|
Tweet |
Deprem sırasında ve sonrasında oluşabilecek çatlaklar,
dış cephe kaplamalarının dökülmesi,
beton örtüsünün bozulması gibi hasarlar,
sadece estetik değil; ciddi yapısal riskler doğurabiliyor.
Bu tür hasarların büyük bir kısmı; yapı elemanlarının,
termal stres ve suyun zararlı etkilerine karşı; yeterince korunmamasından kaynaklanıyor.
Binanın dışında oluşabilecek yapısal hasarları, minimuma indirmenin yolu ise;
ısı yalıtımı ile mümkün oluyor.
Isı yalıtımı ile
betonarme elemanlarda sıcaklık farklarından doğan çatlamalar önleniyor,
termal genleşme kontrol altına alınıyor ve
taşıyıcı sistemin çevresel koşullara karşı direnci artırılıyor.
Su yalıtımı ile de
betonun donatılarıyla olan ilişkisi korunuyor,
korozyon engelleniyor,
donma-çözülme döngülerinin zararı minimize ediliyor,
yapının zeminle temas ettiği temel ve perde duvarlar korunarak;
deprem anında deformasyon riski azaltılıyor.
-----
Özellikle; yer altı suyu seviyesi yüksek bölgelerde,
su yalıtımı eksik yapılmış temellerde zemin kaynaklı gevşeme ve
taşıyıcı sistemde oturma gibi riskler; depremler sırasında yapıyı olumsuz etkileyebiliyor.
Bu noktada, poliüretan;
hem ısı, hem su yalıtımında kullanılan çok yönlü bir malzeme olarak;
depreme karşı dayanıklı yapı tasarımlarında, önemli avantajlar sunuyor.
Buna göre;
poliüretan çözümler, yüzeyle bütünleşerek;
levha veya kaplama ayrılmalarını engelliyor,
kapalı hücre yapısı sayesinde; suyun betonla temasını engelliyor,
ek yük bindirmeden; etkili yalıtım sağlıyor,
enerji kaybını önlerken; termal gerilmeleri azaltıyor,
titreşim ve hareketlere karşı; esnek yapısını koruyor.
Aynı zamanda; uzun ömürlü olan bu çözümler, form stabilitesini de koruyor.
-----
Tüm bunların yanında;
yüksek yoğunluklu poliüretan spreyler,
temel perde duvarları,
çatı yüzeyleri ve dış cepheler gibi
su ve ısı yalıtımının kritik olduğu tüm bölgelerde entegre çözümler sunarak;
yapının, depreme karşı savunmasını güçlendiriyor.
Yönetmeliklerdeki yalıtımın zorunlu rolüne değinen
Flokser Kimya CEO’su Ekin Tükek;
“Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY 2023),
sadece taşıyıcı sistem hesaplarını değil;
yapı bütünlüğünü etkileyen tüm sistemlerin
-bu kapsamda yalıtım katmanlarının-
yapı davranışı üzerindeki etkisini dikkate almayı,
zorunlu kılar hale geldi.
Aynı şekilde;
TS EN 1504, TS EN 13970 ve TS EN 14315 gibi standartlar,
yalıtım malzemelerinin suya, buhara ve
çevresel etkilere karşı performansını belirliyor;
ürünlerin uygunluk belgeleriyle kullanılması, teşvik ediliyor.
Biz de bu yönetmelik çerçevesinde;
markamızın ısı ve su yalıtımı çözümlerini,
deprem riski taşıyan bölgelerdeki birçok önemli projede, başarıyla uyguluyoruz” dedi.
Çatı, cephe, soğuk oda panelleri, sprey poliüretan köpükleri,
yüksek ısı yalıtım özellikleri sayesinde; yapılarda enerji verimliliği sağlarken,
poliüretan likit membranlar ve poliüretan sprey kaplamaların da
su yalıtımı sağlayarak; yapıların ömrünü uzattığını kaydeden Tükek;
sözlerine, şöyle devam etti:
“Zemin enjeksiyon ürün çeşitliliğimiz sayesinde;
bina, metro ve tünel gibi yapılarda su sızıntılarını önleyerek,
çatlakları doldurarak güçlendirme ve su yalıtımı çözümleri, sunuyoruz.
Ayrıca;
Ar-Ge merkezimizde yürütülen projeler kapsamında,
titreşimi sönümleme kabiliyeti yüksek,
elastik özellikli poliüretan esaslı su yalıtım sistemleri geliştiriyoruz.
Bu sistemler;
hem yüzey koruma,
hem de yapısal hareketlerle, uyum sağlama açısından fark yaratıyor.”
.jpg)
Isı ve su yalıtımının, bir yapının konforunu değil;
yaşamsal güvenliğini de belirlediğine dikkat çeken Tükek’e göre;
depreme karşı dayanıklı yapı tasarımında, sadece kolon ve kiriş değil;
detaylara gösterilen özen,
kullanılan yalıtım malzemelerinin kalitesi ve
uygulama doğruluğu da belirleyici unsurlar.
Yalıtım sektörünün sorumluluğuyla hareket eden Flokser Kimya da;
ürün kalitesinden teknik danışmanlığa,
sertifikalı uygulama ekiplerinden Ar-Ge iş birliklerine kadar;
yapıların güvenliği için değer üretmeye devam ediyor.