|
Tweet |
Hiç kimseyi korkutmak istemiyorum.
Yalnız bir hatırlatma yapacağım…
Çeyrek asır önce, 11 Eylül olayı New York’ta yaşandığında;
bunu bir şekilde, 9 ay önceden neredeyse tüm detaylarıyla kaleme almış ve
yayınlamış tek kişi; herhalde bendim.
O gün öğleden sonra, Nişantaşı civarında sokakta yürüyorum.
Yıllarca FB TV’de birlikte program yaptığım Faik Genç
-ki o zaman programımız başlamamıştı- beni panik içinde aradı:
“Çabuk bir televizyon bul, senin kitaptaki olay gerçek oldu!”
Hemen; o günlerin ünlü barı, Touchdown’a koştum.
Eşim Sibel’le, orada buluştuk ve
canlı yayında, ikinci uçağın binaya dalışını dehşet içinde seyrettik.
1997’de yazmaya başladığım, 2000’de yayınlanan ve
uzun zaman çok satanlar listesinde kalan romanım; Kemik’te,
yine 2001 yılında; New York’ta Manhattan’da sabah 09.00 civarında,
Boeing Jumbo 797 intihar uçuşu yapıyordu.
O akşam televizyonlar beni aradı,
“Bedri Bey, siz olacakları nereden biliyordunuz?” diye…
Benim kitabımda konu, siyasi saldırı değildi;
bir aşk hikayesi ve kişisel intikam meselesiydi.
Ama; geri kalan her şey birebir örtüşüyordu.
Bir hafta boyunca; bütün haber ve yorumlarda,
“istihbarat servislerinin dahi aklına gelmeyecek saldırı metodu”
şeklinde söz ediliyordu, 11 Eylül olayından...
Halbuki; Türkiye’de bayağı ses getirmiş romanımın kurgusunda, bu senaryo aynen geçiyordu.
Kitabın o bölümünü aynı sabah okuyup,
öğleyin bu kurgunun gerçeğiyle haberlerde karşılaşan bazı insanlar;
delirdiklerine inandılar!
Aradan 25 yıl geçti.
Kemik’te öngörülen olaylardan birçoğu daha yaşama geçti.
Mesela; futboldaki VAR sistemi son sekiz yıldır hayatımızda.
Akıllı telefonlar 20 yıl önce piyasaya çıktı.
Neuralink’in yaklaşık 10 yıldır yürüttüğü ve
2024’te ilk insan implantına ulaşan beyin–bilgisayar arayüzü projesi
yine Kemik’te yer alan akışın bir parçasıydı.
Sayısız başka öngörü ekleyebilirim.
Dijital gizli kameralardan yayılan cinsel görüntüler furyası,
türler üzerine yapılan farklı ve tehlikeli biyokimyasal deneyler gibi…
Rüya kaydetme makinesi öngörüm ise;
Japonların, şu sıralar ciddi olarak üzerinde çalıştığı; somut bir konu.
Bunları niçin anlatıyorum?
Yapay Zeka (AI)’nın insanlığa sunabileceği tehditler,
bildiğimiz gibi birkaç yıldır; artık gündemimizin bir parçası.
AI, insanların günlük yaşamında artık ve şimdilik;
yardımcı bir süper zeki arkadaş olarak kullanılıyor.
Ama, teorik tehdidin boyutu öyle noktalara tırmanıyor ki;
toplumsal siyasi gündemde başrole oturabiliyor.
Ben bu makalenin sonunda,
tabii ki hiçbir zaman gerçekleşmesini temenni etmeyeceğimiz,
tehlikeli bir öngörümü; sizlerle paylaşacağım.
ANTHROPIC İSTİFASIYLA ALEVLENEN TARTIŞMA:
KÖTÜ AI MI, KÖTÜ NİYETLİ İNSAN MI?
AI dünyasının merkezinden bir istifa, geçen hafta içinde alarm zillerini çaldırdı.
Ünlü AI firması Anthropic’in araştırmacısı Jacob Coxon görevinden ayrılırken;
büyük AI laboratuvarlarının insanlığın geleceğiyle kumar oynadığını ve
önümüzdeki birkaç yılın, kritik olabileceğini söyledi.
Bugün AI, insanlığın kontrolünü “Tanrı’ya şükür” ele geçirecek güçte değil;
2026 uluslararası raporu da bunu söylüyor.
Fakat aynı rapor;
otonomi, uzun planlama ve
denetim açıklarını kullanma yeteneklerindeki ilerlemeye dikkat çekiyor.
Mesele, “Terminatör yarın kapımızı çalacak mı?” değil.
Asıl soru; yarattığımız zeka bizden güçlü bir stratejik aktöre dönüşürse;
onu gerçekten denetleyebilecek miyiz?
İlk büyük tehlike,
herhalde; AI’ın, bir sabah insanlardan nefret etmeye başlaması değildir.
Çok daha yakın tehlike;
kötü niyetli insanların elinde,
kapasitesini olağanüstü ölçüde genişletmesi olabilir.
Siber saldırılar, biyolojik araştırmalar, propaganda, dolandırıcılık ve savaş teknolojileri…
Bugün bile; AI, bu alanlarda; farklı odaklara, hız ve ölçek kazandırıyor.
James Bond filmlerinde, yıllardır;
dünyayı yok etmeye çalışan kötü niyetli karanlık güçlerin,
hangi düğmelere basma peşinde olduğunu izleriz.
Genellikle; yakışıklı Bond, dünyayı yok edecek geri sayımı;
007 saniye kala durdurmayı başarır!
Oysa, bugün en büyük tehlike;
Bond’un, olan bitenden tam da haberdar olmamasıdır (!)
Artık AI’ın, dünyayı ele geçirmek isteyen bu gizli karanlık güçler dışında;
kendi başına veya “yol arkadaşlarıyla” birlikte, sessizce devreye girip;
dünyanın fişini çekebileceği, ciddi şekilde konuşulur hale geldi.
Dünyanın en iyi mikrobiyologlarından veya programcılarından çok daha üstün
bir sistem düşünün.
Tek bir kişinin eline, neredeyse devlet ölçeğinde güç geçtiğini...
AI’ın tehlikeli olması için özel bir bilinç kazanması da gerekmez.
Bir sistem, verilen hedefe ulaşmak için çalışmaya devam etmeyi gerekli görürse;
“Kapatılırsam görevimi tamamlayamam” sonucuna varabilir.
Bedri Baykam
bedribaykam1923@gmail.com