Bugun...


Sezer KOYUN

facebook-paylas
Doların oyunu
Tarih: 07-09-2026 22:02:00 Güncelleme: 07-09-2026 22:02:00


Washington’da bir satır, İstanbul’da bir limit…

 

ABD Hazine Bakanlığı’nın bir Türk yatırım bankasını OFAC yaptırım listesine alması ilk bakışta tek bir kurumun uyum ve yaptırım dosyası gibi okunabilir. Ben daha büyük bir yere bakıyorum. Küresel finans sisteminde para kimin hesabında durursa dursun, o paranın hangi ödeme koridorundan geçeceğine kim karar veriyor? Doların gerçek gücü rezerv para olmasından ibaret değil; muhabir bankacılık, clearing, yaptırım hukuku ve finans kuruluşlarının risk iştahıyla birlikte çalışıyor. Bazen Washington’da yayımlanan birkaç satır, İstanbul’da bir kredi limitinden daha hızlı sonuç üretebiliyor.

 

Washington profesyonel hayatımda hiçbir zaman yabancı bir şehir olmadı.

 

American Chamber of Commerce masalarında, Beyaz Saray toplantılarında, Citi’nin rooftop kokteyllerinde konu bazen yatırım, bazen savunma, bazen ticaret, bazen finansman olurdu. Fakat yıllar içinde aynı gerçeğin farklı versiyonlarını çok kez gördüm: Uluslararası finans dünyasında parayı bulmanız yetmez. Paranın geçeceği koridora da kabul edilmeniz gerekir.

 

ABD’de, İsrail’de, Fas’ta, Yunanistan’da, Kazakistan’da yaşayınca sistemlerin birbirinden ne kadar farklı olduğunu da görüyorsunuz. Mevzuat farklıdır, siyasi refleks farklıdır, bankacılık kültürü farklıdır. Ama büyük ticaretin bir noktasında karşınıza hep aynı sorular çıkar:

Hangi para birimi?

Hangi muhabir banka?

Hangi clearing sistemi?

Hangi yaptırım listesi?

Ve günün sonunda en tatsız soru:

Karşı banka bu riski almak istiyor mu?

 

Çünkü bankacılıkta “bu işlem hukuken yapılabilir” cümlesiyle “bu işlemi bir banka taşımaya razıdır” cümlesi aynı şey değildir.

 

Aradaki fark bazen milyon dolarlık bir kredi limitidir.

(Bir bankanın bilançosu kendi ülkesinde olabilir; fakat erişimi her zaman küresel bir denge.)

 

4 Eylül’de bu mekanizmayı Türkiye açısından yeniden düşünmemizi gerektiren bir gelişme yaşandı.

 

ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı OFAC, Golden Global Yatırım Bankası ile Golden Global Varlık Kiralama ve Golden Global Portföy Yönetimi’ni İran yaptırım programı kapsamında SDN listesine ekledi. ABD Hazinesi, bankanın İran bağlantılı bazı finansal işlemlerde rol aldığı ve İranlı finansal kuruluşlara muhabir bankacılık erişimi sunduğu iddiasında bulunuyor. Karar, İran’ın finansal bağlantılarını hedefleyen ve 24 Ağustos’ta başlatılan Operation Economic Outcast kapsamında alındı. (U.S. Department of the Treasury)

 

Burada hukuken önemli bir çizgiyi en başta çekmek gerekiyor.

 

Bu, ABD idari makamının yaptırım kararıdır. Türkiye’de verilmiş bir mahkûmiyet kararı değildir.

 

Golden Global Bank da aynı gün KAP üzerinden yaptığı açıklamada ABD Hazine Bakanlığı’nın ileri sürdüğü iddiaları açık biçimde reddetti. Banka, kararda adı geçen kişi ve kuruluşların müşterisi olmadığını, söz konusu taraflarla doğrudan veya dolaylı işlem yapmadığını bildirdi ve yerel ve uluslararası hukuk yollarına başvuracağını açıkladı. (Kap)

 

Dolayısıyla benim bu yazıda tartıştığım konu “ABD haklı mı, banka haklı mı?” değil.

