Merkez bankalarının faiz kararını alacağı gündeyiz. Hem bizde hem de Avrupa Birliği’nde ortaya konulacak kararları, elbette daha önemlisi yapılacak açıklamaları takip eden bir kesim var.
Dikkatinizi çekerim ‘bir kesim’ ifadesini özellikle kullanıyorum. Çünkü insanları büyük bir çoğunluğunun gündeminde bile yok. Avrupalı neticeye bakıyor, bizimki neticeyi zaten iliklerine kadar hissediyor.
Geriye kim kalıyor? İş dünyası ve finansçılar. Finansçıların artık ezbere bildikleri banka tavırları nedeniyle olasılığı aylar öncesinden satın aldığını da, buna yönelik önlemler geliştirdiğini de, içe başka dışa başka konuştuklarını da biliyoruz.
Burada işte AB ile Türkiye arasındaki ayrışma başlıyor. AB’deki finansçılar daha gerçekçi verilerle karşı karşıya olduklarını bildikleri için, bunu kamuoyunda spekülatif açıklamalarla bizdeki anlamda yönetemiyorlar.
En fazla faizleri yükseltir, düşürür vesaire gibi söylemlerle olayı geliştiriyorlar. Bu da zaten enflasyon faiz makasının görece dar olduğu bir ortamda, anlamlı kazançların ötesine geçmiyor.
Güvenli liman arayanlar, bu sistem içerisinde kalarak süreci takip ediyorlar. İş dünyasının bakış açısına baktığınızda, orada faiz kararları geleceğe yönelik finansman kullanma, yatırım yapma gibi kararları belirleyen unsurlar olarak ortaya çıkıyor.
Çünkü orada bir işletme açarken daha iş planlarınızı, fizibilitenizi, gelecek projeksiyonunuzu ve bunu finanse etme yöntemlerini ortaya koymuşsunuzdur. Güncel gelişmeler sadece geleceğe yönelik kararlarınızı etkiler. Bu nedenle de zaten bizde ‘onlarda var bizde de olsun’ cinsinden açıklanan ama aslında kimsenin umursamadığı PMI’lar, anketler oralarda önemlidir. Zira gerçekten nabzı verir.
Bize dönersek, PMI ya da buna yönelik yanıtlar bir hesaba değil, temenniye dayanır. Yanlış mı, doğru. En azından uygulamada doğru. Ekonominin OVP’sinin temennilere dayandığı bir fotoğrafın ortasında, iş dünyasının temenniyle hareket etmeme şansı çok düşük. Zira yönetenin temennisine göre şekillenen, kelimenin tam anlamıyla keyfi bir ekonomi yönetimi var.
Bu nedenle iki dönem üst üste uygulamalara bakın, biri hesapsızca kredi ya da teşvik dağıtır, öteki muslukları keser. Böylesi bir istikrarsızlık içinde de gerçekten iş yapmaya niyetli olanın kemikleri kırılır. Ama orada vergisini ödesin yeter, gerisi kendi sorunu diye bakılır.
Gelelim olası faiz kararlarına… Avrupa Merkez Bankası’nın 25 baz puan yükselteceği, bizimkinin de sabit tutacağı öngörülüyor. İş dünyası herhalde OVP’yi ve söylemleri desteklediğine göre buna itiraz etmeyecektir.
Ama kral çıplak noktası ne biliyor musunuz: Yüzde 37 faizle kredi verseniz reel sektör sıraya girer. Çünkü enflasyonun yüzde 31,5 olmadığını biliyorlar. İtiraz ettikleri resmi enflasyon rakamıyla yaşanan arasındaki farkın, faizdeki yüksek maliyetli uyumsuzluğu.
Çözümü belli. Madem temenniler ekonomisindeki gidişattan memnunsunuz, OVP’yi kurtarıcı olarak görüyorsunuz, kararların da altına imza attınız demektir. En azından reel sektörü temsil eden kurumların başındakiler için bu durum böyle. Üzgünüm ama koltuk için alkış tuttuğunuzda, gerçekler değişmiyor.
Bu arada son bir soru: AB’li iş insanları gelecek projeksiyonları için paranın maliyetiyle ve finansmana erişimle ilgileniyor. Siz borç mu arıyorsunuz, finansman mı: Zira yanıtı çok şeyi değiştirir. Cevabı kendinize verin.
Elbette bu sözüm reel sektör temsilcilerine. Bizdeki finansçılar zaten evlere şenlik. Ülke ekonomisindeki istikrardan anladıkları tek şey, para kazanmanın sürdürülebilirliği… Üstelik her şeye rağmen. Bu da ayrı bir kral çıplak.