|
Tweet |
Adjust Türkiye ve Afrika Satış Lideri Mert Altunkaş
Mobil uygulama pazarında rekabet,
artık yalnızca daha fazla kullanıcı kazanmakla ilgili değil.
Asıl başarı;
kazanılan kullanıcıların,
uygulamaya geri dönmesini sağlayabilmekten geçiyor.
Bu nedenle;
elde tutma oranı (retention), bugün yalnızca bir performans metriği değil;
ürünün kullanıcıya sunduğu değerin,
pazarlama stratejisinin ve sürdürülebilir büyümenin;
en güçlü göstergesi olarak, öne çıkıyor.
Yüksek indirme rakamları, kısa vadeli başarı yaratabilir.
Ancak; kullanıcı, ilk oturumdan sonra uygulamayı terk ediyorsa;
edinilen her yeni kullanıcı, aslında; kaybedilen büyüme fırsatına dönüşür.
Gerçek büyüme;
kullanıcı kazanımı (UA) ile
elde tutma stratejilerinin birlikte yönetildiği, veriye dayalı bir yaklaşımla mümkün olur.
Mobil pazarlamacılar için elde tutmayı güçlendirecek, 10 kritik strateji şöyle:
1. Ölçmeden yönetemezsiniz
Elde tutmayı artırmanın ilk adımı; doğru ölçümleme yapmaktır.
Tıklama/dönüşüm izleme (attribution) verileri ve kohort analizleri, kullanıcıların;
hangi noktada uygulamadan uzaklaştığını,
hangi kampanyaların uzun vadeli değer yarattığını ve
hangi kullanıcı gruplarının en yüksek potansiyele sahip olduğunu ortaya koyar.
Doğru veri olmadan yapılan elde tutma çalışmaları, çoğu zaman varsayımlara dayanır.
2. Kullanıcıyı mümkün olduğunca hızlı “değer” ile buluşturun
Bir kullanıcı, uygulamayı neden indirdiyse;
o faydayı, mümkün olan en kısa sürede deneyimlemelidir.
Uzun kayıt süreçleri,
karmaşık kullanıcı karşılama (onboarding) akışları veya
gereksiz adımlar, ilk deneyimi olumsuz etkiler.
Kullanıcı ne kadar hızlı değer görürse,
uygulamaya geri dönme olasılığı da o kadar artar.
3. Kullanıcı Kazanımı ile Elde Tutmayı birlikte yönetin
Elde tutma, aslında;
kullanıcı kazanım stratejisinin ne kadar doğru olduğunu gösterir.
Yanlış hedef kitleye ulaşan başarılı bir kampanya, yüksek indirme sağlayabilir,
ancak; uzun vadede, düşük elde tutma ve düşük yaşam boyu değer (LTV) üretir.
Başarı, en fazla kullanıcıyı kazanmak değil; doğru kullanıcıyı kazanmaktır.
4. Kullanıcı karşılama sürecini, bilgi vermek için değil;
güven oluşturmak için tasarlayın
İlk kullanım deneyiminde,
kullanıcıya; tüm özellikleri anlatmaya çalışmak yerine,
uygulamayı rahatlıkla kullanabileceğine dair; güven vermek, daha değerlidir.
Başarılı kullanıcı karşılama süreçleri, kullanıcıyı yormaz, ilk başarı hissini yaşatır.
5. Kişiselleştirmeyi, varsayımlarla değil; davranışlarla yapın
Yeni bir kullanıcı,
sadık bir müşteri veya
uzun süredir uygulamaya girmeyen bir kullanıcı;
aynı iletişimi almamalıdır.
Davranış bazlı kişiselleştirme sayesinde;
öneriler daha anlamlı,
mesajlar daha zamanında ve
kullanıcı deneyimi daha değerli hale gelir.
6. Kullanıcıları, yaşam döngülerine göre yönetin
Elde tutma stratejilerinde, tek tip yaklaşım başarı getirmez.
Yeni kazanılan kullanıcıların,
aktif kullanıcıların ve
uygulamadan uzaklaşma eğilimi gösteren kullanıcıların ihtiyaçları farklıdır.
Yaşam döngüsüne göre segmentasyon yapmak;
doğru zamanda, doğru aksiyonu almayı sağlar.
7. Tüm iletişim kanallarını, tek bir strateji altında birleştirin
Anlık bildirimler (push notification), e-posta, uygulama içi mesajlar ve
yeniden hedefleme (retargeting) kampanyaları; birbirinden bağımsız ilerlememelidir.
Kullanıcıya, aynı anda çok sayıda mesaj göndermek yerine;
her temas noktasının, belirli bir amacı olmalı ve bütüncül bir deneyim sunmalıdır.
8. Kullanıcı kaybı gerçekleşmeden sinyalleri yakalayın
Kullanıcılar, uygulamayı çoğu zaman aniden terk etmez.
Oturum sıklığındaki düşüş,
belirli özelliklerin kullanılmaması veya
etkileşim alışkanlıklarının değişmesi,
yaklaşan kullanıcı kaybının (churn) önemli işaretleridir.
Bu sinyalleri, erken tespit eden ekipler;
kullanıcıyı, kaybetmeden önce harekete geçebilir.
9. Kullanıcılara, geri dönmeleri için gerçek bir neden sunun
Başarılı yeniden etkileşim stratejileri, yalnızca “geri gel” mesajı göndermez.
Yeni bir özellik, kişiselleştirilmiş içerik, kullanıcıya özel öneriler veya
kaçırılmış bir deneyim sunmak; uygulamaya dönmek için gerçek bir değer yaratır.
10. Elde tutmayı bir kampanya değil, sürekli gelişen bir büyüme stratejisi olarak görün
Kullanıcı beklentileri; sürekli değişiyor, rekabet; her geçen gün artıyor.
Bu nedenle;
elde tutma, belirli dönemlerde yürütülen bir pazarlama faaliyeti değil;
ürün geliştirme, pazarlama ve veri ekiplerinin birlikte yönettiği;
sürekli optimize edilen, stratejik bir süreçtir.
Kullanıcı kazanımı tarafında yapılan her iyileştirme,
elde tutmayı etkilerken;
elde tutma analizlerinden elde edilen içgörüler de
kullanıcı kazanım stratejilerini, daha verimli hale getirir.
Önümüzdeki dönemde;
mobil uygulama ekosisteminde rekabet,
yalnızca daha fazla kullanıcı kazanmak üzerinden şekillenmeyecek.
Fark yaratan markalar;
kullanıcı davranışını doğru analiz eden,
ilk deneyimde değer sunan ve
elde tutmayı, tüm büyüme stratejisinin merkezine koyanlar; olacak.