|
Tweet |
Yapay zekânın, kurumların operasyonlarına hızla dâhil olduğu dönemde;
veri güvenliği, teknoloji yatırımlarının ayrılmaz bir parçası haline geldi.
Mplus Türkiye CTO’su Erçin Öztuncel,
veri egemenliğinin;
şirketlerin verilerinin nerede tutulduğu, nerede işlendiği, kimlerin erişebildiği ve
hangi hukuki çerçeveye tabi olduğu konusunda;
kontrol sahibi olmasını, ifade ettiğini söyledi.
Müşteri görüşmeleri, çağrı kayıtları, finansal bilgiler, çalışan verileri ve
ticari sırlar gibi hassas içeriklerin;
yapay zekâ sistemlerinde işlendiğine dikkat çeken Öztuncel,
verinin; teknolojiyle nasıl buluştuğunun,
kullanılan yapay zekâ modeli kadar önemli hale geldiğini vurguladı.
Yapay zekâ uygulamalarında,
verinin kurumun kontrolündeki veya belirlenen yerel altyapılarda tutulmasının;
veri akışlarının, daha kontrollü yönetilmesine imkân verdiğini ifade eden Öztuncel,
şirketlerin; verilerini ülke dışına çıkarmadan,
yapay zekâ teknolojilerinden yararlanabilmesinin;
kendi güvenlik politikalarını,
teknoloji süreçlerine daha etkin biçimde uygulamalarına olanak tanıdığını söyledi.
Erişimlerin sınırlandırılması,
veri akışlarının izlenebilmesi ve
hassas bilgilerin kontrol altında tutulmasının;
yapay zekâ yatırımlarının, daha güvenli biçimde ölçeklendirilmesine
katkı sağladığını belirten Öztuncel,
“Bizim için önemli olan;
yapay zekânın sunduğu verimlilik ile
veri güvenliği arasında bir tercih yapılmaması.
Bu nedenle;
müşteri deneyimi ve yapay zekâ çözümlerini geliştirirken,
verinin kaynağında korunmasına,
erişim yetkilerinin kontrol altında tutulmasına ve
sektör regülasyonlarına uygun mimariler kurulmasına, odaklanıyoruz.
Yapay zekâyı, tek başına bir teknoloji olarak değil;
güvenlik, regülasyon, iş sürekliliği ve
müşteri deneyimi gereksinimleriyle birlikte; ele alıyoruz.” diye konuştu.
Avrupa Birliği’nin, yapay zekâ alanındaki düzenlemelerinin;
şirketlerin, teknoloji yatırımlarına bakışını değiştirdiğine dikkat çeken Öztuncel,
veri egemenliğinin; EU AI Act ve
Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) ile
birlikte; değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Avrupa’daki düzenleyici yaklaşımın;
güvenlik, şeffaflık, insan gözetimi ve risk yönetimini;
yapay zekâ kullanımının, temel unsurları haline getirdiğini ifade eden Öztuncel,
“Veri egemenliği;
verinin, mutlaka Avrupa’da tutulması anlamına gelmiyor.
Asıl mesele;
verinin nerede işlendiğinin,
kimlerin erişebildiğinin ve
hangi hukuki güvenceler altında hareket ettiğinin, kontrol edilebilir olması.
GDPR kapsamında;
kişisel verilerin, Avrupa dışına aktarılması;
belirli hukuki mekanizmalara ve güvencelere tabi.
Türkiye’de de yurt dışına veri aktarımına ilişkin, düzenlemeler bulunuyor.
Bu nedenle;
şirketlerin, yapay zekâ altyapılarını tasarlarken;
veri lokasyonu, aktarım koşulları, erişim yetkileri ve
veri güvenliğini birlikte değerlendirmesi gerekiyor.
Avrupa ile iş yapan şirketler açısından;
bu yaklaşım, mevzuata uyumun yanı sıra;
uluslararası iş ortakları nezdinde, güven oluşturmak açısından da önem taşıyor.” dedi.
Bankacılık ve sigortacılık gibi
yüksek miktarda hassas veri işleyen sektörlerin;
yapay zekâdan, önemli değer üretebileceğini belirten Öztuncel;
“Veri egemenliği, bu sektörlerde teknoloji kullanımını kolaylaştırıyor.
Bankacılıkta;
müşteri hizmetleri, çağrı merkezi operasyonları, doküman analizi,
çalışanlara gerçek zamanlı destek ve
müşteri deneyiminin kişiselleştirilmesi gibi alanlarda;
yapay zekâ, önemli verimlilik fırsatları sunuyor.
Bu fırsatlardan yararlanırken,
müşteri bilgilerinin ve finansal verilerin;
güvenli ve kontrollü biçimde işlenmesi, önem taşıyor.
Bankalar için kritik olan;
yapay zekânın sunduğu fırsatları değerlendirirken,
verinin; güvenli ve kontrollü biçimde işlenmesini sağlayabilmek.
