2 binli yıllardaki parasal genişlemeden bu yana adım adım rantiyeye kurban edilen, tüketimle büyümeyi model sayan, tüketimden toplanan vergilerle kasayı doldururken, ithalatı destekleyen, gelen sıcak parayla kuru baskılayan ve üretimi ithalat karşısında yenik duruma düşüren, özelleştirme adı altında da mirasyedi tavır sergileyen iktisadi bir zihniyetin hiç değişmeyen tavrının çıktılarını yaşıyoruz.
Parasal genişleme varken, paranın dünya genelinde yayıldığının farkında olmayan, kendilerine özgü bir para akışı olduğunu zanneden, geleni üretimi destekleyecek ar-ge benzeri alanlara kaydırarak finansman yapmak yerine borç haline dönüştüren ekonomi yönetiminin, 2018 ve sonrasında da fotoğrafı yanlış okuması ve temennilerle ekonomi yönetmeye kalkmasının faturasını ödüyoruz.
2026 yılına geldiğimizde sanayi ve ticaret odaları başkanlarından gelen açıklamalar, sanki bir sürprizmiş edasıyla medyada yer buluyor; ama yılların suskunluğunun çıktıları olduğu dile getirilmiyor.
Daha kısa süre önce kur korumalı mevduat açılımıyla ülkeye 60 milyar dolara mal olan, o arada döviz rezervlerini eritirken, faiz politikasıyla da piyasa faizlerini ve enflasyonu patlatan bir işbilmezliğin çıktısını, şimdi başarı dile anlatmaları zaten başlı başına bir garip.
O zaman rantiyeye para kazandıranların, bugün baskılı kur rejimi, tartışmalı rakamlar, gerçekliğini yitirmiş enflasyon oranları ve faiz ilişkisiyle, tekrar reel sektörü kurban eden, ama rantiyeye alan açan, orada da carry trade tayfası dışında para çekemeyen fotoğrafın bile özeleştirisi yapılmıyor.
Piyasa enflasyonu ve faizleri yukarılarda seyrederken, dünyada stagflasyona koşan riskleri görmezden gelerek, uzun dönemdir stagflasyonda yaşayan bir ekonomiyi halen dezenflasyon üzerinden okumaya çalışmak nasıl bir yaklaşımdır; çözemedim.
Şimdi Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç sanayisizleşme riskin bahsediyor. Üstelik bunu ortaya koyarken, ifadesi yine rantiye ekonomisinin taçlandırıldığını gösteriyor. Diyor ki ASO Başkanı: “Bir fabrikanın yerine kurulu bir AVM’nin kira getirisi, o fabrikanın üç yıllık faaliyet kârından fazla olabiliyorsa; sanayicimizi üretimde kalması için motive etmek kolay değildir.”
Elbette değildir. Tarımdan sanayiye kadar üreteni ürettiğine pişman eder ve çalışma hayatı aktörlerini çalışanından işverenine karşı karşıya getirip, kaderiyle baş başa bırakırsanız, zaten başka bir sonuç ortaya çıkmaz.
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, yatırım malı ithalatının, tüketim malı ithalatının gerisinde kaldığına işaret ediyor. Asıl soru da burada. Eğer siz ülkede yıllardır bir envanter çalışması talebinde bulunmadan, birbiriyle zıt her faaliyeti alkışlıyorsanız, sonuç normaldir.
Önemli olan yerli tedarik oranlarını arttıracak, sanayi, işgücü ve tarım envanterlerinin neden 22 yıldır yılan hikâyesine döndüğünü sorgulamaktır. Bunun dışındaki tüm söylemler tribüne oynamaktan başka bir anlam ifade etmez.
Sorgulamadan her yapılanı alkışlamak, uyarılarda bulunmamak, gerçek ihtiyaçları konuşmamak bizi ancak buraya getirebilirdi; nitekim olan da bundan başka bir şey değil. Yıllarca ülkede rant ekonomisi ile üretim ekonomisinin mücadele ettiğini, ekonomi yönetiminin de tercihlerini rantiyeden yana kullandığını anlatırken, bugünün endişesini taşıyorduk.
Ne yazık ki geldiğimiz nokta can sıkıcı ama sürpriz değil. Şimdi her şey birkaç içinde olmuş gibi davranarak da işin içinden çıkılamaz. Temennileri bir kenara bırakıp planlı bir ekonomide gerçek program talebinden bahsetmiyorsanız; yarın da konuşacağımız mesele bundan farklı olmayacaktır.
Bilgilendirme: Ankara’da katılacağım E-safe Kişisel Verileri Koruma Zirvesi nedeniyle yazılarımıza birkaç gün ara vereceğiz. 15 Mayıs Cuma günü yeni yazımızda buluşmak dileğiyle…