romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Sezer KOYUN

facebook-paylas
Eşgüdüm
Tarih: 12-01-2026 22:03:00 Güncelleme: 22-01-2026 22:52:00


“Eşgüdüm” deyince, benim aklıma hep bilanço gelir.

 

Demirbank günlerinden kalma, kötü bir alışkanlığım var:

 

Resmî açıklama okurken cümlelerin altını çizmem;

cümlelerin sakladığı varsayımların altını çizerim.

 

Çünkü bankacılıkta kelimeler “niyet”tir, rakamlar “teminat”.

Niyet, tek başına kredi limiti açmaz.

 

Geçen hafta, BloombergHT’de;
Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun (EKK) açıklamasını okurken,

kendimi bir an eski günlerdeki ALCO toplantılarında buldum.

Hani şu; “aktif-pasif uyumu” diye başlayıp,

masanın ortasında bir yerlerde sessizce büyüyen vade uyumsuzluğu ile biten toplantılar…

EKK’nin açıklaması da biraz öyle:

Masada herkes var, kavramlar yerli yerinde, amaç net:

“2026’da para ve maliye politikaları eşgüdüm içinde enflasyonla mücadeleye devam.”

 

Eşgüdüm kelimesi benim için romantik bir kelime değil; Excel’ci bir kelime.

“Aynı dosyanın farklı versiyonlarını mailleştirmeyelim” demenin, makroekonomik hâli.

Çünkü; koordinasyon, iyi bir niyet cümlesinden ibaret olduğunda;
piyasa bunu, “PR faizi” olarak fiyatlar;

koordinasyon, bütçe–faiz–kur–ücret–fiyat hattında ölçülebilir bir akışa dönüştüğünde ise;
risk primi düşer.

 

EKK metni, 2025’te programın “kazanımlarından” söz ederken;
birkaç kritik taşı, yerinden oynatıyor:

rezerv yeterliliği, TL varlıklara güven,

KKM’nin sonlandırılması, risk priminde düşüş,

büyümenin dengeli seyrettiği iddiası…


Şu KKM meselesine özellikle takıldım.

Bankacının refleksi: “Koşullu yükümlülük” diye bir şey duyunca;
gözüm otomatik olarak dipnota kayar.

TCMB’nin duyurusunda;
KKM’de hesap açma ve yenilemenin (YUVAM hariç),

23 Ağustos 2025 itibarıyla sonlandırıldığı yazıyor.

Bu, bilanço dilinde; “ileride patlayabilecek belirsizliğin bir kısmını kapattım” demektir. )

 

Sonra enflasyon cümlesi geliyor:

EKK, yıllık enflasyonun yüzde 30,89 ile

“son dört yılın en düşük seviyesi”ne indiğini söylüyor;

temel mal enflasyonunu da yüzde 17,7 diye not düşüyor.
Bu noktada içimdeki eski HSBC’li devreye giriyor:

“Tamam da…

yüzde otuz, hâlâ ‘yüksek enflasyon’ sınıfından mezun olamamış bir öğrenci.”

Yine de hakkını teslim edelim;

TÜİK verileri Aralık 2025’te;
aylık artışın yüzde 0,89 olduğunu,

yıllık enflasyonun yüzde 30,89’a gerilediğini gösteriyor.

 

Şimdi gelelim, hikâyenin sarkastik kısmına:

Biz bu ülkede enflasyonu, bir dönem;

“hava durumu” gibi konuşmaya alışmıştık. “Bugün de yüksek.”

Sonra; 2024’te, 75’lerin üstünü gördük;

Reuters, 2025 başında yıllık enflasyonun,

zirvenin; Mayıs 2024’te, 75’in üstü olduğuna dikkat çekiyordu.


O yüzden; yüzde 30,89 psikolojik olarak bir eşik.

Sanki; şehir trafiğinde birden 120’den 80’e düşmüşsün gibi:

Hâlâ hızlısın ama; artık direksiyon titremiyor.

İyi haber şu: Titreme azaldıkça, sürücü daha rasyonel karar veriyor.

