|
Tweet |
Şirketlerin yatırım kararlarında;
nakit akışı, borç yükü ve ödeme takvimi belirleyici rol oynuyor.
Şirketlerin finansal kaynaklarını değerlendirmesi,
sürdürülebilir büyüme açısından önemli fırsatlar sunuyor.
Ancak; faaliyetlerden elde edilen nakdin, finansal yatırımlarda kullanılması;
beraberinde, risk yönetimi sorumluluğunu da getiriyor.
Türkiye’de son dönemde bazı yatırım fonlarında yaşanan
likidite sorunları ve tasfiye kararları,
yatırımın; yalnızca ekranda görünen değeriyle,
değerlendirilemeyeceğini ortaya koyuyor.
Valor Kurucu Ortağı Sefa Karaca,
şirketlerin temel amacının;
kendi faaliyetlerinden, sürdürülebilir biçimde gelir elde etmek olduğunu belirterek;
finansal yatırımların, bu amacı desteklemesi gerektiğine dikkat çekti.
Karaca;
şirketin nakde ihtiyaç duyduğu anda, kaynaklarına erişememesinin;
maaş, vergi, kredi taksiti ve tedarikçi ödemelerinde aksamalara yol açabileceğini;
finansal yatırımdan beklenen ek getirinin,
ana faaliyetlerde; çok daha büyük kayıplara neden olabileceğini ifade etti.
Karaca, şöyle devam etti:
“Şirketlerin nakit yönetiminde ilk adım;
eldeki paranın, hangi amaçla tutulduğunu belirlemek.
Yaklaşan ödemeler için ayrılan kaynaklar,
beklenmedik durumlara karşı tutulan rezervler ve
uzun vadede kullanılmayacak finansal kaynaklar, birbirinden ayrılmalı
Üç hafta sonra ödenecek vergi için ayrılan parayla,
iki yıl boyunca kullanılmayacak bir kaynağın;
aynı risk anlayışıyla yönetilmesi, mümkün değil.
Nakdin;
vadesine ve kullanım amacına göre sınıflandırılması,
büyük önem taşıyor.
Bu yaklaşım, şirketlerin;
kısa vadeli yükümlülüklerini yerine getirirken,
uzun vadeli kaynaklarını da
daha sağlıklı değerlendirmelerine yardımcı oluyor.
Şirketlerin, yatırım kararlarında dikkate alması gereken temel ölçütlerden biri;
olası bir kayıp ya da likidite sorunu karşısında,
faaliyetlerin devam edip edemeyeceği.
Bütün şirketler için geçerli,
tek bir güvenli yatırım oranı bulunmuyor.
Uygun risk sınırı;
nakit akışının öngörülebilirliği, borç yükü, tahsilat süreleri ve
alternatif finansman kaynaklarına erişim gibi unsurlara göre belirlenmeli.
Yönetimlerin, yatırım kararı öncesinde; kendilerine,
“Bu yatırım değer kaybederse veya
paraya birkaç ay ulaşamazsak;
faaliyetlerimizi sürdürebilir miyiz?” sorusunu yöneltmesi gerekiyor.”
Yatırım ürünlerinin,
yalnızca isimleri veya geçmiş performansları üzerinden değerlendirilmesi;
şirketlerin, karşı karşıya kalabileceği riskleri gözden kaçırmasına neden olabiliyor.
Karaca,
fon seçiminde;
hangi varlıklara yatırım yapıldığının,
portföy yoğunlaşmasının,
kaldıraç kullanımının ve nakde dönüş koşullarının;
ayrıntılı biçimde, incelenmesi gerektiğini vurguladı.
Geçmişte yüksek getiri sağlamış bir yatırımın,
gelecekte de aynı performansı göstereceğinin garanti olmadığını belirten Karaca;
geçmiş getirinin anaparanın korunacağı veya
ihtiyaç duyulduğunda; nakde kesintisiz erişilebileceği, anlamına gelmediğini ifade etti.
Karaca,
“Birden fazla yatırım ürününe yönelmek,
tek başına; riskin dağıtıldığı anlamına gelmiyor.
Farklı isimler taşıyan ürünlerin,
aynı varlıklara veya benzer risk unsurlarına maruz kalması;
portföyde, beklenen çeşitlendirmenin sağlanamamasına yol açabiliyor.
Bu nedenle;
şirketlerin, yalnızca ürün bazında değil;
kurum, dayanak varlık ve vade bazında da limitler belirlemesi gerekiyor.
Korunması gereken asgari likiditenin,
işlem yetkilerinin ve raporlama düzeninin
yazılı bir nakit ve yatırım politikasıyla tanımlanması,
finansal kararların; daha sistematik ve kontrollü alınmasını destekliyor.
Şirketlerin, finans yönetiminde;
finansal yatırımlardan elde edilecek getiri,
faaliyetlerin ihtiyaçlarından bağımsız değerlendirilemiyor.
Finans yöneticilerinin ve CFO’ların sorumluluğu,
finansal varlıkların performansını;
şirketin ödeme takvimi, borçluluk yapısı ve büyüme hedefleriyle birlikte ele almak.
Ödeme gücünü korumak,
büyümesini finanse etmek ve
olumsuz piyasa koşullarında faaliyetlerini sürdürebilmesini sağlamak;
finans yönetiminin, temel sorumlulukları arasında yer alıyor.
Şirketin nakdi,
yalnızca finansal getiri elde etmek için kullanılan bir kaynak değil;
aynı zamanda, faaliyetlerin devamlılığını sağlayan temel güvence niteliği taşıyor.
Sağlıklı finans yönetimi ise;
bu kaynağı koruyarak, şirketin;
kendi işinden sürdürülebilir biçimde değer yaratmasını destekliyor.”
diyerek, sözlerini tamamladı.