|
Tweet |
Durumu şöyle özetleyelim:
Önümüzdeki 50 yıl veya 100 yıl,
Amerika’da ve hatta dünyanın her yerinde,
2. Trump dönemi hakkında tiyatrolar ve operalar yazılacak.
Oyuncular, yönetmenler;
bunları sahnelemeye doyamayacak,
izleyiciler; ülkelerdeki opera salonlarını hınça hınç dolduracak.
Bizimkilerden sonraki kuşaklar, yaşananları muhakkak abartılı bulacaklar ve
kolay kolay inanamayacaklar…
Normalde “Nobel Savaş Ödülü” alması gereken bir insanın,
“Nobel Barış Ödülü” almaya çalışmasını;
bu sırada, hiç hak etmediği hâlde;
kendisine Nobel Barış Ödülü verilen başka bir amatör palyaçonun,
ona yaranmak için ödülünü bu acınası zata teslim etmesini;
ayrıca; bu sahte “Barış Ödülü” avcısının sırayla,
Orta Doğu’da ve Güney Amerika’da her yere saldırmasını;
kimse, kolay kolay inanılır bulmayacak.
Ama, abartılı bulsalar bile; herhâlde katıla katıla gülecekler…
Biz maalesef; gülemiyoruz.
Çevremizde her gün çocuklar ölüyor, bombalar patlıyor.
Dünyanın en sempatik ve tarihi ülkelerinden Küba, her gün tehdit altında.
Lübnan ve İran, her gün adeta yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor
Gazze’de, maalesef;
katliamdan zevk alan Netanyahu hükümeti kafasına estiğinde
-sözde ateşkes anlaşmasına rağmen- yeni çocukları, yeni sivilleri öldürüyor…
Halbuki; 23 yıl önce aynen bu konularda sabıkalı ABD’nin,
fos çıkan İran-Irak kitle imha silahları iddiası gibi
bugünkü İran savaşını başlatırken; Amerika’nın öne sürdüğü zavallı mantık şuydu:
“İsrail, İran’a saldıracaktı, onlar da karşılık verecekti,
o yüzden; biz beklemeyelim şimdiden İran’ı vuralım dedik.”
Herhalde; Gazze’de de çocukların, sapanla İsrail’e saldıracaklarını duyup;
bütün lojistik desteği, katil bir devletin hizmetine o yüzden sundular!
İsrail’de ağır şiddet görme pahasına, yürüyüşler yapıp;
Netanyahu’nun sürüklediği o katliamcı hükümeti durdurmak için gösteriler yapan
İsrail halkı mensuplarını veya ülkemizde yaşayan,
Gazze katliamına ve İsrail’in Amerika’yla ortaklaşa yürüttüğü
affedilmez savaşlara karşı çıkan değerli Musevi vatandaşlarımızı tenzih ederek konuşuyorum:
Bugün yeryüzü barışı için var olan en büyük tehdit, tabii ki; “İsrail+ABD kokteyli.”
Trump komik bir şekilde çeşitli eylemler yapıyor, sonra diyor ki;
“eminim İsrail memnun olacak”!
Sanki, eşini tatmin etmeye çalışan; işgüzar koca…
Zaten, savaşın birinci gününden itibaren;
bu ikili, açık bir devlet terörü götürüyorlar.
İran liderleri Hamaney ve Laricani’nin füzelerle öldürülmeleri,
onların bedenlerinden çok tekrar tekrar söylüyorum;
Birleşmiş Milletler’in ölümüdür,
dünyada diplomasiye saygının ölümüdür.
Bütün uluslararası legal siyasi tartışma masalarının;
bırakın ciddi platformlar olmayı,
bir komedi sahnesi olma vasfını bile kaybedip; çürük atıklara dönüştüğü andır.
Ancak katiller, o noktada bile;
kendi kendilerini rezil edecek bir söyleme geçebilmişlerdir:
“İran aslında; bizimle barış masasına oturmak istiyor,
ama; şu anda liderleri öldürüldüğünden,
aralarında yetki ve karar kargaşası var.”
Yani; belki biraz daha ileri gitseler;
“Neden İranlılar, bu şekilde öldürülmelerine müsaade ettiler ki?
Bakın onlarla masaya bile oturamıyoruz” diyecekler!
Bu savaş, aynı zamanda;
CIA ve MOSSAD’ın istihbarat ve vizyon açısından, iflas ettiklerinin de doğrudan kanıtıdır.
İran bombalandığında ve lider kadroları savaşın başında öldürüldüğünde,
halkın bu saldırıları destekleyip; sokağa çıkıp, rejimi devireceğine inanmaları;
muhatap oldukları coğrafyayı ve insani değerleri hiç tanımadıklarını ve
sosyoloji, tarih bilgisi alanında sıfır puan aldıklarını herkese göstermiştir.