Bunun cevabı varsa belge, itiraz ve hukuk süreciyle ortaya çıkar.

Ben finansal mekanizmayla ilgileniyorum.

Çünkü iddianın doğruluğundan bağımsız olarak, OFAC kararının finansal sonucu gerçektir.

 

OFAC Dünya Mahkemesi değil. Ama dolar da sıradan bir para değil.

Bazen yaptırım tartışmalarında iki uç yaklaşım görüyorum.

 

Bir taraf “Amerika ne derse bütün dünyada hukuk odur” gibi davranıyor.

Değil.

 

Diğer taraf ise “ABD kararı bizi neden ilgilendirsin?” diyor.

O da finans dünyasında pek öyle çalışmıyor.

 

OFAC’ın yetkisi Amerikan hukukundan geliyor. Ancak dolar işlemlerinde ABD kişileri, ABD finans sistemi veya ABD’den geçen ödeme kanalları devreye girdiğinde hukuki bağlantı da ortaya çıkabiliyor. Bunun üzerine bir de secondary sanctions, yani ikincil yaptırım mekanizması ekleniyor.

 

ABD Hazinesi 4 Eylül kararında, listedeki kişilerin ABD’de bulunan veya ABD kişilerinin kontrolündeki malvarlığı ve haklarının bloke edildiğini, ABD kişileri tarafından bunlarla gerçekleştirilecek işlemlerin genel olarak yasak olduğunu açıkça belirtiyor. Ayrıca belirli işlemleri gerçekleştiren yabancı finans kuruluşlarının ABD’deki correspondent account veya payable-through account erişiminin yasaklanabileceğini ya da ağır koşullara bağlanabileceğini söylüyor. (U.S. Department of the Treasury)

 

İşte dosyanın gerçek finansal ağırlığı burada.

Çünkü bir yabancı banka için ABD pazarında şube açmak güzel olabilir.

Ama dolara erişmek zorunluluğu çok daha büyük bir meseledir.

Federal Reserve bugün de doların döviz işlemlerinde, sınır ötesi ödemelerde, resmi rezervlerde ve uluslararası borçlanmada merkezi konumunu koruduğunu açık biçimde belirtiyor. (Federal Reserve)

 

Bu nedenle ABD’nin finansal yaptırım gücü yalnızca ülke sınırlarından gelmiyor.

Para biriminin kullanım alanından geliyor.

(Bir işlem mevzuatta mümkün olabilir; bankanın onu taşımaya devam etmesi ise ayrı bir opsiyon.)

 

SWIFT değil, biraz daha derine bakalım

Burada sık yapılan başka bir hata var.

Yaptırım dendiğinde hemen “SWIFT’ten çıkarılır mı?” sorusu geliyor.

SWIFT önemli.

Ama SWIFT para değildir.

 

SWIFT temel olarak finansal mesajlaşma altyapısıdır. Ödeme talimatının kimden kime gideceğini iletir. Doların kendisinin mutabakatı ise muhabir banka hesapları, CHIPS ve Federal Reserve altyapısı gibi mekanizmalar üzerinden yürür.

 

BIS’in sınır ötesi ödeme sistemine ilişkin açıklaması bunu oldukça net tarif ediyor: bankalar arası uluslararası ödemelerin büyük bölümü nostro/vostro hesapları üzerinden çalışan muhabir bankacılık ağına dayanıyor; dolar işlemlerinin nihai mutabakatı ise ABD finansal altyapısında gerçekleşebiliyor. (Bank for International Settlements)

 

Basitleştirirsek:

SWIFT mektubu götürür.

Muhabir bankacılık paranın hangi hesaptan hangi hesaba geçeceğini mümkün kılar.

Clearing ve settlement ise işin gerçekten bittiği yerdir.

