|
Tweet |
Çocuk ve ergenlerin karıştığı şiddet olayları;
ailelerin, “Çocuğumu ne kadar takip etmeliyim?” sorusunu;
yeniden gündeme getiriyor.
Uzmanlar ise;
çözümün, baskıcı kontrolden değil;
güvene, açık iletişime, tutarlı sınırlara ve
erken uyarı işaretlerinin fark edilmesine dayandığına dikkat çekiyor.
Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi
Çocuk ve Ergen Klinik Psikoloğu Eliz Avcı,
ağır şiddet davranışlarının;
çoğu zaman, bir gecede ortaya çıkmadığını belirterek;
anne babaları, çocuklardaki davranış ve duygu değişikliklerini
yakından takip etmeleri konusunda; önemle uyarıyor.
Çocukların ve ergenlerin dahil olduğu şiddet olayları,
yalnızca olayın yaşandığı kişileri değil;
aileleri, okulları ve toplumun tamamını etkiliyor.
Özellikle; okul çevresinde yaşanan şiddet olaylarının ardından, anne babalarda;
çocuklarının arkadaş çevresi, okul yaşamı, öğretmenleriyle ilişkileri ve
karşılaştıkları sorunlarla ilgili; kaygı artabiliyor.
Ancak, bu kaygıyla birlikte;
ailelerin, çocuklarını daha fazla kontrol etmeye başlaması;
her zaman koruyucu bir sonuç doğurmuyor.
Aksine, korkuya ve cezaya dayalı aşırı kontrolün;
çocukla ebeveyn arasındaki iletişimi zayıflatabileceği ve
çocuğun, yaşadığı sorunları;
ailesinden saklamasına neden olabileceğine dikkat çekiyor.
Eliz Avcı;
çocukları ve ergenleri, şiddet davranışlarından korumada;
sağlıklı ebeveyn takibinin önemine dikkat çekerek,
ailelerin; baskıcı kontrol ile
sağlıklı denetim arasındaki farkı gözetmesi gerektiğini, vurguluyor.
Ebeveynlerin, özellikle şiddet olaylarının ardından;
kaygıyla birlikte, çocukları üzerinde daha fazla kontrol kurmaya yönelmeleri;
anlaşılabilir olsa da burada, kontrolün niteliği; büyük önem taşıyor.
Güce, katı cezalandırmaya ve “Ben öyle söylediğim için”
anlayışına dayanan baskıcı kontrolün;
çocuğun, kuralları neden benimsediğini anlamasını sağlamadığını belirten Avcı;
bu durumda, çocuğun davranışını;
yalnızca yakalanma veya cezalandırılma korkusuyla,
sınırlandırabileceğine dikkat çekiyor.
Baskı ve korkuyla yönetilen çocukların,
ebeveyn veya başka bir otorite ortamdan çekildiğinde;
sınırları aşan ve riskli davranışlara, daha açık hale gelebileceğini ifade ediyor.
Dahası;
korku dışında, baş etme becerisi yeterince gelişmeyen bir çocuğun;
yaşadığı problemi, ailesiyle paylaşmak yerine;
gizlemeyi tercih edebileceği belirtiliyor
Bu durum, yalnızca şiddet uygulama riski açısından değil;
şiddete maruz kalan çocukların fark edilmesi açısından da önem taşıyor.
Zorbalığa veya şiddete uğrayan bir çocuk,
ailesinden korkuyor ya da yargılanacağını düşünüyorsa;
yaşadıklarını anlatmak yerine, içine kapanabiliyor.
Peki; anne babalar, çocuklarını takip ederken; nasıl bir yol izlemeli?
Eliz Avcı;
özellikle, ergenlik döneminde;
daha yetkin, tutarlı ve demokratik bir denetim anlayışının önem taşıdığını belirtiyor.
Bu yaklaşımda amaç,
yalnızca çocuğun ne yaptığını kontrol etmek değil;
çocuğun; yaptığı davranışların nedenlerini ve sonuçlarını anlayabilmesini sağlamak.
Kuralların neden konulduğunun çocuğa açıklanması,
“Bunu yapma” demek yerine;
davranışın olası sonuçlarının konuşulması,
çocuğun; kendi kararlarının sorumluluğunu geliştirmesine yardımcı olabilir.
Buradaki temel hedef;
çocuğun, “Neden bunu yapmalıyım ya da yapmamalıyım?”
sorusuna cevap verebilmesi.
Böylece çocuk; yalnızca ebeveyni yanında olduğu için değil,
davranışının sonuçlarını öngörebildiği ve
kendi sınırlarını oluşturabildiği için daha sağlıklı seçimler yapmayı öğrenebilir.
ÇOCUĞUNUZDA BU DEĞİŞİKLER VARSA; DİKKAT EDİLMELİ
Sosyal çevreden uzaklaşma:
Çocuğun;
arkadaşlarından, ailesinden veya daha önce keyif aldığı etkinliklerden
belirgin şekilde uzaklaşması; önemli bir değişim olabilir.