Tam tersine;
İran halkından çok, birbiriyle hiçbir ortak noktası olmayan farklı insanlar;
dünyanın ortak saldırganına karşı birleşmişlerdir.
Bu arada; İran bombaları, üst üste Tel Aviv ve diğer İsrail kentlerinin üstüne düşerken;
delinen, yalnız bu ülkenin çelik gök kubbesi değildir.
1948’de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan bu ülke;
her saldırıya uğradığında onu tutan, korumak isteyen, arkasında duran
dünya halklarının aydınları, gazetecileri, diplomatları;
şu anda, bu ülkeye dehşet içinde bakarak; aralarına buzul dolu mesafeler koymuştur.
Yani; bu ülkenin geleceği açısından, esas bu koruma kalkanının yok olmuş olması;
İsrail’in, delindiği söylenen çelik gök kubbesinden çok daha vahim bir sonuca işaret etmektedir.
Bugün, İran ve Lübnan halkı; mağdur durumdadır ve dünya onları desteklemektedir.
Tam tersine; ABD ve İsrail’i dünyada tutan neredeyse bazı çıkar grupları ve şirketleri,
parazitler dışında destekleyen aklı başında “aydın” hiç kimse kalmamıştır.
Hatta; bu karşıtlık kendi ülkelerinde de alıp başını yürümüştür!
Geçtiğimiz hafta sonu,
bugün yaşayan aktörler arasında en çok sevilen isimlerden biri olan Robert de Niro,
Amerika’da “kral istemiyoruz” mitinglerinin çağrısını yaptı ve liderliğini üstlendi.
82 yaşındaki bu muhteşem aktör, rekor kırarak;
3.300 buluşmada, 8 milyon Amerikalıyı sokağa döken buluşmalarında yıldızıydı.
“Konu demokrasimiz.
Bu adam; Epstein dosyaları konusunda dikkat dağıtmak istiyor,
tam bir deli, konu ülkemin geleceği, tabii ki; ağzımı kapamam!
Bundan daha önce de
kendi anayasal güçlerinin sınırlarını test eden başka başkanlar da olmuştu,
ama; bunların hiçbiri, bizlerin; özgürlüğü ve güvenliğine
bu kadar büyük bir varoluşçu tehlike oluşturmamıştı!
Trump hariç!
Onun da derhal şimdi durdurulması lazım!
Biz, krallara %150 karşıyız.
Biz ondan mı korkacağız o bizden korksun!”
De Niro dışında;
Jane Fonda, Joan Baez, Bruce Springsteen de milyonları etkileyerek;
konuşanlar arasındaydı…
Aynı hafta sonunda;
Trump, savaş bölgesindeki durumu özetleyip, yine tehditler yağdırırken;
“Türkiye harika bir iş çıkardı” diye bir cümle yumurtlayı verdi!
Hala; bu bir övgü müydü, yoksa; tersi miydi belli olmadığı için hala tartışılıyor (!)…
Tabi Türk diplomasisinin de işi gerçekten zor:
Bir yandan;
tarafsız ve barış görüşmesi götürebilir görünmek için Amerika’ya yakın durmak,
diğer yandan; komşu İran’ı, başına gelenlere karşı “korumak”,
bir yandan; İsrail’e arada laf sokmak ve
bütün bunları Trump’ı kızdırmadan yapmak!
Yani, bunun adı halk dilinde; “tavşana kaç, tazıya tut demek” anlamına geliyor!
Evet; şu andaki Trump söylemleri, yine sürekli yok etme tehdidi,
Harg adasını alma tehdidi ve tam kafası kızarsa;
adeta bir ülkeyi “haritadan silme” üzerine kurulu cümlelerden oluşuyor.
Sayısız askerle kara harekâtına girişimi iddiaları…
emin olun, Trump ders alsın diye bile; böyle bir felaketi istemiyorum ve
zaten; hiç kimse de isteyemez. Bu her iki yönde de bir katliam olur.
Ama; Trump’ın umurunda mı?
O, maaşlı şehit aramakla meşgul, ta ki;
yine “savaşı kazandım” şeklinde sahte zafer naraları atacağı ana kadar…
Şu anda en büyük umudumuz, yeni kahramanımız
“Taksi Şoförü”nün (De Niro’nun unutulmaz 1976 filmi)
Amerikan sokaklarında başlattığı hareketin,
Savaş Nobel’i almaya çalışan; o garip tipolojiyi alt etmesi ve
seçim hezimeti korkusundan bile olsa; bu rezil savaşa, belki de son vermesi…
Bedri Baykam
bedribaykam1923@gmail.com