Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama,
bir anda; gündemin en parlak başlığı hâline geldi:
“92.4 milyar metreküplük doğalgaz rezervi keşfedildi.
Değeri yaklaşık 37 milyar dolar.”
Üstelik; bu sadece, 2025 yılı içinde.
Göktepe-3 kuyusundan çıkan 75 milyar metreküplük bölüm,
toplamın ezici çoğunluğunu oluşturuyor.
Medya başlık attı: “Enerji bağımsızlığında dev adım.”
Yatırımcı Twitter'ı coştu: “Borsa’da enerji hisselerine dikkat.”
Halk ise; yine umutlandı: “Belki artık faturalar düşer…”
Ama; mesele, o kadar basit değil.
Rezerv Keşfi mi, Zamanlama mı?
Türkiye, son 3 yılda;
kamuoyuna açıklanan beşinci büyük gaz rezervi haberiyle karşı karşıya.
Hatırlatalım:
• 2020: Sakarya Gaz Sahası’nda 405 milyar metreküp keşif
• 2021: Ek 135 milyar metreküp
• 2022: Filyos açıklarında 58 milyar metreküp
• 2023: Karadeniz’de yeni sondajlarla genişleme
• 2025: Göktepe-3 kuyusu ve toplam 92.4 milyar metreküp
Peki; bu gazların ne kadarı kullanılabilir?
Şu an itibariyle;
Filyos Doğalgaz İşleme Tesisi’nde, yalnızca sınırlı bir hacim şebekeye verilebiliyor.
Sakarya sahasından çıkan gaz, hâlâ teknik test aşamasında ve
Türkiye'nin yıllık doğalgaz tüketiminin yüzde 2-3’ünü karşılayabilecek düzeyde.
Enerji ithalatı faturasına bakalım:
Türkiye 2024 yılında 74 milyar dolarlık enerji ithal etti.
Bu; toplam dış ticaret açığının, yüzde 65’ine denk geliyor.
Yani; “bulduk” dediğimiz gaz, bu faturanın şimdilik sadece kenar notu.
Reel karşılık: Doğalgaz ne zaman faturaya yansır?
Bu soruyu duymaya alışığız:
“Peki, bize ne zaman yansır?”
Mesele, sadece rezervin yer altında olup olmaması değil.
Çıkarmak için gereken altyapı, yatırımlar, taşıma hatları, işleme tesisleri ve
en önemlisi de maliyetler.
Bugün; Karadeniz’de çıkartılan gazın birim maliyeti, net açıklanmasa da
sektör kaynakları, ithal LNG’den daha pahalı olabileceğini belirtiyor.
Çünkü; kendi gazını çıkarmak, dışardan almak kadar ucuz olmayabilir.
Hele ki; bu süreçte, dövizle borçlanıp yatırım yaptıysan.
Üstelik; çıkarılan gaz piyasaya sübvansiyonlu fiyatla sunuluyorsa,
bunun maliyeti;
ya vergi yoluyla vatandaşa,
ya da döviz rezervlerinden yapılan sübvanse harcamalarla Merkez Bankası'na yükleniyor.
Jeopolitik hamle mi, ekonomik gerçek mi?
Bu tarz rezerv açıklamalarının,
genellikle; ekonomik ya da siyasi sıkışmışlık dönemlerine denk geldiği bir gerçek.
Enflasyon yeniden yüzde 33 bandına çıkmışken,
Merkez Bankası rezervleri haftalık bazda 13 milyar dolar azalırken,
ekonomi yönetimi; “yumuşak iniş” umudunu, piyasaya satmaya çalışıyor.
Böyle zamanlarda; “gaz bulundu” demek,
yalnızca enerji stratejisi değil; aynı zamanda, psikolojik bir müdahaledir.
Elbette; bu yazıda söylenen hiçbir şey, bir başarıyı küçümsemek için değil.
Yerli enerji kaynaklarının bulunması önemlidir.
Ama unutmayalım: Rezerv bulmak, para bulmak değildir.
Türkiye’nin cari açığı, halen; yıllık 35 milyar dolar seviyesinde.
Reel sektörde, iflas ve konkordato sayıları artıyor.
Vatandaş, faturasını ödemekte zorlanıyor.
2024’te, doğalgazdan kaynaklı icra takipleri rekor seviyeye ulaşmıştı.
Bu durumda umut, duyurulan rezerv değil; gerçekten fatura düşüşü olur.
Sonuç yerine: Gaz var ama cebimizde ısı yok
Bu yazı, bir yatırım tavsiyesi değildir.
Enerji hissesi almalı mı, rezervler ne zaman piyasaya etkili olur;
bu sorulara, burada yanıt yok.
Ancak şunu söyleyebiliriz:
Yer altında gaz varsa;
yer üstünde liyakat, denetim ve şeffaflık olmadan o gaz refaha dönüşmez.
Ülkenin enerjisi, sadece Karadeniz’in dibinden değil; ekonominin kalbinden gelir.