Okul yaşamında ani değişiklik:
Devamsızlığın artması,
akademik başarının açıklanamayan biçimde düşmesi veya
okula yönelik belirgin bir isteksizlik de
takip edilmesi gereken işaretler arasında yer alıyor.
Yoğun öfke ya da duygusal hissizlik:
Sık ve yoğun öfke patlamalarının yanı sıra;
tam tersine, çocuğun olaylara karşı belirgin biçimde duygusuzlaşması da önemsenmeli.
Şiddet ve silah içeren unsurlara yoğun ilgi:
Şiddet unsuru içeren içeriklere, kesici-delici aletlere veya silahlara yönelik
dikkat çekici ve yoğun bir ilgi de
ebeveynlerin gözlemlemesi gereken değişiklikler arasında bulunuyor.
Akran ilişkilerinde ciddi sorunlar:
Çocuğun;
düzenli biçimde akran zorbalığına maruz kalması kadar,
başkalarına yönelik;
sistematik dışlayıcı, tehditkâr veya zorbalık içeren davranışlar sergilemesi de
dikkatle ele alınmalı.
HER DEĞİŞİKLİK, ŞİDDET ALARMI ANLAMINA GELMEZ
Burada önemli olan nokta ise;
tek bir davranışın, otomatik olarak şiddet eğilimi anlamına gelmediği.
Ergenlik döneminde;
öfke, arkadaş ilişkilerinde sorun yaşama, akademik dalgalanmalar veya
zaman zaman yalnız kalma isteği, görülebilir.
Ancak; belirgin, ani, yoğun ve süreklilik gösteren değişikliklerin
çocuğun genel işlevselliğiyle birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor.
Bu nedenle;
anne babaların çocuklarını etiketlemek veya
her davranışı tehdit olarak değerlendirmek yerine;
davranış değişikliklerinin altında ne olduğunu, anlamaya çalışması gerekiyor.
OKUL VE AİLE İŞ BİRLİĞİ KRİTİK ÖNEMDE
Çocuğun yaşamının önemli bir bölümünün geçtiği okul;
erken uyarı işaretlerinin fark edilmesinde de önemli bir alan oluşturuyor.
Eliz Avcı;
çocukların, okul yaşamındaki durumunu
en iyi gözlemleyebilecek kişiler arasında;
okul psikolojik danışmanları ve öğretmenlerin bulunduğuna dikkat çekiyor.
Bu nedenle;
ailelerin, çocukla ilgili bir değişiklik fark ettiğinde;
okuldan bilgi alması,
öğretmenler ve okul psikolojik danışmanlarıyla iletişim kurması, önem taşıyor.
Aynı şekilde;
okulda fark edilen bir davranış değişikliğinin de
aileyle paylaşılması, çocuğun farklı yaşam alanlarındaki durumunun
bir bütün olarak değerlendirilmesine yardımcı olabilir.
“ÇOCUĞUNUZUN SİZE HER ŞEYİ ANLATABİLECEĞİ BİR ALAN OLUŞTURUN”
Çocuğun; şiddetle, zorbalıkla, tehditlerle veya
başka bir riskli durumla karşılaştığında ilk başvuracağı kişilerden birinin; ailesi olması,
koruyucu faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Bunun için çocukla kurulan iletişimde,
yalnızca “Nerede olduğunu biliyor muyum?” sorusunun değil;
“Başına bir şey geldiğinde bana anlatabileceğini düşünüyor mu?”
sorusunun da önemli olduğu belirtiliyor.
Çocuk, yaşadığı bir problemi anlattığında;
otomatik olarak cezalandırılacağını, suçlanacağını veya yargılanacağını düşünürse;
sorunlarını, gizlemeyi tercih edebilir.
ANNE BABALAR NE YAPMALI?
Moodist Psikyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Eliz Avcı,
anneler babaların yapması gerekenleri; şöyle özetliyor:
• Çocuğun davranışlarını yalnızca cezalandırmak yerine; nedenlerini anlamaya çalışın.
• Kuralları açıklayın; çocuğun davranışlarının sonuçlarını öngörebilmesini sağlayın.
• Çocuğunuzdaki ani ve belirgin davranış değişikliklerini, göz ardı etmeyin.
• Arkadaş çevresi ve okul yaşamıyla ilgili; düzenli, yargılamayan bir iletişim kurun.
• Akran zorbalığının; hem mağduru, hem de uygulayıcısı olma ihtimalini ciddiye alın.
• Çocuğunuzun sosyal çevreden çekilmesi, yoğun öfke, duygusal hissizlik veya
okul yaşamında belirgin bozulma gibi değişiklikleri, takip edin.
• Şiddet, silah veya kesici-delici aletlere yönelik yoğun ilgiyi,
diğer davranış değişiklikleriyle birlikte değerlendirin.
• Gerektiğinde; öğretmenler ve okul psikolojik danışmanlarıyla iş birliği yapın.
• Sorunların büyümesini beklemeden, bir ruh sağlığı uzmanından destek alın.