|
Tweet |
150’yi aşkın ülkede, Turquality kapsamında;
marka ve pazar araştırmaları gerçekleştiren AGS Global’in Kurucusu Ahmet Güler,
savunma sanayiinin geldiği kritik eşiği ve markalaşmanın önemini, şöyle vurguluyor:
"Küresel jeo-politik fay hatlarının her geçen gün daha da hareketlendiği,
tedarik zincirlerinin ise;
dost ve müttefik ülkeler ekseninde, yeniden dizayn edildiği bir çağdayız.
Böyle bir dünyada; devletlerin satın aldığı şey,
sadece bir teknoloji veya donanım değil;
sürdürülebilirlik, itibar ve kesintisiz güvendir.
Türk savunma sanayii, son yıllarda;
güçlü bir ekosistem yarattı ve sahada oyun değiştiren ürünler geliştirdi.
Ancak; asıl oyun kuruculuk,
bu mühendislik harikalarını, küresel algı yönetimiyle birleştirmekten geçiyor.
TURQUALITY vizyonu, işte bu noktada bir katalizör görevi görüyor.
Savunma sanayimizdeki yetenekleri,
salt birer mühimmat veya platform olmaktan çıkarıp;
dünyanın dört bir yanında itibar gören,
kurumsal derinliği olan ve
stratejik güven vadeden, 'küresel markalara' dönüştürüyor.
Türkiye, savunma sanayii üzerinden kurduğu bu nitelikli tedarik zinciriyle;
küresel markalaşma liginde 'fiyat rekabetinden' çıkıp,
'güven rekabetine' geçmiştir.
Jeo-politik tansiyonun bu kadar yüksek olduğu bir yüzyılda;
'Türk Malı' imzası, sadece bir kalite göstergesi değil;
aynı zamanda, stratejik bir güvence markası haline gelmiştir."
-----
Dünya;
İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen,
en karmaşık ve çok katmanlı jeo-politik gerilimlerin gölgesinde;
savunma stratejilerini yeniden tanımlıyor.
Rusya-Ukrayna hattındaki yıpratma savaşından,
Tayvan Boğazı’ndaki egemenlik mücadelesine;
İran-İsrail geriliminden, Orta Doğu’daki ABD destekli yeni denklemlere kadar;
her sarsıntı, savunma sanayiini küresel ekonominin merkezine taşıyor.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) ve
uluslararası güvenlik raporlarına göre;
küresel askeri harcamalar, son yıllarda üst üste rekor kırarak;
2.5 trilyon dolar seviyelerine ulaştı.
Tedarik zincirlerindeki değişimler ve artan güvenlik endişeleri,
ülkelerin savunma stratejilerini ve bütçelerini;
baştan aşağı, yeniden şekillendiriyor.
2022’den bu yana, Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı Doğu Avrupa'daki çatışma ortamı;
kıta ülkelerinin savunma bütçelerini, Soğuk Savaş'tan bu yana;
en yüksek seviyelere çekmesine neden oldu.
Birçok Avrupa ülkesi, GSYH'lerinin %2'sini aşan oranlarda savunma yatırımı yaparken;
ABD, başta Almanya olmak üzere; NATO ülkelerinin, bu payı artırmasını istiyor.
Diğer yandan;
Orta Doğu’da, 2026’nın ilk çeyreğinde İran-ABD-İsrail savaşıyla başlayan ve
başta Hürmüz Boğaz olmak üzere;
ticaret yollarının güvenliği ve bölgesel güç dengelerindeki belirsizlikler,
asimetrik tehditlere karşı otonom sistemlere ve
akıllı mühimmatlara olan küresel talebi;
son 5 yılda, %40'ın üzerinde artırmış durumda.
Ayrıca;
yarı iletken tedarik zincirlerinin kalbi Tayvan’daki gerilim,
deniz ve hava savunma sistemlerine olan talebi tetikliyor.
Bölge ülkeleri, savunma bütçelerini %30'lara varan oranlarda artırarak;
olası bir büyük güç rekabetine, hazırlanıyor.
