|
Tweet |
İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED)
Bilim Komisyonu Üyesi Dr. Gülşah Keçebaş,
28 Eylül Dünya Kuduz Günü’ne ilişkin açıklamasında;
hastalığın yapısını, şöyle anlattı:
“Kuduz;
Rhabdoviridae ailesi, Lyssavirus cinsine ait
RNA virüslerinin neden olduğu;
sinir sistemi üzerine tropizmi bulunan,
ensefalomiyelit tablosu ile seyredebilen
viral bir zoonotik hastalıktır.
Klinik evre başladıktan sonra
neredeyse %100 ölümcül olup, tedavisi yoktur;
bu yüzden, önleme stratejileri (aşılama, profilaksi)
temel yaklaşımdır.
Virüs;
giriş bölgesinden periferik sinirlere yerleştikten sonra
retrograd aksonal transport ile
merkezi sinir sistemine ulaşır.
Beyin ve omurilikte çoğalan virüs, daha sonra
anterograd yayılımla tükürük bezlerine geçerek,
yeni bulaş olasılıklarını sağlar.
Virüs, dış ortam koşullarına hassastır:
yüksek sıcaklık, sabun, deterjan, organik solventler ve
kurutma ile hızlıca inaktive olur.
Örneğin;
56 °C’de 4–5 saat,
70 °C’de birkaç dakikada zarar görür.
Ancak;
serin nemli koşullarda, toprakta haftalarca canlı kalabildiği;
0–8 °C’de toprak yüzeyinde 2 ay kadar dayanabileceği,
kuru toprakta; yaklaşık 1 metre derinlikte
5 hafta kadar kalabileceği bildirilmiştir.”
Açıklamasında; bulaşma yollarına değinen Keçebaş,
şunları kaydetti:
“Kuduz bulaşmasında ana rolü, salyayla temas alır:
• En yaygın yol: ısırık
• Diğer yollar: tırmalama, salyanın açık yara ya da mukozaya teması
(göz, burun, ağız)
• Çok nadir olarak: enfekte doku/organ nakli gibi ekstrem durumlar bildirilebilir
Kuduz virüsü, memeli türlerinin çoğunda konak olabilir.
En sık rezervuarlar arasında;
köpek, tilki, çakal, kurt, gelincik, sansar gibi türler vardır.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre;
dünyada, kuduzdan insan ölümlerinin %99’u;
köpek kaynaklı kuduz vakalarından kaynaklanmaktadır.
Türkiye özelinde ise,
köpekler; hem evcil, hem sokak türleriyle, hala; en önemli bulaş kaynağıdır.
Tarım ve Orman Bakanlığı verileri ile veteriner birliklerinin açıklamaları;
yaban hayatı kaynaklı vakaların,
kontrol programlarıyla sınırlı düzeyde tutulduğunu göstermektedir.
Şehir yaşamında sık karşılaşılan;
güvercin, serçe ve diğer kuşlar;
akvaryum balıkları;
kertenkele, kaplumbağa ve diğer sürüngenler;
kurbağa gibi amfibiler;
sivrisinek, arı, örümcek gibi böcekler ile
hamster, kobay, tavşan ve ev faresi gibi küçük kemirgenler
kuduz bulaştırmaz ve bu hayvanlarla temas sonrası, kuduz aşısı gerekmez.”
Dr. Keçebaş, hastalığın seyrine ilişkin; şunları aktardı:
“Kuduzun kuluçka süresi, geniş bir aralıkta değişir:
7 gün ile 1 yıl arasında olabileceği bildirilmiştir,
ancak; çoğu insanda 27–64 gün civarında olduğu kabul edilir.
Hayvansal türlerde bu süre;
köpeklerde 20–60 gün,
kedilerde 14–30 gün,
sığırlarda 30–60 gün olarak bildirilmiştir.
Klinik seyre geçildiğinde, iki temel form gözlenir:
• Furious (saldırgan) tip:
Ajitasyon, sinirlilik, hidrofobi (su korkusu),
aerofobi (hava akımından kaçınma),
kasılmalar ve nöbetler görülür.
• Paralitik (sakin) tip:
Felç baskındır; yüz, boğaz kasları etkilenir, yutkunma güçlüğü, salya akıntısı,
kas güçsüzlükleri gelişir. Koma ve ölüm kaçınılmazdır.
İnsanda erken evrede; ateş, halsizlik, baş ağrısı,
yara bölgesinde karıncalanma hissi olabilir.
Klinik belirti başladıktan sonra geri dönüş yoktur.”
Türkiye’de Kuduzun Güncel Durumu
Keçebaş, verileri; şöyle sıraladı:
“2024’te; İstanbul’da yaklaşık 110 bin kişi,
kuduz riskli temas nedeniyle hastanelere başvurmuş ve
bu kişilere 370 binden fazla doz kuduz aşısı uygulanmıştır.
Türkiye genelinde ise;
yıllık, 200.000’in üzerinde riskli temas vakası bildirilmektedir.
