|
Tweet |
Dış ticaret ve dijitalleşme alanında eğitim ve danışmanlık hizmetleri veren
İnovakademi'nin kurucusu Gökhan Erol,
AB ile Hindistan arasındaki yeni ticaret anlaşmasının,
Türkiye ekonomisi üzerindeki olası etkilerini;
son ticaret verileri ışığında, değerlendirdi.
Erol; sürecin Türkiye için bir "çifte kıskaç" yarattığını vurguladı.
Anlaşmanın, Türkiye için "soğuk duş" etkisi yaratabileceğini belirten Gökhan Erol,
şu ifadeleri kullandı:
"Biz yıllardır, Gümrük Birliği sayesinde;
AB pazarında 'bizden biri' muamelesi görüyor,
gümrüksüz ticaretin konforunu yaşıyorduk.
Ancak; bu anlaşma ile
AB, 1.42 milyar nüfuslu Hindistan'a da aynı VIP giriş kartını verdi.
Artık, rafta yanımızda;
işçilik maliyeti bizden çok daha düşük,
üretim kapasitesi devasa, bir rakip var.
Oyunun kuralları değişmedi, oyunun kendisi değişti."
Kamuoyunda, sadece tekstil sektörünün etkileneceğine dair;
yanlış bir algı olduğunu belirten Erol,
2024 verilerine dikkat çekerek; asıl tehlikenin, sanayide olduğunu vurguladı:
"Rakamlar duygusal değildir, gerçeği söyler.
Türkiye, 2024 yılında;
AB'ye, 5.57 Milyar Dolar değerinde otomotiv yedek parçası sattı.
Bu bizim kalemiz.
Ancak; Hindistan, gümrük duvarlarına rağmen;
şimdiden, aynı kalemde 1.71 Milyar Dolar ihracat yapıyor.
Gümrükler sıfırlandığında;
aradaki %10-15’lik maliyet avantajı, Hintli üreticinin lehine dönecek.
Bir Alman otomotiv devi için %10 maliyet farkı,
tedarikçi değiştirmek için yeterli bir sebeptir.
Yan sanayicimizin, acilen bu senaryoya hazırlanması gerekiyor."
Gökhan Erol, tehlikenin sadece ihracatla sınırlı kalmayacağını;
Türkiye iç pazarının da tehdit altında olduğunu, şu sözlerle açıkladı:
''Yani; Bayrampaşa'daki tekstilci veya Konya'daki parçacı,
sadece Almanya'da değil, kendi evinde de Hint mallarıyla rekabet edecek.
Biz Hindistan'a mal satarken, gümrük ödeyeceğiz; onlar bize satarken, ödemeyecek.
Bu, sürdürülebilir bir denklem değil."
Türk ihracatçısının "ucuzluk" yarışına girmemesi gerektiğini savunan Erol,
çıkış reçetesini ise; şöyle özetledi:
"Hindistan ile fiyat rekabetine girersek, kaybederiz.
Bizim kazanacağımız alan; 'Hız ve Güven'.
Hindistan'dan gelen bir konteynerin Avrupa'ya ulaşması haftalar sürerken,
biz; 48-72 saatte teslimat yapabiliyoruz.
Avrupalı satın almacıya şunu anlatmalıyız:
'Tedarik zincirini riske atma, yeşil lojistikle malını kapına indireyim.'
Bunun için de klasik pazarlamayı bırakıp;
LinkedIn ve B2B platformlarında dijital markalaşmaya yatırım yapmalıyız.
Artık, sadece malı değil; güveni pazarlama devrindeyiz."