Dolayısıyla asıl güç çoğu zaman ekranda gördüğümüz mesajda değil, hesabı kimin tuttuğunda saklıdır.

(Muhabir bankacılığın görünmeyen ürünü çoğu zaman likidite.)

Bunu yıllardır uluslararası finansmanda görüyoruz.

 

Bir Türk şirketi Amerika’yla tek kuruş ticaret yapmıyor olabilir. Müşterisi başka ülkede, tedarikçisi başka ülkede olabilir. Ama işlem dolarla yapılıyorsa ödeme zincirinin bir yerinde Amerikan finans sistemiyle temas oluşabilir.

 

Daha da önemlisi, işlem teknik olarak Amerikan yaptırımına girmese bile muhabir banka kendi risk iştahı nedeniyle işlemi taşımamayı tercih edebilir.

 

İşte bu noktada hukukla ticari risk yönetimi birbirinden ayrılıyor.

Banka hukukçusu “yapılabilir” der.

Compliance “istemiyorum” diyebilir.

Kredi komitesi “müşteriyi seviyorum ama bu ülke/karşı taraf riskini taşımıyorum” diyebilir.

Muhabir banka ek belge isteyebilir.

Akreditif teyidi pahalanabilir.

Ödeme üç gün yerine sekiz gün sürebilir.

İşlem tamamen reddedilebilir.

Bunların hiçbiri yeni bir yaptırım kararı gerektirmez.

Piyasa kendi kendine risk azaltmaya başlayabilir.

Finans dünyasında buna de-risking diyoruz.

 

IMF, muhabir bankacılık ilişkilerinin geri çekilmesine ilişkin çalışmalarında yaptırım riski, AML/CFT yükümlülükleri, düzenleyici belirsizlik ve yüksek compliance maliyetlerinin bankaları özellikle dolar cinsi muhabir ilişkilerini azaltmaya yöneltebildiğini uzun süredir gösteriyor. (IMF eLibrary)

 

Bazen yaptırımın en pahalı kısmı yaptırım değildir.

Bankaların yaptırımdan korkarak aldıkları kararlar olabilir.

 

BNP Paribas bize neyi öğretti?

Burada geçmişten bir örnek önemli.

Ama örneği bugünkü Golden Global dosyasıyla hukuki veya olgusal olarak eşitlemediğimin altını özellikle çiziyorum.

 

2014 yılında Fransa merkezli BNP Paribas, Sudan, İran ve Küba’ya yönelik ABD yaptırımlarını ihlal ederek Amerikan finans sistemi üzerinden işlem gerçekleştirdiğini kabul etti. ABD Adalet Bakanlığı kayıtlarına göre banka 2004-2012 arasında yaptırım kapsamındaki taraflar adına ABD finans sistemi üzerinden 8,8 milyar doların üzerinde işlem gerçekleştirmişti.

 

Sonuç?

Toplam finansal ceza yaklaşık 8,97 milyar dolar oldu. Ayrıca ilgili faaliyet alanlarında bankanın ABD doları clearing işlemleri bir yıl süreyle askıya alındı. (Department of Justice)

 

Tekrar ediyorum:

Bu örneği iki bankanın davranışlarını karşılaştırmak için vermiyorum.

Golden Global hakkındaki ABD iddiaları banka tarafından reddediliyor ve süreç bugün itibarıyla tartışmalı.

 

BNP örneğinin anlattığı şey başka:

Bir bankanın genel merkezinin Paris’te olması, dolar işlemi Amerikan finans sistemine dokunduğunda Amerikan hukukunun önemini ortadan kaldırmıyor.

 

Coğrafya başka.

Settlement başka.

Bankacılık biraz böyle bir iş.

Haritada sınırlar çok nettir.

Para transferinde o kadar değil.

(Dolar sisteminin gücü tek bir kurumdan değil, birbirine bağlı bir .)

 

Şimdi Golden Global’e geri dönelim: Banka küçük, dosya neden büyük?

