Kısa süre öncesine kadar fiyatların yükselmesini engelleyemedikçe, tanzim adı altında çadırlar kuran, seçim sonrası devamını getiremeyen, sonra fırsatçı arayıp, yapılan baskınlarda fırsatçılık bulunamayınca bir takım başka başlıklarda idari para cezası kesildiğini biliyoruz.
Hatta bir ara örnek olsun diye bakanlığa bağlı kooperatifler üzerinden fiyat reklamı yapmaya kalktılar. Sonra görüldü ki o kooperatif noktasındaki fiyat artışları piyasadakini bile aşmış vaziyette rafta yankılandı.
Ardından stokçuluktan söz ettiler. Oysa stokçuluk malın bulunamadığı ortamlarda olur. Bu basit tanıtımı bile bilmedikleri belli. Problem malın bulunamaması değil, insanların raftan onu alıp sepetine koyamaması olduğunu bir türlü anlamadılar.
Süreç içinde maliyet enflasyonunu ortadan kaldıracak üretim odaklı yaklaşımlar sergilemek yerine, üreticiye neredeyse maliyetini fiyata yansıtmayı yasakladılar. Elbette resmen değil. Bu sayede yüzde 120’lerden yüzde 20’lere düştüğü söylenen ÜFE’nin maliyetlerdeki artış ortadan kalkmadığı için sermaye erimesi ve iflasları ya da gizli iflasları yaratacağını düşünmediler.
Üreticinin enflasyonu 100 puan aşağı inerken, bu fiyatlara yansıyorsa, tüketici enflasyonunun artması gerekiyordu. Bunu da sihirbazlıkla yok ederek eş zamanlı tüketici enflasyonunu da aşağı çektiler.
Her şey bir algı oyunu üzerinden, ekonominin düzeleceğini düşünecek kadar bilim dışı bir bakış açısının eseri diyebiliriz. Hatta burada iyi denetim yaptıklarını anlatmak adına raf ile etiket arasında denetimler gerçekleştirdiklerini açıkladılar.
Oysa Tüketici Kanunu’nun o kadar açık bir maddesi var ki. Dediği şu: Raf ile etiket arasında bir çelişki varsa, raftaki fiyat geçerlidir. Nokta… Ama kameraların önünde bu anlamsız eylemi denetim diye pazarladılar.
Bunun yerine muhasebeye gidip, satın alma zincirindeki faturaları inceleselerdi, fahiş fiyat mı var, yoksa gerçekten maliyetler reel sektörün enflasyonunu düşmediğini mi anlatıyorlar, görürlerdi. Elbette bu yapılmadı. Çünkü ortaya çıkarsa, fiyasko da belli olacaktı.
Şimdi sıcak gündem tavuk piyasasında yaşanıyor. Birtakım yazışmalardan söz ediliyor ve fiyat belirlemesinin yapıldığı vurgulanıyor. Savcılık dosyasında olması gereken bu yazışmalar nasıl ortada dolaşıyor, o zaten bir ülke gerçeği haline dönüştü.
Bunun üzerine şirketlere kayyum atandı. Ama yönetimlere dokunulmadı. Denetim kayyumu getirildi. Yani fiyat artışı yapılırken, mevcut yönetimler artık kayyumdan izin alacak. Raf baskısıyla yabancıların ya da uluslararası zincirlerin yerli üreticinin markette rekabet dışı bırakılmasını görmeyenler, fiyatları engellemek için set kurmaya yöneldiler.
Diyelim ki böyle bir şey var. Bu şüphesiz suçtur. Ama adı denetim de olsa kayyum atamayı gerektirmez. Tıpkı raf / kasa ilişkisindeki kanuni karşılık gibi bunun da tanımı ve yaptırımı bellidir.
Rekabet Hukuku’nu ihlaldir. Centilmenlik Anlaşması’nın iyi niyet kullanımı dışına girer. Ve saptanması halinde cezası şirketlere bir önceki mali yıllık gayri safi cirolarının yüzde 10’u kadar para cezası kesmektir. Peki niye adı denetim de olsa kayyum atıyoruz?
Çünkü bu bir mesaj. Sektörel bir hamleyle açıklanan rakamlara aykırı durumlar yaratmayın, maliyeti fiyata yansıtmayın temasıyla diğer sektörlere veriliyor. Peki sonuç ne olur? Herkes anahtarı götürüp Maliye’nin masasına koyar. İşletebiliyorsan işlet der. Ama yüzü olup sokağa çıkamayanlar bu sonucu da elbette tahminleri arasına koymaz. Yaptık, oldu zanneder.