Türkiye’nin kısa vadeli dış borcu açıklandı. Rakam boğulmasına girmemek için esas dikkate almamız gereken rakamı paylaşayım. Bir yıl içinde vadesi dolacak borcumuz 248,1 milyar dolar. 12 ayı kapsayan kısa vadeyi bir kenara bırakırsak, 12 ay artı bir gün ve ötesindeki şişkinliğin şiddetini ise tam olarak bilmiyoruz.
Bu 248 milyar dolar tek başına önümüzde durmuyor. 11 Eylül 2026 itibariyle 12 aylık cari açık rakamı 40,7 milyar dolara çıktı. Kurumlar öngörülerinde yıl sonunda bu rakamın 50 – 54 milyar dolara ulaşacağını paylaşıyor.
Yani kaba bir hesapla bizim bir yıl içinde bulmamız gereken nakit para 300 milyar dolar. Bu sorunları aşmak için değil, ekonomiyi sadece bir yıl için döndürmek ve ana borçta eksilme olmadan ekonomiyi finanse etmek için ihtiyaç duyduğumuz rakam.
Peki bu 300 milyar dolar ne demek? FED’in kararı, akabindeki açıklamalar, Avrupa Merkez Bankası’nın yaklaşımları, dünyada serseri fonların bile güvenli limanlara kayacağının ipuçlarıyla doluyken, para bulmanın zor olduğu bir sinyal geliyor.
Üzerine ihracattaki kan kaybımız, turizm gelirlerinin sıkıntılı bir görünüm vermesini de eklediğimizde mesele problemi derinleştirir bir noktaya ulaşıyor. Bir de kurun baskılandığını hesaba katıp, oradaki riski dikkate alırsak bunun çıktısını iyi analiz etme ihtiyacı doğuyor.
Öncelikle bu paranın bulunabilmesi, sıcak paranın cirit attığı dönemlere oranla daha zor. Yani o zamanın 1 dolarının maliyetiyle, bu zamanda bulacağınız 1 doların maliyeti arasında da eşik rakam gözükse bile büyük fark var.
Koşulların para bulmayı zorlaştırdığı bir dönemden geçiyoruz. Sadece para kıtlığı yok dünyada. Aynı zamanda dünyada dolaşan paranın tercihlerinde de değişiklik var. Ağırlıklı olarak yeni ekonomiyi besleyen projelere yöneliyorlar. Buradaki performansımız ise ne yazık tartışmalı.
En baştan beri ilk yurtdışı turuna çıkan Mehmet Şimşek’e anlatmaya çalıştığım buydu. Eğer Türkiye kendi projelerini ortaya koyar, mesela startup ekosistemi, fintech açılımları veya yenilenebilir enerjiyle ilgili hamleler içeren projelerle finansçılarla buluşursa, önemli bir iş yapma potansiyeli taşıyordu.
Ama Bakan Şimşek, eski alışkanlıklarıyla müflis esnaf hesabı para bulmaya çalıştı ve nitekim tek çekebildiği para da carry trade oldu. Bunun da halihazırda taşıdığı riski bilmiyoruz. Bundan sonra dururlar mı, orası da muamma.
Gözüken o ki, bu fotoğraf bize daha çok bütçe açığı, daha pahalı finansman nedeniyle yüksek faiz ödemesi, gelirlerin güdükleştirilip, vergilerin artacağı bir dönemi haber veriyor. Çare olur mu, o da tartışmalı. Çünkü biliyoruz ki taşıma suyla değirmen dönmez. Bunu anlamadılar bir türlü. Ekonomi yönetimi bunu anlamadıkça da bizim ödeyeceğimiz fatura kabarıyor. Ama asıl sorun artık bunu ödeyecek güç ne vatandaşta ne de reel sektörde kalmadı. Üretimi ve vatandaşı önceliklemeyen bir ekonominin yürütülemeyeceğini ne zaman anlayacağız?