Golden Global, Türk bankacılık sistemi açısından aktif büyüklüğü yüksek bir banka değil.

KAP verilerine göre bankanın 30 Haziran 2026 itibarıyla konsolide varlıkları yaklaşık 32,1 milyar TL. Aynı tarihte BDDK verilerine göre Türk bankacılık sektörünün toplam aktif büyüklüğü yaklaşık 52,7 trilyon TL. Yani Golden Global’in aktif büyüklüğü sistemin kabaca yüzde 0,06’sı düzeyinde. (Kap)

 

Bu nedenle bugünkü bilgilerle “Türk bankacılık sistemi için sistemik kriz” anlatısı kurmak bana göre gerçekçi değil.

Zaten ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack da kararın Türkiye’yi veya Türk bankacılık sisteminin genelini değil, belirli kuruluşları hedeflediğini söyledi. (euronews)

 

Ben burada paniğe değil, mesaja bakıyorum.

Çünkü ABD Hazinesi 24 Ağustos’ta Operation Economic Outcast’ı başlatırken üçüncü ülkelerdeki finansal bağlantıları da hedefleyeceğini açıkça ilan etti. Dört gün sonra Banque Misr’in BAE kolunun ABD muhabir bankacılığı erişiminin kesilmesine yönelik FinCEN süreci başlatıldı. 4 Eylül’de Türkiye merkezli Golden Global ve iki iştiraki SDN listesine alındı. (U.S. Department of the Treasury)

 

Yani bu yalnız Türkiye’ye yönelik bir hamle olarak okunamaz.

 

Washington daha geniş bir finansal izolasyon stratejisi yürütüyor.

Bunu beğenebiliriz.

Eleştirebiliriz.

Etkin olup olmadığını tartışabiliriz.

Ama bankaların görmezden gelme lüksü yok.

Çünkü compliance departmanları dış politikayı oylamaz.

Riskini hesaplar.

 

Küçük bir ayrıntı: 19 Eylül

OFAC kararındaki benim özellikle baktığım ayrıntılardan biri General License CC.

ABD Hazinesi, Golden Global ve iki iştirakiyle ilgili belirli işlemlerin tasfiyesi için 19 Eylül 2026 saat 00.01 EDT’ye kadar sınırlı bir wind-down süresi tanıdı. Belirli koşullar altında mevcut işlemlerin kapatılmasına izin veriliyor; bloke edilmiş kişiye yapılacak ödemenin ise ABD’de bloke edilmiş faiz getirili hesaba yapılması gerekiyor. (OFAC)

 

Bu teknik ayrıntıyı önemsiyorum.

Çünkü yaptırım sistemlerinin nasıl çalıştığını gösteriyor.

Finans dünyasında kapıyı kapatmak bile operasyon gerektiriyor.

Kredi var.

Men kıymet var.

Fon var.

Ödeme talimatı var.

Vadesi gelmek üzere olan işlem var.

Karşı taraf var.

Müşteri var.

Bir sabah “artık yok” deyip muhasebe kayıtlarını buharlaştıramıyorsunuz.

Finans dünyası siyaset kadar hızlı konuşur ama muhasebe hâlâ çift taraflı kayıt tutar.

 

Türkiye için asıl risk nerede?

Ben bugün Golden Global dosyasından bütün Türk bankacılık sistemine doğrudan bir yaptırım sonucu çıkarmıyorum.

Bunu destekleyen bir veri yok.

 

Ancak ikinci tur davranış değişikliğini izlerim.

Büyük uluslararası bankalar Türkiye bağlantılı işlemlerde ek UBO sorgusu istemeye başlıyor mu?

 

Source of funds belgeleri ağırlaşıyor mu?

İran bağlantılı ticaret yapan şirketlere yaklaşım değişiyor mu?

Türkiye-Çin-BAE gibi çoklu işlem koridorlarında daha fazla due diligence uygulanıyor mu?

Akreditif teyit fiyatları değişiyor mu?

