Diplomasiyle gelen fırsatlar mı, belirsizlik mi?
Kasabanın küçük ama eski bakkalı Hakkı Amca’nın dükkanının camında,
hâlâ; şu yazı durur:
“Barış, en ucuz güvenlik sistemidir.”
O yazı; 1990’ların sonunda,
Türkiye-İsrail arasında su ve teknoloji anlaşmaları imzalanırken asılmıştı.
Sadece bir temenni değil; aynı zamanda, ekonomik bir gözlemdi.
Çünkü; o dönem, sadece devletler değil;
esnaf da barışla gelen istikrarın neye benzediğini, kısa süreliğine de olsa; deneyimlemişti.
Şimdi, çeyrek yüzyıl sonra; benzer bir dönüm noktasına daha gelinmiş olabilir.
Türkiye’nin, Ukrayna savaşında barış görüşmelerinde;
“güvence veren ülke” olarak rol alma talebi,
ilk bakışta; diplomatik bir detay gibi görülebilir.
Ancak; bu iddianın taşıdığı ağırlık, sadece masadaki koltuk sayısıyla değil;
ekonomi masasında hangi ülkelerin yer bulacağıyla da ölçülüyor.
Ukrayna-Rusya savaşında,
tahıl koridoru sürecindeki moderatörlüğüyle dikkat çeken Türkiye;
şimdi, ateşkes sonrası kurulacak güvenlik mekanizmalarında adı geçen,
birkaç ülkeden biri olmayı hedefliyor.
Bu hedef, sadece diplomasinin değil;
doğrudan reel ekonominin ve KOBİ’lerin gündemini de etkileyecek
bir dizi dinamiği tetikliyor.
Hatırlayalım:
Türkiye, 2022’de Karadeniz tahıl anlaşması çerçevesinde;
tahıl ihracatına aracılık etmiş, bu sayede;
TMO’nun satın aldığı 1,5 milyon ton buğdayın fiyatında,
yüzde 11 oranında bir gerileme yaşanmıştı.
Aynı dönemde, Mersin ve Samsun limanlarında taşımacılık yapan lojistik KOBİ’lerin cirolarında;
ortalama yüzde 18 artış görüldü.
Bu tek örnek bile; diplomatik etkileşimin reel ekonomik karşılığını ortaya koymak için yeterli.
Peki; bu yeni barış girişimi, benzer ekonomik faydaları tekrar sağlayabilir mi?
Kısa cevap: Evet, ama koşullu.
Barış süreçleri genellikle “istikrar” beklentisi yaratır.
Ancak; bu beklenti, eyleme dönüşmediği sürece;
KOBİ’ler için sadece temkinli bir umut olur.
Türkiye’nin bu süreçte üstleneceği rol,
doğrudan yatırım akışlarını ve dış ticaret rotalarını, yeniden şekillendirebilir.
Özellikle; Karadeniz havzasındaki lojistik firmaları, inşaat tedarikçileri, gıda ihracatçıları ve
enerji taşımacılığı yapan taşeron KOBİ’ler için bu süreç; kritik önemdedir.
Ancak; ekonominin doğası, yalnızca umutla işlemez.
Türkiye’nin Ukrayna ile kurduğu;
enerji, tahıl ve altyapı tedarik zincirleri, savaşla birlikte; kopmuştu.
2020 yılında Ukrayna ile Türkiye arasında 5 milyar doları aşan ticaret hacmi,
2023 sonunda 2,7 milyar dolara kadar geriledi.
Barış ortamı, bu hacmi tekrar canlandırabilir.
Ama; burada kritik bir mesele var:
Türkiye’nin “garantör ülke” sıfatıyla üstleneceği pozisyon,
siyasi risk primi açısından da ülke ekonomisine yeni yükler getirebilir.
Özellikle; kredi derecelendirme kuruluşlarının
bu gibi “çatışma sonrası inisiyatifleri” nasıl değerlendirdiği,
doğrudan KOBİ kredilerini etkiler.
2016’daki Suriye politikaları sonrası;
Türkiye’nin risk puanı artmış,
ticari kredi maliyetleri ortalama yüzde 2,1 yükselmişti.
Aynı etki, tekrar yaşanabilir mi?
Belirsizlik, bu sorunun gölgesini büyütüyor.
Yine de unutulmaması gereken önemli bir nokta var:
Barış süreçleri;
inşaat, yeniden yapılandırma, teknik danışmanlık ve
altyapı hizmetleri gibi pek çok alanda KOBİ’lere yeni pazarlar açar.
Türkiye; 1990’ların sonunda, Balkanlar’daki çatışma sonrası süreçte;
bölgeye 3 bine yakın KOBİ merkezli ihracat gerçekleştirmiş,
bu ihracatların; yüzde 47’si inşaat ekipmanı ve gıda sektöründe olmuştu.
Benzer bir ekonomik açılım, Ukrayna’nın yeniden inşa sürecinde de mümkündür.
Ama bu kez, Türkiye farklı:
Enflasyon yüksek, kredi muslukları dar ve KOBİ’lerin yatırım iştahı sınırlı.
2025 yılı sonu itibarıyla, TÜİK’e göre;
Türkiye’de KOBİ’lerin yatırım yapma niyeti yüzde 14 azalmış durumda.
Yani; barış fırsatları,
ancak devletin destekleyeceği özel fonlar,
ihracat kredileri ve bölgesel kalkınma projeleriyle; gerçek bir etkiye dönüşebilir.
O yüzden, Hakkı Amca'nın camındaki yazı hâlâ geçerli:
“Barış, en ucuz güvenlik sistemidir.”
Ama günümüzde; aynı zamanda, en zor finansman bulunan girişimdir.
Barışın sürdürülebilir bir ekonomik fırsata dönüşmesi için diplomasi kadar;
akılcı ekonomi yönetimine,
şeffaf kamu fonlamasına ve
KOBİ’lerin dış pazara entegrasyonunu sağlayacak yapısal adımlara, ihtiyaç var.
Not:
Bu yazı, herhangi bir yatırım tavsiyesi içermemektedir.
Sadece; kamuya açık veriler ışığında, ekonomik analiz sunmaktadır.