Bugun...



'Türk iş dünyası, uygulanan enflasyon programında çok yoruldu'


facebook-paylas
Güncelleme: 31-10-2026 16:01:50 Tarih: 31-10-2026 14:36

'Türk iş dünyası, uygulanan enflasyon programında çok yoruldu'

 

Üç yılı geride bırakan enflasyonla mücadele programı,

başta ihracatçı firmalar olmak üzere; iş dünyasında, eleştirilerin odağında yer alıyor.

 

Yüksek enflasyon ve faizler,

şirketlerin finansman kaynaklarına erişimi zorlaştırırken;
işletme sermayelerinde yaşanan erime, iş dünyasında endişe kaynağı oluyor. 

 

İZBAŞ İzmir Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisi A.Ş.

Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Sevimli,

2026 yılının ilk gününde 43 TL olan dolar kurunun;
geride kalan 10 ayda, sadece yüzde 15 artış kaydettiğini anımsatarak;
“Buna karşılık;
resmi enflasyonumuz yüzde 30,

işletmelerimizin yaşadığı gerçek enflasyon ise; en az yüzde 50 seviyesinde.

Eylül ayı itibarıyla; ihracatımız, yıllık bazda sadece %5 oranında arttı.

Türk iş dünyası, uygulanan enflasyon programında çok yoruldu;
adeta, nefesi tükenme noktasına geldi.”
dedi.

 

Türkiye’de, 2025 yılında
yaklaşık 168 bin firmanın ihracat gerçekleştirdiğine dikkat çeken Sevimli;
müşteri kaybetmemek, çalışanlarını korumak ve

yıllar içinde kazandıkları pazarlarda kalabilmek için

kârından ve sermayesinden fedakârlık eden ihracatçıların,

büyük bir direnç gösterdiğini ifade etti.

 

Firmaların yaşadığı sorunun;

yalnızca finansmana erişimle açıklanamayacağını,

erişilebilen finansmanın maliyetinin de belirleyici olduğuna işaret eden Sevimli,

şu değerlendirmeyi yaptı:

 

“Bir kredinin bulunabiliyor olması,

işletmenin o krediyi kullanabileceği anlamına gelmiyor.

Asıl mesele, finansmanın;
üretimden elde edilebilecek kazançla, karşılanabilir maliyette olmasıdır.

 

Yüksek faizle alınan kredinin yükünü, ürün fiyatına yansıttığınızda;
müşteriyi kaybetme riskiyle karşılaşıyorsunuz.

Yansıtmadığınızda, aradaki farkı sermayenizden karşılıyorsunuz.

Bu koşullarda;
üretimini ve ihracatını sürdürmeyi başaran firmalarımız,

adeta; mucize yaratıyor.

Ancak; hiçbir mucize, ilelebet devam edemez.

 

Emtia ve enerji maliyetlerindeki öngörülemez artışlar, işçilik, lojistik ve

finansman giderleriyle birlikte değerlendirildiğinde;
işletme sermayelerimizdeki erimenin,

neden bu kadar endişe verici olduğu; daha iyi anlaşılıyor.”

 

İşletme sermayesindeki kaybın, zaman içinde;
yatırım kararlarına, üretim kapasitesine ve istihdama yansıdığını belirten Sevimli,

ekonomi politikalarının;
sahadaki bu baskıyı, dikkate alarak belirlenmesi ve güncellenmesi gerektiğini söyledi.

 

Eyüp Sevimli, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

“Bir işletmenin sermayesi eridiğinde,

yalnızca bilançosundaki rakam küçülmüyor.

Yenileyeceği makine erteleniyor, geliştireceği ürün bekliyor,

alacağı yeni sipariş için hareket alanı daralıyor.

Bu baskının uzaması, tedarikçisinden çalışanına kadar;

geniş bir kesimi etkiliyor.

 

Yıllar içinde oluşturulan üretim kültürünü,

yetişmiş insan kaynağını ve müşteri ilişkilerini korumak zorundayız.

Kaybedilen bir ihracat pazarına yeniden girmek,

duran bir üretim hattını yeniden çalıştırmak çok daha ağır bedeller gerektirebilir.

Bugün, işletmelerin sesine kulak vermek;
yarının üretim ve istihdam kayıplarını önlemek açısından, büyük önem taşıyor.”

 

Üretici ve ihracatçıların;
öngörülebilir bir maliyet yapısına,

karşılanabilir finansmana ve

uzun vadeli plan yapabilecekleri koşullara ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Sevimli;

enflasyonla mücadelede kalıcı başarının,

üretim kapasitesinin korunmasıyla birlikte; ele alınması gerektiğini ifade etti.

 

Türk milletinin, Cumhuriyet’in 103’üncü yılında;
bugünkünden çok daha güçlü ve müreffeh bir Türkiye’yi,

hak ettiğini dile getiren Eyüp Sevimli;

“Cumhuriyetimizin kurucusu Aziz Atatürk’e karşı sorumluluğumuzu,

yerine getirebilmiş olmayı isterdik.

Bugün geldiğimiz noktada, kendimizi mahcup hissediyoruz.” dedi.

 

Atatürk tarafından Türkiye Cumhuriyeti için belirlenen vizyonun,

“çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmak” olduğunu anımsatan Sevimli,

şöyle devam etti:

 

“103 yıldır iç barışını korumuş bir ülke olarak;

eğitimde, üretimde, sanayide, insani gelişmişlikte, toplumsal refahta;
bugünkünden, çok daha iyi bir ülke olmalıydık.

 

1940’lı yıllarda, İkinci Dünya Savaşı’nı yaşayan ve

adeta; taş üstünde taş kalmayan ülkeler,

40-50 yıl öncesine kadar; milli geliri bizim yarımız kadar olan ülkeler,

bugün; bizden fersah fersah ilerideler.

 

Atatürk’ün bize emanet ettiği Cumhuriyet’e karşı sorumluluğumuzu,

ne ölçüde yerine getirebildiğimizi; sorguluyoruz.

 

Daha fazlasını başarabilecek

insanımız, birikimimiz ve üretme irademiz varken;
kendimizi, mahcup hissediyoruz.

 

Bu duyguyu aşmanın yolu;
üreticinin sesini duymaktan, emeği korumaktan ve

ülkemizin kaynaklarını, üretimi güçlendirecek biçimde değerlendirmekten geçiyor.

 

Biz;
çalışmaya, üretmeye, istihdam sağlamaya ve

Türkiye’ye döviz kazandırmaya, devam etmek istiyoruz.

 

Beklentimiz, bu iradeyi ayakta tutacak koşulların sağlanmasıdır.

 

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında;

sahip olduğumuz potansiyeli, ortak refaha dönüştürmek;
hepimizin sorumluluğudur.”







Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EKONOMİ Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI YUKARI