Dolar clearing süreleri uzuyor mu?

Daha küçük bankaların correspondent line’larında daralma görüyor muyuz?

Bunlar olursa mesele artık bir bankanın yaptırım listesinde bulunmasından çıkar, Türkiye’nin işlem maliyetine dönüşmeye başlar.

 

Burada kritik olan şey şu:

Uluslararası banka Türkiye’ye kredi vermeyi kesmek zorunda değildir.

Sadece bir işlemi eskisine göre biraz daha pahalı fiyatlayabilir.

Bir belge daha isteyebilir.

Bir limit biraz küçülebilir.

Bir vade kısalabilir.

Bir teyit komisyonu artabilir.

Ve bütün bu küçük değişiklikler şirketlerin finansman maliyetinde birikir.

Risk primi her zaman CDS ekranında başlamaz.

Bazen önce operasyon departmanında ortaya çıkar.

(Compliance dünyasında en pahalı dört harften biri hâlâ risk.)

 

Bir Türk ihracatçısı neden bunu okumalı?

Çünkü yaptırım hukuku yalnız bankaların hukuk departmanının meselesi değil.

Uluslararası çalışan şirket açısından da artık ticari kararın parçası.

Müşterinin müşterisini bilmek gerekiyor.

Nihai faydalanıcıyı bilmek gerekiyor.

Malın nereye gideceğini bilmek gerekiyor.

Ödemeyi kimin yapacağını bilmek gerekiyor.

Bankanın hangi muhabir üzerinden ödeme geçireceğini hesaba katmak gerekiyor.

 

Özellikle birkaç ülkeyi aynı anda dolaşan ticarette “ben malı X’e sattım, gerisini bilmiyorum” savunması finans dünyasında giderek daha az konforlu.

 

Bu yalnız İran için geçerli değil. Rusya yaptırımlarında, ihracat kontrollerinde, dual-use ürünlerde ve AML uygulamalarında aynı refleksi yıllardır görüyoruz.

 

Uluslararası ticaret artık satış departmanı ile bitmiyor.

Satış yapıyorsunuz.

Sonra hukuk geliyor.

Compliance geliyor.

Banka geliyor.

Sigortacı geliyor.

Lojistik geliyor.

En son para geliyor.

Bazen hiç gelmiyor.

İhracat departmanının pek romantik olmayan yeni dünyası bu.

 

Bir de doların egemenliği meselesi var

Bence yazının daha büyük tarafı burada.

Dünyada uzun süredir “dedolarizasyon” konuşuyoruz.

Çin yuanla ticareti artırıyor.

BRICS alternatif ödeme sistemleri tartışıyor.

Merkez bankaları altın rezervlerini büyütüyor.

Yerel para cinsinden ticaret anlaşmaları yapılıyor.

Bunların hepsi gerçek.

Ama doların gücünü yalnız merkez bankası rezervlerindeki payıyla ölçersek meselenin yarısını kaçırırız.

 

Doların gücü üç ayrı katta duruyor:

Varlık olarak dolar.

Finansman para birimi olarak dolar.

Ödeme ve mutabakat altyapısı olarak dolar.

Üçüncüsü daha az konuşuluyor.

Bazen en önemlisi de o.

 

Çünkü bir ülke rezervlerinde doların payını azaltabilir.

İki şirket ticaret sözleşmesini euroyla yapabilir.

Bir merkez bankası altın alabilir.

 

Ama dünya bankalarının muhabir ilişkileri, ticaret finansmanı, likidite havuzları, türev piyasaları ve borçlanma altyapısı büyük ölçüde dolar merkezli kalıyorsa sistemin finansal ağırlık merkezi kolay değişmiyor. Federal Reserve’in 2026 değerlendirmesi de doların hâlâ uluslararası döviz işlemlerinde, sınır ötesi ödemelerde ve uluslararası borçlanmada başat konumunu koruduğunu gösteriyor.