Kötü haber şu: 80’le viraja girersen yine savrulabilirsin.

 

EKK açıklamasının, benim gözümde en önemli satırı,

“mücadele” kelimesi değil; “eşgüdüm” kelimesi.

Çünkü; 2026 senaryosu, “faiz ne olacak?” sorusundan daha geniş:

Deprem harcamalarının azalmasıyla oluşacak mali alandan bahsediliyor ve

“yönetilen/yönlendirilen fiyatların” enflasyon hedefiyle, uyumlu belirleneceği söyleniyor.


Yönetilen fiyat dediğin şey, vatandaşın cebinde “teori” bırakmaz; doğrudan fatura bırakır.

Elektrik, doğal gaz, ulaştırma, kamu tarifeleri…

Bunlar bir ekonomide, beklenti kanalını;
ya sakinleştirir ya da tek cümleyle, “yeniden fiyatlama davranışı” başlatır.

 

Burada bir an durup, bankacılık benzetmesine döneyim:

Enflasyonla mücadele, ülke bilançosunda risk yönetimi işidir.

Para politikası, “faizle vade uzatmaya” çalışır;

maliye politikası, “nakit akışını disipline etmeye” çalışır;

arz yönlü hamleler ise; “gelir yaratma kapasitesini” büyütür.

EKK’nin metni, talep tarafının;
yanına gıda, konut, enerji, ulaştırma gibi arz kanallarını da koyacağını söylüyor.


Bu doğru bir çerçeve;

çünkü, enflasyonun Türkiye’deki karakteri;
sadece “çok tüketiyoruz” diye açıklanamayacak kadar karmaşık.

Konut kira dinamikleri, gıdada iklim ve verimlilik, enerjide dışa bağımlılık, lojistik maliyetleri…

Hepsi; aynı anda, fiyat etiketine yazılıyor.

 

Enerji kısmı özellikle kritik.

EKK, cari dengede kalıcı iyileşme için enerjide arz güvenliği ve

dışa bağımlılığın azaltılmasını vurguluyor;

yenilenebilir kapasiteyi artırma hedefinden bahsediyor.


Ve burada somut bir enstrüman var: 7554 sayılı Kanun.

24 Temmuz 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan bu düzenleme,

farklı başlıklarda değişiklikler içeriyor ama;
yatırım izin süreçlerini hızlandırma tartışmasının omurgasında, bu var.


Yatırım ortamında, “izin süresi” teknik bir detay gibi görünür;

oysa, bir bankacı için izin süresi; projenin nakit akışı başlangıç tarihi demektir.

Nakit akışı gecikirse;
finansman maliyeti şişer, maliyet şişerse fiyat yükselir;

fiyat yükselirse; enflasyon hedefiyle araya görünmez bir kama girer.

Yani; bürokrasi; bazen; enflasyonun en sessiz, en inatçı bileşenidir.

 

Lojistik tarafında da benzer bir mantık var.

EKK;
sanayi bölgeleri ve limanların demiryoluna bağlanmasından,

iltisak hatları programının tamamlanmasından, söz ediyor.


Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı da iltisak hatlarıyla;
sanayinin, limanlara ve ana demiryolu koridorlarına bağlanması hedeflerini,

2028 için 608 km hedefini anlatıyor.


Kulağa, altyapı yatırımı gibi geliyor ama;
enflasyon hikâyesinde karşılığı net:

Lojistik maliyeti düşerse,

üretici; “bugün maliyetim ne olacak?” sorusunu, daha az panikle sorar.

Panik azaldıkça, etiket değiştirme hızı düşer.

Enflasyonla mücadelede bazen en iyi faiz, en kısa sevkiyat süresidir.

 

Peki, 2026’da bizi ne bekliyor?

 

Burada işin “gelecek senaryo” kısmına geliyoruz;

ama, baştan söyleyeyim:

Bu satırlar yatırım tavsiyesi değil, sadece makro resmin olası yolları.

