Vergiyi de içeren kamu alacaklarının yapılandırılmasıyla ilgili düzenleme TBMM’den geçince 72 ay taksit meselesi gündeme geldi. Öncelikle bu boyutta bir yapılandırma, kamu bankalarının bir haftalık tatil için 5 yıllık kredi teklif etmesinden sonra duyduğum en inanılmaz başlıktı diyebilirim.
Şunun altını çizeyim ki, alacaklarla ilgili bir hamle yapılması elbette gerekiyor. Fakat 72 aylık taksitlendirme önerisi, borç / alacak dengesindeki kırılmadan, yaşanan ekonomik krizin boyutuna kadar çok şey anlatıyor.
Şayet siz bu uyarı görmezden gelip, halen tahakkuk / tahsilat oranlarının peşinde koşuyorsanız, ya iyi niyetli değilsiniz ya da yaşanan sorunları umursamadan ‘ne kopartsam kârdır’ penceresinden meseleye bakıyorsunuz anlamına gelir.
Çünkü zaten ağır olan vergi yükleri, gelirsizlik, iç piyasadaki daralma, borç / alacak zincirindeki kırılma, nakit sıkışıklığı ve hacimsiz iş hacmi ile birlikte okunduğunda, TL bazında artan girdi maliyetlerini yok sayarak sergilenen tavrın sonuç alması mümkün olmayan, alamadığı da daha önce defalarca kanıtlanan beyhude bir çaba olarak nitelendirilebilir.
Hem mevcut yükümlülüklerini yerine getirip, hem de bu kadar ağır bir ödeme listesini, firmaların uzun solukla ve borcun tamamını kapatarak tamamlayabilmesi, ne matematiksel olarak ne de fiilen mümkün değildir.
Nitekim yapılan düzenlemenin ardından çok çarpıcı sorular da gündeme gelmeye başladı. Mesela İTO Mali Müşavirlik Meslek Komitesi Üyesi Numan Sağ’ın ortaya koyduğu hesap her şeyin deşifresi niteliğinde. Diyor ki:
“Şu anda 1 milyon lira vergi borcu olan bir mükellefi düşünelim. Son 2 yıla ait ödenmemiş süreler de eklendiğinde, bu borç gecikme zammıyla birlikte önce 3 milyon liraya yükseliyor. Mükellef bu 3 milyon lirayı 72 ay, yani 6 yıl vadeyle taksitlendirdiğinde ise tecil faizinin etkisiyle toplam borç tam 10 milyon lirayı buluyor.”
Bu bildiğiniz tefeci faizidir. Ortada bir yapılandırma olmadığı gibi, mevcut koşullarda borcun kapatılabilmesi de mümkün değildir. Kamu ‘ne toplasam kârdır’ diyerek mükelleflerin üzerine gitmez. Ana parayı tahsil edebilmenin peşine düşer. Oradaki oranlar da ayrı bir tartışma konusu ama derdin tahsilâtı kolaylaştırmak değil, zoraki gelir kalemini arttırmak ve toplayabildiği kadar para toplamak olduğu açıkça belli oluyor.
Oysa senin tahakkuk / tahsilât oranların yerlerde sürünüyorsa, vergi gelirlerinin büyük bir bölümünü dolaylı vergilerle, gelir gözetmeksizin tüketimden topluyorsan, 72 ay vadeyle yapılandırma adı altında borç arttırmayı tartışmak yerine, ortaya çıkan sorunun nedenlerini sorgulaman ve çözüm araman gerekir.
Fakat rakamlarla arası iyi olan bir ekonomi yönetimi anlayışı içerisinde, 1 milyon TL’lik alacağı 10 milyon TL’ye çıkarak, 6 yılda ortalama mükellef başına 9 milyon TL fazladan gelir kalemini şişirmek derdindeysen, bu tip hamlelere girer, bir de bunu müjde diye anlatırsın. Ama hiçbir yaraya merhem olmadığı gibi, sorunu da ortadan kaldırmaz.