Bu tablo;
maliyet-etkin, sahada kanıtlanmış ve
teknolojik üstünlüğe sahip, savunma çözümlerine olan ihtiyacı;
hiç olmadığı kadar, belirgin hale getiriyor.
Türkiye Savunma Sanayiinin Yükselişi
Dünyadaki bu konjonktür,
Türkiye'nin son 20 yılda kararlılıkla yürüttüğü
"Milli Teknoloji Hamlesi"nin stratejik doğruluğunu kanıtlıyor.
2000'li yılların başında, %20'lerde olan yerlilik oranı;
bugün, %80'leri aşmış durumda.
Savunma sanayi ihracatı 5.5 milyar $’a ulaşan Türkiye,
SIPRI'nin Mart 2026'da yayınlanan, 2021-2025 dönemi verilerine göre;
küresel silah ihracatındaki payını %122 artırarak,
dünyanın en büyük 11. silah ihracatçısı konumuna yükselirken;
listede %42 payla, lider olan ABD’yi;
Fransa, Rusya, Almanya ve Çin gibi savunma sanayi devleri izliyor.
Türkiye, 170 ülkeye ulaşan pazar çeşitliliğiyle;
Körfez ülkelerinden Avrupa’ya,
Afrika’dan Asya’ya kadar uzanan, bir "stratejik güven kuşağı" oluşturuyor.
İnsansız hava araçları (İHA/SİHA),
zırhlı kara araçları, deniz platformları ve elektronik harp sistemleri,
ihracatın lokomotifini oluşturuyor ve
2025 sonunda 5 Türk firması, dünyanın en büyük 100 savunma şirketi arasında yer alıyor.
SAHA İstanbul: Avrupa'nın En Büyük Sanayi Kümelenmesi
Türkiye’nin başarısı;
sadece ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN, Baykar veya HAVELSAN gibi
"amiral gemisi" markalarla sınırlı değil.
Elbette; bu markalar, dünya çapında satış ve servis ağları kuruyor.
Uluslararası sertifikasyon süreçlerini hızlandırarak, global ihalelerde avantaj sağlıyor.
Ancak, asıl olarak;
savunma sanayi eko-sistemi,
Türkiye genelinde; "küresel rekabetçi" bir endüstriyel sınıf yaratıyor.
Bu ekosistemde üretim yapan bir KOBİ,
sadece parça üretmiyor; savunma sanayiinin yüksek kalite standartlarını öğreniyor.
Düzenlenen SAHA EXPO gibi dev organizasyonlar,
milyarlarca dolarlık B2B hacmi yaratarak;
Türk mühendisliğinin, dünya pazarlarına açılan en büyük vitrini işlevini görüyor.
Üretim yeteneklerinin birleştiği bu platform,
Türkiye'yi; tedarikçi bir ülkeden, teknoloji belirleyen bir merkez haline getiriyor.
Teknolojiden Küresel Markaya Geçiş: TURQUALITY'nin Stratejik Rolü
Teknoloji üretmek ve ihraç etmek;
günümüzün rekabetçi dünyasında, tek başına yeterli değil;
üretilen değeri, "algı" ile desteklemek ve küresel bir "marka" inşa etmek zorunlu.
Tam bu noktada,
dünyanın devlet destekli ilk ve tek markalaşma programı olan
TURQUALITY devreye giriyor.
Savunma sanayii şirketleri;
küresel pazarlardaki sertifikasyon süreçleri,
yurt dışı hedef pazar analizleri,
kurumsal altyapı yatırımları ve
global marka konumlandırması gibi kritik aşamalarda;
TURQUALITY ve Marka Destek programlarının gücünü, arkasına alıyor.
Bu destekler;
Türk savunma şirketlerinin, yalnızca ürünleriyle değil;
sürdürülebilirlikleri, kurumsal kimlikleri ve güvenilirlikleriyle;
küresel ligde, "kalıcı oyuncular" olmasını sağlıyor.