Veri egemenliği, bu noktada;
yapay zekâ kullanımının önündeki
güvenlik ve uyum bariyerlerini azaltabilecek bir yaklaşım olarak, öne çıkıyor.
Sigorta sektöründe de
poliçe, hasar ve müşteri iletişimleri gibi yüksek hacimli veri içeren süreçlerde
yapay zekâdan yararlanılabiliyor.
Verinin kontrollü ortamlarda işlenebilmesi,
sigorta şirketlerinin;
yapay zekâ uygulamalarını,
daha geniş operasyonlara taşımasını kolaylaştırıyor.” ifadelerini kullandı.
Veri egemenliğinin, kamu kurumları açısından da kritik bir başlık olduğunu belirten Öztuncel,
“Kamu kurumlarının elindeki veriler;
vatandaşlara ilişkin bilgilerden, kurumsal ve operasyonel verilere kadar;
geniş bir alanı kapsıyor.
Bu nedenle;
kamuda, yapay zekâ kullanımını değerlendirirken;
teknolojinin ne kadar güçlü olduğundan önce
verinin nasıl korunduğuna bakılması gerektiğini, düşünüyorum.
Verinin;
nerede tutulduğu, hangi sistemlerde işlendiği, kimlerin erişebildiği ve
yapay zekâ modelleriyle nasıl etkileşime girdiği; açık biçimde yönetilmeli.
Veri egemenliği yaklaşımı;
kamu kurumlarının, yapay zekâdan yararlanırken;
veri üzerindeki kontrolünü korumasına yardımcı olacak,
önemli bir çerçeve sunuyor.” diye konuştu.
Türkiye’de;
şirketlerin, yapay zekâya yönelik ilgisinin güçlü olduğunu ancak;
teknoloji yatırımlarının, veri yönetimi perspektifiyle ele alınması konusunda;
gelişim alanı bulunduğunu söyleyen Öztuncel,
“Şirketlerin önemli bir bölümü;
yapay zekâ kullanımına, öncelikle; verimlilik perspektifinden yaklaşıyor.
Oysa; bugün, hangi modelin kullanılacağı kadar;
hangi verinin bu modele gönderileceği,
verinin nerede işleneceği,
model sağlayıcısının veriyi nasıl kullanacağı ve
erişimlerin nasıl yönetileceği de teknoloji kararının bir parçası olmalı.
Şirketlerin;
yapay zekâ yatırımlarında,
‘hangi modeli kullanalım?’ ile birlikte;
‘verimizi hangi koşullarda, nerede ve hangi kontrol mekanizmalarıyla işleyelim?’
sorunu da sorması gerekiyor.
Avrupa ile çalışan Türk şirketleri, bu dönüşümden doğrudan etkilenecektir.
Avrupa pazarında faaliyet gösteren veya
oradaki şirketlerle iş yapan kurumlar için
veri koruma, güvenlik, şeffaflık ve yapay zekâ yönetişimi beklentileri,
daha fazla önem kazanıyor.
Bu nedenle;
veri egemenliğini, bugünün bir uyum konusu olarak değil;
gelecekteki iş ilişkilerini ve
teknoloji yatırımlarını şekillendirecek stratejik bir başlık olarak; görmek gerekiyor.” dedi.
Yapay zekâ alanında rekabetin, önümüzdeki dönemde;
yalnızca en gelişmiş modele erişim üzerinden şekillenmeyeceğine dikkat çeken
Mplus Türkiye CTO’su Erçin Öztuncel,
şu ifadeleri kullandı:
“Yapay zekâda, fark yaratacak unsurun;
en gelişmiş modele erişmek olmayacağını düşünüyorum.
Şirketlerin, bu teknolojiyi;
kendi veri politikaları, güvenlik standartları ve
faaliyet gösterdikleri pazarların regülasyonlarıyla
uyumlu şekilde ölçekleyebilmesi de
en az model performansı kadar; önemli olacak.
Veri egemenliği, şirketlere;
kritik verileri üzerindeki kontrolü güçlendirme ve
farklı pazarlardaki gerekliliklere, daha esnek biçimde yanıt verme fırsatı sunuyor.
Biz, yapay zekânın geleceğini;
veriyi, teknolojiye teslim etmek yerine;
verinin kontrolünü koruyarak,
teknolojiden maksimum değeri üretmek üzerine kuruyoruz.
Özellikle,
müşteri deneyimi gibi büyük miktarda hassas verinin işlendiği alanlarda;
güvenli, kontrollü ve regülasyonlara uyumlu yapay zekâ altyapılarının;
önümüzdeki dönemde, önemli bir ayrıştırıcı olacağına inanıyoruz.
Veri egemenliği;
şirketlerin, yapay zekâdan yararlanmasını sınırlayan bir yaklaşım değil;
doğru tasarlandığında yapay zekânın,
daha geniş alanlarda güvenle kullanılmasını sağlayan; bir rekabet avantajıdır.”