|
Tweet |
Yangınlar, hala; en yüksek maliyetli hasar nedeni olmayı sürdürüyor.
Küresel risk raporlarına göre;
son beş yılda, hasar sigorta talebinin yüzde 36’sını; doğrudan yangınlar oluşturuyor.
Ancak, artık tehdit;
yalnızca elektrik kontağı ya da kimyasal reaksiyon gibi
bilinen klasik nedenlerden kaynaklanmıyor.
Çünkü; dijitalleşme ve enerji dönüşümü, hayatı kolaylaştırırken;
güneş panelleri, lityum-iyon bataryalar ve yüksek yoğunluklu veri merkezleri,
klasik yangın güvenliği anlayışını geride bırakacak ölçekte, yeni riskler üretiyor.
Öyle ki;
küresel iş kesintileri nedenleri arasında, 9. sırada bulunan yangınların;
kök sebepleri arasında, lityum batarya kaynaklı patlamalar dikkat çekmeye başladı.
Enerji depolama sistemlerinde görülen “termal kaçak” mekanizması,
kontrolsüz sıcaklık artışı sonucu; zincirleme yangınlara yol açabiliyor.
Bataryalardaki üretim hataları,
yanlış şarj uygulamaları veya fiziksel hasar;
söndürülmesi son derece zor ve
yoğun toksik gaz salınımı içeren, yangınlara neden olabiliyor.
Özellikle, çatı katlarına kurulan güneş enerjisi sistemlerinde;
invertörlerin yetersiz havalandırılması veya hatalı montaj uygulamaları,
yangın riskini artırıyor.
Avrupa’daki itfaiye verileri;
güneş paneli kaynaklı yangın vakalarında,
son yıllarda ciddi artış yaşandığını ortaya koyuyor.
İngiltere’de, ortalama her iki günde bir;
güneş paneli bağlantılı yangın bildirimi yapılırken,
2025’in ikinci çeyreğinde;
Hollanda ve Almanya’da güneş paneli kaynaklı olduğu değerlendirilen büyük yangınlar;
önemli tesislerde, ağır hasara yol açtı.
Yapay zekâ uygulamalarının büyümesi ise;
veri merkezlerinde güç yoğunluğunu, önemli ölçüde artırıyor.
Yeni nesil AI çiplerinin yüksek watt değerleri,
geleneksel hava soğutma sistemlerini zorluyor.
Aşırı ısınma;
donanım arızası, operasyonel kesinti ve yangın riskini beraberinde getiriyor.
Sıvı soğutma sistemleri, çözüm olarak öne çıksa da
bu kez; elektrik ve sıvı etkileşimine bağlı, yeni güvenlik riskleri gündeme geliyor.
Uluslararası kuruluşlar;
otomasyon ve enerji depolama sistemlerinin,
geleneksel yangın stratejilerini geçersiz kılabileceği uyarısında bulunuyor.
Lojistik merkezleri ve üretim tesisleri ise;
hızla tam otomatik depolama sistemlerine geçerken,
yangın güvenliği açısından; yeni ve karmaşık riskler ortaya çıkıyor.
Bu tesislerin önemli bir bölümü, artık “insanlar için değil, robotlar için” tasarlanıyor;
bu durum, olası bir yangında;
itfaiye ekiplerinin fiziksel müdahalesini, ciddi ölçüde zorlaştırıyor.
Raf sistemleri arasında hareket eden lityum-iyon bataryalı otonom robotlar,
yoğun yanıcı stok alanlarının ortasında çalışıyor.
Bu robotların bataryaları, arıza veya hasar durumunda;
hareketli bir ateşleme kaynağına dönüşebiliyor.
Dar koridorlar ve yüksek raf sistemleri ise;
manuel müdahaleyi, neredeyse imkansız hale getiriyor.
Ayrıca;
hava boşluklu duvar sistemlerinde kullanılan yanıcı yalıtım malzemeleri,
yangın sırasında; alevlerin, bina boyunca dikey olarak;
hızla yayılmasına neden olabiliyor.
Falckon Genel Müdürü Anıl Yamaner,
yangın güvenliğinin, artık yalnızca yasal bir zorunluluk olmadığını;
şirketlerin sürdürülebilirliği ve piyasa değeri açısından,
stratejik bir başlık haline geldiğini belirtiyor.
Enerji depolama sistemleri bulunan tesislerde;
ayrı risk analizleri yapılması,
erken uyarı ve dijital izleme altyapılarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Yamaner;
lityum-iyon bataryalar için
özel şarj, depolama ve acil müdahale protokollerinin oluşturulmasının,
kritik önemde olduğunu söyledi.
Yamaner;
‘’Bu dönüşüme uyum sağlayamayan işletmeler,
yalnızca yangın tehlikesiyle değil;
ağır mali kayıplar, sigorta kapasitesi kayıpları ve
kalıcı, itibar hasarıyla da karşı karşıya kalabilir.
Bu tür yangınlar, artık yalnızca teknik bir sorun değil;
şirketlerin sürdürülebilirliğini ve piyasa değerini tehdit eden,
stratejik bir güvenlik meselesi.
Türkiye’de de bu yeni risk haritasına uygun,
proaktif ve teknoloji temelli yangın güvenliği stratejilerinin;
hızla hayata geçirilmesi gerekiyor.’’ dedi.