Türkiye’nin ikinci çeyrek büyüme rakamları geldi. Yüzde 2,3’lük büyümeden bahsediyor olmayı çok isterdim. Zira rakamın bize büyüme diye gösterdiği gerçekliğin aslında obezite olduğunu ve kalkınma özürlü bir rakamdan başka bir anlam ifade etmediğini üzülerek görüyoruz.
Bu sözlerimden alınanlar olabilir. Fakat ne yazık ki bu büyümenin analizini yaptığınızda ve diğer gerçekleşmelerle birlikte okuduğunuzda başka bir hakikat ortaya çıkmıyor. Bu gerçeğe gözünü yumup, rakam mutluluğu yaşamak isteyenler ise ülkeyi daha da zor bir sürece doğru iteliyorlar.
Öncelikle büyümenin alt bileşenlerine baktığımızda, sistematik olarak kaderimizin değişmediğini, hane halkı tüketimiyle ortaya çıkan bir büyüme rakamından söz ettiğimizi belirtmek gerekir.
Uzun zamandır Türkiye’nin en hastalıklı durumu bu iken, ne teşhis koyuluyor ne de tedavi adına bir adım atılıyor. Sektörler bazında baktığınızda tarım sektörünün yüzde 13,3’lük büyüme performansı ortaya koymuş olması, ilk başta memnuniyet verici gözüküyor. Fakat ülkedeki gıda ulaşımını, gıda fiyatlarını ve vatandaşın satın alma gücünü değerlendirdiğinizde fiktif bir büyümenin sektörel bazda öne çıktığını söylemek çok mümkün.
Harcama kalemlerinin büyüme katkısına baktığınızda ise net ihracattaki mütevazı artışın eriyen stoklardan elde edildiğini, yani eldeki malı sattığımızı söyleyip, kamu yatırımlarının eksi verdiği bir büyüme performansında, zorunlu yatırımların 0,2 gibi küçük bir katkı sağladığı rakamın lokomotifinin hane halkı tüketim harcamaları olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Eş zamanlı olarak açıklanan işsizlik rakamlarında ufak çaplı yükselmeyi bir kenara atıp, atıl iş gücü diye tanımlanan işsizliğin yüzde 30’u aştığını, reel sektörün kısa vadeli dış borcunun 205 milyar dolar olduğunu, Türk-İş açlık sınırının 37 bin 388, yoksulluk sınırının 121 bin 786 TL’ye ulaştığını düşünürseniz harcamanın da sağlaması ortaya çıkıyor.
Gelir kurgusu artmayan ve tüketim kalemleri yine TÜİK verilerine göre yüzde 70 oranında gıda, konut ve ulaştırmaya sıkışan bir tüketici grubunun giderlerinin sürekli yukarı yönlü artması da, büyümenin tüketimden değil, artan fiyatlardan kaynaklandığını bir kere daha kanıtlıyor.
Peki artan bu fiyatları gelirleri yükselmeyen insanlar nasıl karşılıyor? Onun da karşılığını sayısı 26 milyonu aşan icra dosyalarında buluyoruz. Yani işsizliği artan, kredi borcuna batan, geliri yükselmeyen, ama gideri sistematik olarak yukarı yönlü hareket eden, daha az tüketip, daha çok ödeyen insanların ortaya koyduğu hane halkı tüketim harcamalarıyla gerçekçi olmayan bir büyüme yakaladık.
Oysa sadece bu eğilim bile ekonomi yönetiminin söylediği gibi enflasyonda da bir dezenflasyon sürecinin değil, yukarı yönlü giden bir enflasyon gerçeğinin ekonominin sırtında olduğunu bize anlatıyor.
Sonuç mu? Rakama aşık, ama rakamı da fakirleşerek büyümeyi anlatan bir ekonomi fotoğrafımız var. Bu sorun mu; evet. Ama asıl problem bu sorun yokmuş gibi davranılmaya devam edilmesi.