Sosyal medyaya yaş sınırı geliyor. Yasal düzenleme önümüzdeki günlerde Meclis gündemine gelecek. Aslında konu sadece bizimle ilgili değil. Dünyada doğudan batıya tüm ülkeler bu sorunu aşabilmenin yollarını arıyorlar.
Elbette bu önlemler alınsın. Ama sadece önlem ile problemi ortadan kaldıracağını düşünmek ya topu taca atmaktır ya da bir şeyler yapıyormuş gibi davranmaktır. Niyet ne kadar iyi olursa olsun, çocukların en önemli eğitimi, çevresinden aldığını biliyoruz.
Tüm gün elinde cep telefonu ile dolaşan ebeveynlerin, çocuk ağladığında terbiye vermek yerine eline tablet, telefon vermesini halletmeden, sizin sosyal medyaya yaş sınırı koyuyor olmanız bir işe yaramaz.
Yani temelde aslında finanstan yaşama kadar her şeyin okuryazarlığı ve ehliyeti önemli. Şayet siz ülkenizde ehliyetsiz kişileri yönetici yaptıysanız, ebeveynlerden de ehliyetli insanlar olmasını, çocuklarını da bir bilinç dahilinde yönetmesini bekleyemezsiniz.
Asıl sorun 15 yaşındaki çocuğun elindeki telefon değil, kötü bir yönetim tarzında 15 yaşındaki çocukların ekonomistlere taş çıkartırcasına iktisat analizi yapıyor olmasıdır. Kaydırmalı gündemle yaşanan bir ülkede telefondaki kaydırmalı hayata alıştırılan insanların çocuklarını koruyamazsınız.
Her şeyin ışık hızıyla saniyeler içinde unutulduğu, telefonlar üzerinden sevinçlerin, tepkilerin yaşandığı bir ekosistemin getirdiği arızalardan söz ediyoruz. Şimdi durup bir düşünün bu ülkede medyasından siyasetçisine, yorumcusundan fikir önderlerine kadar kaç kişi meseleleri derinlemesine konuşuyor ya da tartışıyor.
Bir ülkede tartışma ile kavgayı karıştırmışsanız, fikir ayrılıklarını kavga konusu yaptıysanız, eline sopa verdiğiniz aynı insanları, aynı kanallarda ayağa kaldırıp, her konuda ‘benim için zararsız konuşur’ diyerek konuşturmaya başladıysanız bu işin içinden çıkamazsınız.
Fon skandalından Halk TV’ye, oradan siyasetin kayıkçı kavgasından kulağınıza küfür edenlerin terbiye dersi verdiği gündeme kadar kaydırmalı yaşanan bir yaşam, sosyal yaşama da sirayet ediyor.
Hangi meseleyi enine boyuna tartıştık? Hangisini gerçekten düşündüğümüz şekliyle konuştuk? Sadece istendiği gibi konuşacak insanların, onları da işin magazininden ötesine gitmesine izin vermeden laf kalabalığı yapıp vakit doldurmasının peşinde koşmadık mı?
Fon skandalı patlıyor, sistemik problemi ya da sistemin nasıl delinip sıkıntı yaratıldığını ve bir daha olmaması gerektiğini ortaya koyarak sorumluları hukuka teslim etmek yerine, kimin eli kimin cebinde oynuyoruz.
Futbol maçları oynanıyor; herkes kendi egosunu tatmin peşinde. Yahu bu ülkede herkesin dalga geçtiği yapı muhabbetine, dalga geçenler sahip çıkmadı mı? Emeklinin durumunu konuşurken, ‘vah vah’ demenin ötesine geçmeyenlerle, ‘ne varmış halinizde’ diyenlerin farkı mı var?
Her şeyi bir televole kültürü içinde, yüzeysel, kaydırmalı gündem gibi tartışırsanız, sonuçta karşınıza çıkacak faturalar sürpriz olmaktan çıkar. Ekonomiden rantiyeyi, zenginlikten parayı anlıyorsanız, zaten başınız belada demektir. Biz kendimiz gibi düşünen insanların peşindeyiz ve bu iklimi de iktidar yarattı.
Yıllarca milletvekillerine yayın yasağı koyup, sonra da kendilerini çıkartmadıklarından yakınanların olduğu bir ülkede kime neyi anlatıyorsunuz? Yahu Elon Musk’ın Mars’ta SUV aracı yürütmekle ilgili hedefini açıkladığı gün, biz bu ülkede ‘seccadeye bastı tartışması’ yapıyorduk.
O zaman sorun kendinize: Tüm bu yaşananlar tesadüf mü, popüler gündem zehirlenmesi mi? Siz kaydırın gündemi de, tıpkı telefonlarınız gibi. Sonra da söylenin birbirinize: Ne oldu bu ülkeye ya?