21 Temmuz Pazartesi sabahı,
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde objektiflere yansıyan kare;
son yılların tanıdık temsiliydi:
uzun bir masanın etrafında ekonominin ağır topları,
ortada ise; “koordinasyon” sözüyle açılan bir toplantı.
Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) yeni dönemin ilk oturumunu yaparken,
kamuoyuna verilen ana mesaj;
para, maliye ve gelir politikalarının tek perdede uyumlandırılması oldu.
Kâğıt üzerinde, kusursuz görünen bu hedef;
pratikte, aynı ezginin farklı enstrümanlarla çalındığı bir orkestraya benziyor.
Geçmişe kısa bir bakış:
2022 yazında, “enflasyonu tek haneye indirecek eş-güdüm” vaadiyle yola çıkan Kurul;
o günlerde, TÜFE’nin yüzde 79’u gördüğü bir ortamda umut yaratmıştı.
Bugün, resmi veriler; enflasyonu yüzde 35’e kadar gerilemiş gösterse de
Orta Vadeli Program (OVP) 2025-2027’de yazılı yüzde 15 hedefi,
hâlâ; oldukça uzakta.
Üstelik; 2024 bütçe açığı tahminleri, yüzde 3,5 iken;
gerçekleşme, yüzde 5’in üzerine tırmandı;
personel giderlerindeki genişleme, kamu dengelerini iyice zorluyor.
Tam da bu nedenle; “koordinasyon” kelimesi, yalnızca bir manşet değil;
ağır bir taahhüt niteliği taşıyor.
Politika cephesinde, iki kırılgan denge öne çıkıyor.
İlki likidite-harcama ilişkisi:
Merkez Bankası; fiyat istikrarını korumak adına, kredi büyümesini frenlerken;
maliye kanadı; sosyal transferler ve yatırım projeleriyle, ekonomiyi destekliyor.
Aynı anda; hem frene, hem gaza basma metaforu burada hayat buluyor;
likidite çekildikçe piyasa faizleri yükseliyor,
ancak; genişleyici harcamalar, bu sıkılığı kısmen nötrleyebiliyor.
İkinci denge ise; kur-enflasyon etkileşimi.
Piyasa katılımcıları, yıl sonuna kadar; TL’nin kademeli değer kaybı öngörüyor.
Kurun baskılanması fiyat geçişkenliğini azaltabilir;
fakat aşırı baskı, ihracat marjlarını daraltarak; üreticiyi köşeye sıkıştırıyor.
Ara malı ithalatına bağımlı sektörlerin hesabı net:
dövizdeki her 1 liralık artış, maliyete ortalama yüzde 1–1,5 yansıyor.
Mikro ölçekte tablo somut:
Konya’da buğday üreticisi;
dizel desteği azalırsa, dekar başına maliyetinin
1 300 TL’den 1 550 TL’ye çıkacağını hesaplıyor.
Kocaeli’nde paslanmaz çelik levha üreten tesis,
ton başına üretim maliyetinin; son altı ayda 80-100 dolar yükseldiğini,
küresel satış fiyatlarının ise; yatay seyrettiğini dile getiriyor.
Girdi baskısı; üretim kararlarını, beklenenden daha hızlı etkiliyor.
Önümüzde iki olası senaryo konuşuluyor:
İyimser çizgi - Eylül’de duyurulacak tasarruf paketi;
kamu alımlarında yüzde 15 kesinti sağlar,
vergi tabanı genişler,
enerji fiyatları küresel ölçekte sakin kalır;
böyle bir zeminde, TL’nin;
yıl sonunda, 38-40 bandında dengelenmesi ve
2026 ortasında, enflasyonun yüzde 22-24 aralığına inmesi olası.
Zorlu çizgi - Kamu personel harcamaları hız kesmez, enerji maliyetleri yükselir,
küresel finansman koşulları sıkılaşırsa;
kur, 45 seviyelerine yaklaşabilir;
enflasyonun, 2026’nın ilk çeyreğinde yeniden yüzde 40 sınırını test etmesi,
kuvvetle muhtemel.
Her iki tabloda da uyumun gerçek sınavı,
toplantı salonundaki sunumlar değil;
sahaya yansıyan, uygulanabilir kararlar olacak.
Son söz:
Koordinasyon, politikalar birbirini sıfırladığında değil;
birbirini tamamladığında anlam kazanacak.
Para politikası sıkı duruşunu korurken mali disiplin gevşer ve gelir politikası genişlerse;
çekilen likidite, bütçe açığından geri döner.
Tersine;
maliye frene basar, gelir politikası ılımlı, para politikası tutarlı kalırsa;
enflasyondaki düşüş, kalıcı hâle gelebilir.
Aksi durumda; yeni EKK toplantı tarihleri açıklanır,
ancak; ekonomi sahnesinde, aynı oyun; farklı dekorlarla sürer.
Bu yazıda yer alan bilgi, değerlendirme ve öngörüler;
29 Temmuz 2025 itibarıyla,
yazarın kişisel görüşlerini yansıtmakta olup;
herhangi bir yatırım, hukuki ya da finansal tavsiye niteliği taşımaz.