Merkez Bankası’nın herk ay açıkladığı Enflasyon Beklenti Anketi’nin Eylül 2026 sonuçları açıklandı. Bunun detaylarına gelmeden önce dikkat çekmek istediğim birkaç husus var. Bunlardan biri gerçekçi olmayan enflasyonu gösterip, oradan azalış ya da yükseliş öngörerek rakam telaffuz etmek zaten sapmaların en büyüğüdür.
Aylardır ve ısrarla bu yapılmasına rağmen hiç kimse işin bu boyutuna odaklanmıyor. Kısa süre öncesine kadar bazı kuruluşların benden de istediği tahmin ve öngörüler vardı. Önce olası rakama yönelik düşüncelerimi paylaştım.
Fakat ardından gördüm ki, yaşananın değil, TÜİK’in açıkladıkları üzerinden tahminlerin ortaya konulduğu bir yapının parçası haline geliyorsunuz. Aslında bu haliyle istemeden de gerçekçi olmayan rakamları legalize etmeye başlıyorsunuz.
Yani baz alınan rakamın gerçek olmadığını herkes biliyor, ama siz bunu kriter alıp, acaba ne açıklarla duygusuyla tahminler ortaya koymaya başlıyorsunuz. Bu nedenle ben de zaten bu konudaki görüş bildirimlerimi, tam da yazdığım gerekçeyi ifade ederek bıraktım.
Lakin rakamlardan arınmış bir biçimde eğilimi ölçmek anlamında ortaya konulan görüş önemli, bence önemli. Tam bu noktada da tekrar dikkatinize sunmak istediğim ikinci konu gündeme geliyor.
Bir ekonomide piyasa temsilcileri ile hane halkı arasında yüzde 100 fark olur mu? Hatta bunun tam ortasında yine ikisine de uzak ara tahminlerle reel sektör beklentisi olur mu? Açıklarsanız olur, ama ortadaki kopukluğu ve tezatı görmezden gelerek sadece rakamlara odaklanıyorsanız, o da hedefine ulaşmıyor demektir.
Şimdi dönelim eylül anket sonuçlarına… Piyasacıları bir kenara koyuyorum. Çünkü gerçekten düşündükleriyle verdikleri cevapların tutarlılığı konusundaki hassasiyetleri olduğunu düşünmüyorum.
Onlar ekonomi yönetiminin esas aldığı oranlar üzerinden paralel bir tablo yürütüp, aslında buradan nasıl para kazanacaklarının derdine düşmüş vaziyetteler. Yani önceliklerinde enflasyonun gerçekliğinin ya da ülke ekonomisi üzerindeki yıpratıcı etkisinin rolü yok.
Son açıklanan veriye baktığımızda ise hane halkının enflasyonda yükseliş, reel sektörün de stabil bir seyir beklediği gözüküyor. Hangisi gerçek? Bence ikisinin de gerçeklik payı var. Meseleye yıl sonu enflasyonu açısından ele aldığınızda, insanlar yetişilemeyen fiyatların farkında. Öyle çok jeopolitik ahkâmlar kesmenize gerek yok.
Yani hane halkının enflasyonu ölçmek için Hürmüz’e bakmasına ihtiyaç yok. Bakkala, markete, pazara gittiğinde yaşadığını görüyor. Zaten OECD de son raporlamasında ülkedeki enflasyon beklentisini, rakamdan bağımsız olarak yukarı yönlü revize ettiyse, hane halkının bu beklentiler içerisindeki en gerçekçi kesim olduğunu kanıtlıyor.
Ama reel sektör beklentisini de yabana atmayalım. Çünkü aynı OECD raporu büyümeyi de aşağı yönlü revize etti. Bu da TL bazında maliyetleri uçup giden reel sektörün, bunları maliyetlerine yansıtma umudunu tamamen yitirdiğini, bu nedenle de enflasyonda yatay bir seyir oluşacağını öngördü. Bu da tek başına yanlış diyemeyeceğimiz bir bakış açısı.
Ama çıktısının sermaye erimesi, işsizlik ve ödemeler zincirinde kırılmalar olduğunu, kayıt dışı ve merdiven altının besleneceği ekosistemin devam edeceğini bize gösteriyor. Özetle rakamlar evlere şenlik. Ama beklentiler eğilimleri yansıtıyor. Gariplik neresinde mi? Herkes tüm bu gerçekler ortadayken üç maymunu oynuyor ya, garip olan o.