 

TCMB’nin 2026 sonu için işaret ettiği hedef,

kamuoyuna yansıyan biçimiyle; yüzde 16 ve

tahmin aralığı olarak da yüzde 13 – yüzde 19 bandı çeşitli haber akışlarında yer aldı.
Diğer tarafta Reuters’ın ekonomist anketlerinde,

2026 sonu enflasyon beklentisinin, daha yüksek (örneğin yüzde 23 civarı) kalabildiğini görüyoruz.


Şimdi bu iki sayı arasındaki farkı, “iyimserler–kötümserler” diye okumak kolay.

Ben daha bankacı bir yerden okuyorum:

Bu fark, eşgüdümün ne kadar ‘operasyonel’ olacağı sorusudur.

 

Eğer, 2026’da “eşgüdüm” şu üç alanda görünür hâle gelirse;
hedefe yaklaşan bir patika mümkün:

 

Birincisi;

yönetilen fiyatların ve ücret ayarlamalarının,

enflasyon hedefiyle tutarlı bir takvimle yönetilmesi.

EKK, zaten bunu işaret ediyor.


İkincisi;

deprem harcamalarının azalmasıyla açılacak mali alanın,

“harcama iştahı”na değil; mali disipline yazılması.


Üçüncüsü;

arz tarafında enerji–tarım–lojistikte “süre”yi kısaltan gerçek ilerleme.

7554 sayılı düzenleme ve iltisak hattı hedefleri,

bu niyetin araçları olarak; masada.


Bu üçü bir araya gelirse;

yüzde 30’lardan “20’lere iniş” sadece matematik değil,

davranış değişimi olur.

 

Ama eşgüdüm;
sadece toplantı fotoğrafı olarak kalırsa, başka bir senaryo devreye girer:

Enflasyon, düşer ama; yapışkanlaşır.

Yani; 30’dan 25’e gelirsin, sonra 25’te uzun süre oyalanırsın.

Çünkü; konut ve gıda gibi kalemlerde, fiyatlama davranışı kolay kırılmaz;

bir de küresel enerji fiyatları veya kur oynaklığı gibi dış şoklar eklenirse,

hedefler kâğıt üzerinde kalabilir.

Reuters’ın farklı dönem haberlerinde;
gıda ve konut kaynaklı katılıkların, ne kadar belirleyici olabildiği zaten vurgulanıyor.

 

EKK metninde, risk primiyle ilgili “Mayıs 2018 sonrası en düşük” vurgusu var.
Ben bunu, şöyle tercüme ediyorum:

Piyasa, “hikâyeyi” satın almaya başlamış.

Nitekim; Anadolu Ajansı, 5 yıllık CDS’in

Mayıs 2018’den bu yana en düşük seviyelere gerilediğini ve

bunun, enflasyonla mücadele politikalarıyla ilişkilendirildiğini aktarıyordu.


Hikâye satın alınır; ama;
hikâye, her ay yeniden sınava girer.

Sınav soruları da belli:

Enflasyon, beklenti, ücret, yönetilen fiyatlar, cari denge, rezerv dinamikleri.

 

Yazıyı bitirirken, kendimi yine eski bir bankanın koridorunda hayal ediyorum.

Genel müdürlük katında bir odada, duvarda “risk iştahı” yazan bir çerçeve olurdu.

Kimse yüksek sesle söylemezdi, ama; herkes bilirdi:

Risk iştahı, bir “duygu” değil; kurala bağlanmış bir disiplin işidir.

 

Bugün ülke ölçeğinde de aynı yerdeyiz.

Eşgüdüm, güzel bir kelime.

Ama; asıl mesele, o kelimenin;
faturalara, sözleşmelere, izin sürelerine, taşıma maliyetlerine ve bütçe kalemlerine

nasıl çevrileceği.

Çünkü; enflasyonla mücadelede en pahalı şey, yanlış karar değildir; belirsizliktir.

 

 

sezerkoyun@cratone.com

 

 

Son not:

Bu yazı yatırım tavsiyesi değildir;

yalnızca, güncel veriler ve resmî açıklamalar üzerinden; bir ekonomi okumasıdır.

 



Bu yazı 1705 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA