini anlayabilmelidir. Aksi halde herkes birbirinden şüphe eder. Şüphe de piyasalarda ucuz bir duygu değildir; finansman maliyetine dönüşür.
Vergi tarafında ise mesele daha geniş. Türkiye’de kayıtlı işletme ciddi bir maliyet taşıyor. Vergi, SGK, KDV, stopaj, e-fatura, denetim, finansman maliyeti ve mevzuat yükü şirketin günlük hayatının parçası. Kayıt dışı çalışan ya da eksik kayıtla rekabet eden işletme ise maliyetini sistemin dışına atıyor. Bu durumda, kayıtlı çalışan şirket cezalandırılmış gibi hissediyor. Üstelik yüksek faiz döneminde krediye erişim de zor. KOBİ bankaya gittiğinde teminat soruluyor, vergi dairesine gittiğinde ödeme bekleniyor, pazara çıktığında kayıt dışı rakiple fiyat yarışına giriyor. Buna ekonomi literatüründe başka isimler bulunabilir; sahadaki adı yorgunluk.
Önümüzdeki bir ayda bu iki dosyanın etkisi birkaç kanaldan izlenecek. BYD tarafında yatırım taahhüdü, teşviklerin askıya alınması, vergi kaybı riski ve teminat mekanizması daha fazla tartışılır. Eğer yatırımın takvimi netleşmezse, otomotivde teşvik politikası, ithalat vergileri ve elektrikli araç fiyatları yeniden gündeme gelir. Türkiye’nin Çinli üreticileri çekme stratejisi açısından bu dosya sembolik önem taşır. Bir yatırımın gecikmesi tek başına sanayi politikasını bitirmez; ama teşvik tasarımındaki zayıf noktaları görünür kılar.
Beyaz et tarafında ise soruşturma süreci, şirketlerin faaliyet devamlılığı, tedarik zinciri ve fiyat davranışı izlenecek. Denetim kayyumu atanan şirketlerde üretim ve arzın aksamaması kritik. Çünkü gıda sektöründe arz sorunu fiyatı düşürmez; tam tersine artırabilir. Denetimin tüketici lehine sonuç üretmesi için tedarik zincirinin çalışması gerekir. Aksi halde iyi niyetli müdahale bile piyasada yan etki yaratabilir. Ekonomi bazen ilaç prospektüsü gibidir; etki kadar yan etki de okunmalıdır.
Bu iki başlık BIST için de önemlidir. Otomotiv, gıda, perakende, tarım, lojistik ve bankacılık hisseleri bu tür haber akışlarından farklı etkilenir. Teşvik belirsizliği yabancı yatırım algısını etkileyebilir. Gıda soruşturması ise şirket değerlemelerinde regülasyon riskini öne çıkarabilir. Bankalar açısından kayıtlı işletmelerin finansman yükü ve nakit akışı hâlâ belirleyici. Vergi ve denetim baskısı arttıkça, bilanço dayanıklılığı daha önemli hale gelir.
Sonuç olarak, mesele tek bir şirket ya da tek bir sektör değil. BYD dosyası bize teşvikin maliyetini, beyaz et soruşturmasının piyasa denetiminin sınırını, kayıtlı işletmelerin ise vergi ve finansman yükünün gerçek ağırlığını gösteriyor. Türkiye’nin ihtiyacı, yatırımcıya kapıyı açarken kamu gelirini koruyan, tüketiciyi savunurken arz zincirini bozmayan, kayıtlı çalışanı cezalandırmadan kayıt dışıyla mücadele eden bir düzen.
Bu kolay değil. Ama kolay olmadığı için zaten ekonomi yönetimi var. Yoksa herkes vergi teşvikini dağıtır, fiyatı denetler, sonra da piyasanın kendiliğinden güven üretmesini beklerdi. Piyasa bu kadar nazik bir kurum değil.
Bugün sorulması gereken soru net: Türkiye yatırım çekmek, fiyat istikrarı sağlamak ve kayıtlı ekonomiyi büyütmek istiyorsa, teşvik ile vergi adaletini aynı masada konuşmak zorunda. Çünkü yatırım gelmezse, teşvik kamuya yük olur. Rekabet bozulursa, fiyat tüketiciye yük olur. Kayıt dışı büyürse, fatura kayıtlı çalışana kalır.
Ekonomi bazen karmaşık görünür ama bu dosyada hesap oldukça basit: Teşvik kime gidiyor, fatura kime kalıyor?
Not: Bu yazı yatırım tavsiyesi değildir. Herhangi bir şirket, sektör, hisse senedi, tahvil, döviz, fon veya finansal araç için alım-satım önerisi, hedef fiyat ya da getiri vaadi içermez. Yazıda geçen şirket ve sektörlere ilişkin değerlendirmeler kamuya açık haberler, resmi açıklamalar ve genel ekonomik analiz çerçevesinde yapılmıştır. Devam eden soruşturma ve incelemeler hakkında kesin hüküm içermez; iddialar yargı ve ilgili kurum süreçleriyle netleşecektir. Yatırım ve finansman kararları kişisel risk profili, şirket bilançosu, hukuki yükümlülükler ve profesyonel danışmanlık çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Referanslar: Bloomberg HT BYD Türkiye yatırımının askıya alınması ve vergi kaybı riski haberleri; Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın BYD yatırım anlaşmasına ilişkin açıklaması; Bloomberg HT beyaz et sektörüne operasyon haberi; Rekabet Kurulu’nun beyaz et sektörüne ilişkin geçmiş kararları ve Bloomberg HT haber akışı; Türkiye’de yatırım teşvikleri, gıda enflasyonu, vergi ve finansman koşullarına ilişkin kamuya açık ekonomik veri ve haberler.