Risk temas vakalarının çoğu, (%90,1)
ilk 24 saat içinde sağlık kuruluşuna başvurmaktadır.
Türkiye’de; yılda 1–2 insan kuduz vakası, bildirilmektedir.
Geçmişteki olgularda; bazılarında, ısırık hikâyesi net olmayıp;
küçük sıyrık ya da çizik temaslarının da ihmal edilmemesi vurgulanmıştır.
Evcil hayvanlarda kuduz vakaları, yıllar içinde belirgin düşüş göstermiştir.
Türk Veteriner Hekimleri Birliği verilerine göre;
2018 yılında 437 olan vaka sayısı,
2023’te 86’ya gerilemiştir.
Yaban hayvanlarındaki vakalar;
özellikle, tilkilerde; oral aşılama stratejileriyle, kontrol altına alınmış durumda;
ancak, tamamen elimine edilmiş değildir.
Bununla birlikte,
Batı Türkiye’de (Ege Bölgesi gibi)
zaman zaman yaban hayatı kaynaklı epizootiler raporlanmıştır.”
Risk değerlendirmesi ve müdahalenin önemini vurgulayan Keçebaş,
şöyle devam etti:
“Kuduz riskli temas yaşayan hastalarda risk değerlendirmesi,
(temas kategorisi, yara yeri, hayvan durumu, bağışıklık durumu vb.)
dikkatle yapılmalıdır.
Klinik belirtiler başladıktan sonra teşhis zordur ve ölüm kaçınılmazdır.
Suş tespiti için post-mortem beyin veya doku örnekleri kullanılabilir.
Ön klinik dönemde, güvenilir bir tanı yöntemi yoktur.”
Post-Ekspozisyon Profilaksi (PEP)
“1. Temas bölgesi en az 15 dakika boyunca,
bol su ve sabunla yıkanmalı,
ardından; povidon-iyot veya %70 alkol gibi bir antiseptik uygulanmalıdır.
2. Uygun aşı şeması başlanmalı.
Kategori I temas,
sağlam deriye tükürük sıçraması veya hayvanı okşama gibi durumları kapsar;
bu olgularda aşı veya immünglobulin gerekmez.
Kategori II temas,
deri bütünlüğü bozulmamış hafif tırmalama veya kanamasız ısırıklardır ve
yalnızca aşı uygulanır.
3. Kategori III temas ise;
deri bütünlüğünü bozan ısırık ve tırmalamalar ya da
salyanın mukoza ile teması gibi yüksek riskli durumlardır,
bu grupta; hem aşı, hem de insan kuduz immünglobulini (HRIG)
yara kenarlarına infiltrasyon şeklinde uygulanmalıdır.
PEP’nin zamanında ve eksiksiz uygulanması,
virüs MSS’ye ulaşmasını engeller ve hastalığı önler.”
Pre-Ekspozisyon Profilaksi (PrEP)
“Risk altındaki meslek gruplarına önerilir.''
(veterinerler, hayvan bakıcıları, laboratuvar çalışanları, doğa sporcuları vb.)
Keçebaş, kuduzla ilgili küresel yükü ise; şöyle özetledi:
“Kuduz, ihmal edilen hastalık kategorisinde değerlendirilir.
Sürveyans sistemlerindeki eksiklikler,
vakaların tam olarak raporlanamaması,
laboratuvar kapasitelerinin sınırlılığı gibi sorunlar,
yükü gölgelemektedir.
2024 itibarıyla, WHO’ya göre;
yılda yaklaşık 59.000 insan, kuduz nedeniyle yaşamını yitiriyor;
bu rakamlar aktif raporlama eksikliği nedeniyle; daha yüksek olabilir.
Türkiye özelinde; riskli temas vakaları yüksek olmasına rağmen,
insan kuduz ölümleri nadirdir;
bu başarı, profilaksi uygulamalarının yaygınlığına bağlanabilir.
Öncelikler arasında;
güçlü sürveyans sistemleri,
halk ve sağlık personeli eğitimi,
sokak hayvanı kontrolü ve yaygın aşılama yer almaktadır.
Kuduz; ölümcül ama önlenebilir bir hastalıktır.
Klinik belirtisi başladığında; tedavi seçeneği yoktur,
bu yüzden; her tedbir, her hızlı müdahale, hayati önem taşır.”
Dr. Gülşah Keçebaş, son olarak; şu çağrıyı yaptı:
“2024 yılında, büyük şehirlerde;
yüz binlerce kişi, riskli temas nedeniyle aşılamaya başvururken;
insan kuduz vakaları az sayıda kalmaktadır.
Bu durum, profilaksi altyapısının etkinliğini göstermektedir.
Ancak; ‘ölüm olayı sıfır’ hedefine ulaşmak için
daha fazla koordinasyon, kaynak ve farkındalık gerekir.
28 Eylül’ü, sadece sembolik bir gün değil;
kuduzla mücadelede ivme kazandırılacak bir milat olarak görmeli ve
halkı, sağlık çalışanlarını, veteriner ve yerel yönetimleri;
sürece, aktif katmalıyız.”