Cüzdan yanıyor, sepet doluyor
Geçtiğimiz hafta sonu;
bir AVM’nin kalabalığına tanık olan herkes gibi
belki siz de düşündünüz:
“Bu ekonomik şartlarda, herkes nasıl bu kadar harcama yapabiliyor?”
Aslında; Türkiye’nin ekonomisinde son aylarda yaşananları takip edenler için
bu durum hiç şaşırtıcı değil.
Çünkü; Türkiye’nin perakende satışları,
Mayıs ayında yıllık bazda; yüzde 17,7 gibi dudak uçuklatan bir artış gösterdi.
Oysa; beklentiler, yüzde 5 civarındaydı.
Bir başka deyişle, piyasa öyle şaşırdı ki;
analistler, hesap makinelerini bozuk sanabilirlerdi.
Bugün, Ağustos’un beşinci günü ve tüketimin ateşi hâlâ düşmüş değil.
Öyle ki; mağaza vitrinlerinden sosyal medyaya kadar her yerde,
bir alışveriş çılgınlığı yaşanıyor.
Peki, bu durum; ne kadar sağlıklı ve ne kadar sürdürülebilir?
Ekonomistler, bu soruya yanıt ararken;
tüketimdeki ani patlamanın ardındaki faktörlere dikkat çekiyorlar.
Yüksek enflasyon beklentisi, tüketiciyi; alışverişini öne çekmeye zorluyor.
İnsanlar; gelecek ay fiyatların artacağı korkusuyla,
alışveriş sepetlerini şimdiden dolduruyor.
Buna, ekonomik literatürde “önden yüklemeli tüketim” adı veriliyor.
Kredi kartı kullanımındaki rekor artış da
bu patlamanın, temel yakıtlarından biri.
Bankalararası Kart Merkezi’nin raporlarına göre;
Türkiye’deki kredi kartı sayısı, geçtiğimiz yıl 100 milyonu aştı.
Yapılan toplam harcamalar ise; 4 trilyon lirayı buldu.
Herkesin cebinde, bir değil; birkaç kart var ve
kredi limitleri, sonuna kadar kullanılıyor.
Durum böyle olunca; tüketim, her ay daha da hız kazanıyor.
Ancak, burada önemli bir sorun var;
tüketimin hızına, sanayi üretimi yetişemiyor.
Aynı dönemde; sanayi üretimi yüzde 4,9 artarken, beklenti yüzde 5,5’ti.
Bu durum, ekonomiyi ilginç bir paradoksun içine sokuyor.
Talep çok, üretim az.
Sonuç ne olabilir?
Tabii ki fiyat artışı ve enflasyon baskısı.
Geçmişe baktığımızda;
benzer senaryoların, hiç de iyi sonuçlanmadığını görüyoruz.
Türkiye, 2011-2013 döneminde de benzer bir tüketim patlaması yaşamıştı.
Sonrası malum; yüksek enflasyon, ödeme güçlüğü çeken tüketiciler ve
ekonomide genel bir durgunluk…
ABD’nin, 2005-2007 dönemindeki aşırı tüketim dalgasının sonucu da
2008’deki finansal krizle noktalanmıştı.
Tarih; yüksek tüketim hızının kontrolsüz olduğu ekonomilerde,
faturanın ağır olduğunu; defalarca gösterdi.
Şimdi, Türkiye ekonomisi; bir yol ayrımında gibi görünüyor.
Ekonomistler, iki farklı senaryodan bahsediyor:
İlki, iyimser senaryo.
Bu senaryoda, tüketim büyümesi sanayi üretimiyle dengeleniyor;
enflasyon kontrol altına alınıyor ve ekonomide sağlıklı büyüme gerçekleşiyor.
İkinci senaryo ise; daha karmaşık ve riskli:
Sanayi üretimi tüketimi karşılayamıyor;
enflasyon kontrolden çıkıyor ve
tüketici borçlarında artış nedeniyle, ekonomide ciddi bir sıkıntı yaşanıyor.
Bugün, 5 Ağustos 2025 itibarıyla;
ekonomi yönetiminin elindeki kozlar, oldukça sınırlı.
Kamu maliyesindeki sıkılaşma politikası,
enflasyonun; yıl sonunda yüzde 35 civarında olacağını öngören
OECD raporlarıyla da destekleniyor.
Bu durumda; tüketim patlamasının dengelenmesi, şart görünüyor.
Peki, bundan sonra ne olacak?
Sanayi üretimi, talebi yakalayamazsa;
fiyatlar yükselecek ve tüketici güveni kırılacak mı?
Kredi kartı borçları, ne zaman alarm verecek?
Bunların cevabını şimdilik kimse bilmiyor, ama;
herkesin bildiği, ortak bir gerçek var:
Ekonomi, ihtiyaçlarımızı karşıladığımız sürece; sağlıklıdır.
Ancak; ihtiyaçlarımızı aşan, borçlanmaya dayalı aşırı tüketim;
ekonomiyi tıpkı aşırı gaz verilen bir araba gibi, hızla kontrolden çıkarabilir.
Belki; bir dahaki sefer,
mağazaların kasa kuyruğunda beklerken;
sepetinizi dolduran şeylerin, gerçekten ihtiyacınız mı yoksa;
ekonominin geleceğine yüklenen ağır faturalar mı olduğunu,
bir kez daha düşünmekte; fayda var.