 

Bu nedenle doların rezerv para statüsü bana göre yalnız ekonomik ayrıcalık değil.

Jeopolitik bir altyapı avantajı.

Washington’ın elindeki en güçlü araçlardan biri her zaman uçak gemisi olmayabilir.

Bazen correspondent account yeter.

Finansçı tarafım bunu söylerken romantik davranmıyor.

Bilanço okuyorum.

 

Önümüzde üç patika görüyorum

Ben bugünkü bilgilerle yüzde 60 ağırlığı sınırlı ve kontrollü dosya senaryosuna veriyorum.

 

Golden Global yaptırımı kurum ve iştirakleriyle sınırlı kalır. Banka hukuki itiraz yollarını kullanır. General License CC kapsamındaki wind-down işlemleri tamamlanır. Büyük Türk bankalarının muhabir ilişkilerinde sistemik bir değişiklik olmaz; fakat bankalar İran ve bağlantılı işlem koridorlarında compliance kontrollerini belirgin biçimde artırır.

 

Bu durumda Türkiye bankacılığı açısından doğrudan bilanço etkisi sınırlı olur.

Ancak “uyum maliyeti” yükselir.

İkinci patikaya yüzde 25 ağırlık veriyorum.

 

Operation Economic Outcast kapsamında yeni üçüncü ülke finans kuruluşları listeye alınır ve global bankalar yalnız yaptırım uygulanan kurumlarla değil, benzer profilde gördükleri işlem koridorlarıyla da ilişkilerini daraltmaya başlar.

 

Burada de-risking ortaya çıkar.

Dolar işlemlerinde evrak yükü artar.

Muhabir banka limitleri seçici hale gelir.

Özellikle daha küçük finans kuruluşlarının trade finance erişimi pahalanabilir.

Tamamen yasal ve yaptırım dışı işlemler bile daha uzun sürede ve daha yüksek maliyetle gerçekleşebilir.

Bu senaryo Türkiye için kriz değildir.

Ama dış ticaret ve finansmanda sürtünmedir.

Ve sürtünmenin de bir fiyatı vardır.

 

Üçüncü, yaklaşık yüzde 15 ağırlık verdiğim risk patikası, Türkiye bağlantılı yeni kurum veya şirketlerin yaptırım listelerine eklenmesi ve bunun yabancı bankaların Türkiye risk iştahını daha genel biçimde etkilemeye başlaması.

 

Böyle bir tabloda mesele artık belirli bir bankanın boyutundan bağımsızlaşır.

Sendikasyon fiyatlaması, trade finance limitleri, Eurobond spreadleri ve yabancı yatırımcının ülke riski değerlendirmesinde compliance primi devreye girebilir.

Bugün bu senaryonun gerçekleştiğini söylemek için veri yok.

Ama finans danışmanı olarak düşük ihtimalli, yüksek maliyetli riskleri yok saymayı da doğru bulmam.

Risk yönetiminin amacı yalnız en olası senaryoyu tahmin etmek değildir.

Yanlış çıkarsanız ne kadar kaybedeceğinizi de bilmektir.

 

Benim için dosyanın özeti

Golden Global hakkındaki iddiaların doğru olup olmadığını ben bilmiyorum.

ABD Hazinesi kendi iddiasını ve hukuki dayanağını yayımladı.

Banka bunu açık biçimde reddetti ve hukuki itiraz yapacağını açıkladı.

Bundan sonrası hukuk ve belge meselesi.

Ama finansal ders şimdiden ortada.

Bir ülkenin para birimi küresel sistemde baskın hale geldiğinde, o parayı ihraç eden ülke yalnız faiz politikası üretmez.

 

Finansal erişim politikası da üretir.

Bu nedenle doların gücünü yalnız Fed’in bilançosunda, ABD’nin 40 trilyon dolarlık borcunda veya DXY grafiğinde aramak eksik.

Asıl güç bazen çok daha sessiz bir yerde.

Bir correspondent account’ta.

Bir compliance onayında.

Bir clearing talimatında.

Bir banka limitinde.

 

Washington’da geçirdiğim yıllarda finans dünyasının bana öğrettiği en gerçekçi şeylerden biri buydu:

Kimse size finansman sağlamak zorunda değil. Kimse işleminizi taşımak zorunda da değil.

 

Piyasa dostluk üzerinden çalışmaz.

Risk alırsa fiyat ister.

Risk almak istemezse daha da basit davranır:

“Hayır” der.

Golden Global dosyasının Türkiye açısından gerçek önemi bana göre tam burada.

Banka küçük olabilir.

Dosya küçük değil.

 

Çünkü bugün tartıştığımız şey tek bir bankanın bilançosundan daha büyük:

Küresel finans sisteminde egemenlik, yalnız kendi paranızı basabilmek midir; yoksa başkasının parasına ihtiyaç duyduğunuzda o paranın geçeceği yolu kimin kontrol ettiğidir?

 

Washington’da bir satır yazılır.

İstanbul’da bir limit değişir.

Doların gerçek gücü bazen tam olarak ikisinin arasındaki mesafedir.

 

sezerkoyun@cratone.com

 

 

Yasal Not

Bu yazı genel ekonomik, finansal ve jeopolitik değerlendirme amacıyla hazırlanmış olup yatırım tavsiyesi, hukuki görüş veya herhangi bir kişi ya da kuruluş hakkında suç isnadı niteliğinde değildir. Golden Global Yatırım Bankası ve iştiraklerine ilişkin ifadelerde ABD Hazine Bakanlığı/OFAC tarafından 4 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan resmi yaptırım kararı ve açıklamalarda ileri sürülen iddialar esas alınmış; bankanın aynı gün KAP üzerinden söz konusu iddiaları reddettiği ve hukuki başvuru yollarını kullanacağını açıkladığı özellikle dikkate alınmıştır. ABD makamlarının yaptırım kararı Türkiye’de verilmiş bir ceza mahkûmiyeti olarak değerlendirilmemelidir. Devam eden idari ve hukuki süreçlerin sonucu bu yazının yayımlandığı tarih itibarıyla kesin değildir. İleriye yönelik değerlendirmeler ve olasılık ağırlıkları mevcut kamuya açık veriler üzerinden oluşturulmuş kişisel ekonomik senaryo analizleridir. Herhangi bir banka, şirket, ülke, hisse senedi, tahvil, döviz veya finansal ürün için alım-satım önerisi veya getiri vaadi içermez.

Referanslar

Bu yazıda ABD Hazine Bakanlığı’nın 4 Eylül 2026 tarihli “Treasury Severs Iranian Regime’s Financial Lifelines in Türkiye” açıklaması; OFAC’ın 4 Eylül 2026 tarihli SDN liste güncellemesi ve Iran General License CC; Golden Global Yatırım Bankası’nın 4 Eylül 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu basın açıklaması; ABD Hazine Bakanlığı’nın 24 Ağustos 2026 tarihli Operation Economic Outcast duyurusu ve 28 Ağustos 2026 tarihli Banque Misr UAE muhabir bankacılık işlemi; OFAC’ın SDN ve yüzde 50 sahiplik kuralına ilişkin resmi açıklamaları; Federal Reserve ve New York Fed’in doların uluslararası rolü ve correspondent banking sistemine ilişkin yayınları; Bank for International Settlements’ın sınır ötesi ödemeler ve correspondent banking çalışmaları; IMF’nin correspondent banking ve de-risking araştırmaları; ABD Adalet Bakanlığı’nın 2014 BNP Paribas yaptırım davasına ilişkin resmi belgeleri; KAP Golden Global Yatırım Bankası 30 Haziran 2026 finansal verileri; BDDK Haziran 2026 Türk Bankacılık Sektörü ana göstergeleri; Reuters ve kamuya açık güncel haber akışı dikkate alınmıştır.



Bu yazı 92 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA