romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Sezer KOYUN

facebook-paylas
S&P ve faiz öngörüsü
Tarih: 20-04-2026 20:20:00 Güncelleme: 20-04-2026 20:20:00


S&P Global Market Intelligence TCMB’den Aralık ayına kadar faizde indirim beklemiyor.

 

Faiz indirimi beklentisinin karşısında bir Merkez Bankası değil, bir ülkenin kırılgan yapısı duruyor.

 

S&P Global Market Intelligence’tan Andrew Birch’in “TCMB’den aralık ayına kadar indirim beklemiyoruz” değerlendirmesi, ilk bakışta teknik bir piyasa notu gibi görünebilir. Oysa bu cümle, bugünkü Türkiye ekonomisinin sinir uçlarına dokunan çok daha büyük bir hikâyeyi açıyor. Çünkü tartışılan şey artık yalnızca “faiz ne zaman iner” meselesi değil. Asıl mesele, enflasyon tam olarak hizaya gelmemişken, cari açık yeniden hatırlatmasını yaparken, rezerv tarafı ferah bir alan sunmazken ve savaş enerji üzerinden fiyat sistemine yeni bir yük bindirirken, Merkez Bankası’nın neye güvenerek gevşeyeceği meselesidir.

 

S&P Global Market Intelligence’tan Andrew Birch’in “TCMB’den aralık ayına kadar indirim beklemiyoruz” cümlesi, dışarıdan yazılmış sade bir değerlendirme gibi okunabilir. Fakat Türkiye’nin bugünkü tablosuna biraz dikkatli bakınca, bu cümlenin bir tahminden çok bir teşhis olduğu görülüyor. Birch’in altını çizdiği başlıklar açık: 22 Nisan haftasındaki toplantıda faizin sabit tutulması daha olası; yalnızca politika faiziyle değil, likidite ve diğer araçlarla da sıkılığın korunması beklenebilir. Bunun arkasında yükselen ithal enflasyon baskısı, genişleyen cari açık, sınırlı yabancı sermaye girişi, düşük rezerv rahatlığı ve İran savaşıyla birlikte Hürmüz hattının uzayan etkisi bulunuyor. Başka bir ifadeyle Türkiye’nin para politikasında bugün konuşulan şey bir takvim değil; hangi riskin henüz masadan kalkmadığıdır.

 

TCMB’nin mart toplantısı da zaten bu tabloyu bozacak bir cümle kurmuyor. Politika faizi yüzde 37’de bırakıldı; gecelik borç verme faizi yüzde 40, borçlanma faizi ise yüzde 35,5 seviyesinde korundu. Ama asıl hikâye bu üç oranı art arda dizmekten ibaret değil. Mart toplantı özetinde, bir hafta vadeli repo ihalelerinin durdurulduğu ve likidite yönetimi yoluyla ortalama fonlama maliyetinin yüzde 40’a taşındığı görülüyor. Yani Merkez Bankası, vitrine koyduğu oranla yetinmiyor; sistemin içinden geçen paraya daha farklı bir sertlik uyguluyor. Türkiye’de para politikasını sadece resmi faiz başlığından okumaya çalışanlar için bu küçük değil, belirleyici bir ayrıntıdır. Çünkü bazı dönemlerde karar, ilan edilen oran kadar; hatta ondan daha fazla, piyasaya nasıl hissettirildiğinde saklıdır.

 

Enflasyon cephesi de bu temkinli hattın neden korunduğunu açıklıyor. TÜİK verisine göre martta yıllık TÜFE yüzde 30,87, aylık artış ise yüzde 1,94 oldu. TCMB’nin 2026-I Enflasyon Raporu yıl sonu enflasyonu için yüzde 15-21 bandını öngörüyor. Buna karşılık piyasa beklentileri daha huzursuz bir yön izliyor. Martta 12 ay sonrası TÜFE beklentisi yüzde 22,2 iken nisanda yüzde 23,4’e yükseldi. Kabaca hesaplandığında politika faizi ile gerçekleşen enflasyon arasında 6,1 puanlık, 12 ay sonrası beklentiye göre ise 13,6 puanlık pozitif reel alan bulunuyor. Fakat Türkiye’nin para politikası tarihinde kâğıt üstündeki rahatlık ile piyasanın gerçekten ikna olması çoğu zaman aynı gün buluşmaz. Bu ülkede rakam bir yere gelir, beklenti başka bir yerde oyalanır; bazen de kur gelir, ikisinin ortasına oturur. Merkez Bankası’nın acele etmemesinin sebebi tam olarak bu boşluktur. Çünkü enflasyonun gerilemesi başka şeydir; fiyatlama davranışının gerçekten uslanması bambaşka bir şey.

 

Üstelik iş yalnızca tüketici fiyatlarıyla sınırlı değil. TCMB’nin mart özeti, 23 Ocak ile 6 Mart arasında brüt rezervlerin 18,1 milyar dolar azalarak 197,5 milyar dolara indiğini, Türkiye’nin 5 yıllık CDS priminin 254 baz puana yükseldiğini, 12 aylık kümülatif cari açığın 32,9 milyar dolara çıktığını ve 12 aylık altın ithalatının 23,4 milyar dolara ulaştığını gösteriyor. Şubat 2026 cari açık verisi de 7,501 milyar dolar açık verdi. Buna rağmen ekonomi tümüyle kapanmış değil. 2025 büyümesi yüzde 3,6, son çeyrek büyümesi yüzde 3,4. İşsizlik ise Şubat 2026 itibarıyla yüzde 8,5. Bu tablo biraz Türkiye’ye benziyor zaten: aynı anda yavaşlayıp aynı anda direnebilen, bir yandan enflasyonu indirmeye çalışırken bir yandan dış dengeyle uğraşan, tam sakinleşecek derken başka bir başlıktan yeniden gerilen bir yapı. Dolayısıyla faiz indirimi tartışması burada yalnızca merkez bankacılığı meselesi değil; kırılganlık yönetiminin tam göbeği.

 

Tarih de bugünkü tartışmaya fazla şefkatli davranmıyor. 2006 dalgasında küresel satış baskısı ve TL oynaklığı sonrasında TCMB, hazirandan itibaren faizleri toplam 425 baz puan artırmak zorunda kalmıştı. O yıl enflasyon yüzde 9,65 olmuştu. O dönemin özeti basitti: denge bozulduğunda merkez bankası gecikmenin bedelini daha yüksek dozla öder. 2018 ise bu hafızanın daha sert, daha gürültülü sayfasıydı. Politika faizi yüzde 24’e çıkarıldı, yıllık enflasyon ekimde yüzde 25,24 ile zirve yaptı. Sonrasında gelen indirimler, ancak enflasyon belirgin biçimde geri çekilirken ve talep tarafı ciddi biçimde soğurken mümkün olabildi. Yakın tarih de farklı konuşmuyor; TCMB’nin Nisan 2025’te faizi yeniden yüzde 46’ya yükseltmiş olması, Türkiye’de erken gevşeme fikrinin nasıl hızla cezalandırılabildiğini taze tutuyor. Bu yüzden bugünkü faiz tartışması, yalnızca bugünün verileriyle değil; geçmişte ödenmiş faturaların hafızasıyla yürüyor.

 

Fakat bu defa denklemi ağırlaştıran bir başlık daha var: savaş. IMF’ye göre Hürmüz Boğazı’ndan küresel petrolün yaklaşık yüzde 25-30’u, LNG’nin ise yüzde 20’si geçiyor. UNCTAD, şubat ayında günde ortalama 129 olan geçiş sayısının martta 6’ya indiğini, yani yaklaşık yüzde 95’lik bir düşüş yaşandığını belirtiyor. Aynı kurum, 2025’te yüzde 4,7 olan küresel mal ticareti büyümesinin 2026’da yüzde 1,5-2,5 bandına gerileyebileceğini hesaplıyor. AP verilerine göre 20 Nisan itibarıyla Brent petrol 95,62 dolar, WTI 87,88 dolar seviyesine yükseldi. IEA ise savaş ve Hürmüz kaynaklı şok nedeniyle 2026 küresel petrol talebi tahminini günde 80 bin varil daralma yönünde güncelledi. Dünyanın büyük krizleri çoğu zaman önce siyaset masasında başlar, sonra limanlara uğrar, ardından tankerlerden geçer ve sonunda market etiketine kadar iner. Türkiye gibi net enerji ithalatçısı bir ekonomi için bu zincir çok daha kısa çalışır; dışarıdaki gerilim içeride çok çabuk fiyat olur.

 

Nitekim TCMB’nin petrol fiyatları üzerine yaptığı çalışma, bu ilişkinin ne kadar doğrudan olduğunu gösteriyor. Ham petrol fiyatlarında yüzde 10’luk artışın tüketici enflasyonuna yaklaşık 1 puan ekleyebildiği; Brent’teki 10 dolarlık yükselişin ise cari açığı yaklaşık 2,6 milyar dolar büyütebildiği hesaplanıyor. Bu nedenle Orta Doğu’daki her gerilim Türkiye’de yalnızca enerji meselesi değildir; aynı anda dış denge meselesidir, fiyatlama davranışı meselesidir, beklenti meselesidir, para politikası meselesidir. Merkez Bankası’nın elindeki faiz dosyası bazen Ankara’da değil, çok daha geniş bir coğrafyada kalınlaşıyor.

 

Piyasa ekranına baktığınızda toplumun hangi başlıklarda irkildiğini de görüyorsunuz. 20 Nisan öğle saatlerinde dolar/TL 44,88, gram altın 6.914 TL, ons altın 4.787 dolar, ons gümüş 79,70 dolar ve gram gümüş 114,59 TL seviyelerindeydi. Türkiye’de altın hiçbir zaman yalnızca bir kıymetli maden olmadı. Biraz hafıza, biraz güvensizlik, biraz tedbir, biraz da “yarın ne olur belli değil” duygusunun sarıya çevrilmiş hali oldu. Döviz de benzer biçimde yalnızca fiyatlanan bir kur değildir; ekonominin sinirinin toplumsal dile tercüme edilmiş biçimidir. Gümüş ise daha huysuz bir yerde durur. Bir yandan güvenli liman anlatısından payını alır; öte yandan sanayi metali olduğu için küresel büyümenin zayıfladığı dönemlerde daha kolay savrulur. Bu nedenle çatışmanın uzadığı, ticaretin yavaşladığı ve büyümenin baskılandığı bir tabloda altın daha dirençli, gümüş ise daha oynak bir hat çizebilir. Türkiye’de tasarruf sahibinin bunu akademik terimlerle anlatmasına gerek yoktur; bu ülkenin insanı çoğu zaman riski önce hisseder, kavramı sonra bulur.

 

Önümüzdeki döneme ilişkin olası patikalar da bu yüzden net ama rahat değil. İlk senaryoda jeopolitik tansiyon düşer, petrol gevşer, beklentiler yeniden toparlanır. Böyle bir zeminde TCMB yılın sonuna doğru sınırlı ve ölçülü bir alan açabilir. İkinci senaryoda savaş uzar, ama iç talep daha hızlı soğur. Bu durumda resmi politika faizi sabit kalsa bile likidite ve kredi kanalları üzerinden sıkılık sürdürülür; faiz indirimi gecikir, ekonomik yavaşlama daha görünür hale gelir. Üçüncü ve en sert senaryoda ise petrol yüksek kalır, beklentiler yeniden bozulur, cari açık enerji kanalıyla daha da genişler. Böyle bir tabloda Aralık beklentisi bile iyimser sayılabilir; TCMB resmi oranı değiştirmese dahi fiili fonlama maliyetini yukarıda tutarak sert disiplinini korur. Çünkü Türkiye’de para politikasının en hassas yeri çoğu zaman faiz seviyesinin kendisi değil, kur geçişkenliğinin yeniden hız kazanma ihtimalidir.

 

Andrew Birch’in cümlesi bu yüzden sadece dışarıdan yapılmış bir yorum değil. Türkiye’nin bugünkü ekonomik zemini düşünüldüğünde, bu değerlendirme içeriden yazılmış kadar yerli duruyor. Bu ülkede dezenflasyon, yalnızca rakamların aşağı gelmesi demek değildir. Aynı anda beklentilerin gerçekten düzelmesi, enerji kaynaklı baskının hafiflemesi, cari açığın yönetilebilir kalması, rezerv ve dış finansman tarafında daha geniş bir nefes alanı oluşması gerekir. Faiz indirimi elbette bir gün yeniden masaya gelir. Ama Türkiye’de bazı kararlar, çok konuşulduğu için alınmaz; şartlar gerçekten değiştiğinde alınır. Şu an görünen o ki, o şartlar henüz tam olarak değişmiş değil. Dosya hâlâ açık. Sayfaların kenarında hâlâ fazla not var. Ve Merkez Bankası da o notları görmezden gelecek lükse sahip değil.

 

sezerkoyun@cratone.com

 

Not: Bu metin, kamuya açık veri, kurumsal açıklama ve genel makroekonomik göstergeler esas alınarak hazırlanmış bir köşe yazısıdır. Herhangi bir sermaye piyasası aracı, döviz, kıymetli maden, emtia veya benzeri varlık için alım, satım ya da tut tavsiyesi içermez. Metindeki değerlendirmeler, yayımlandığı tarihteki görünüm çerçevesinde yapılmış genel yorumlar olup, kişiye özel yatırım, finansman ya da risk tercihi önerisi niteliği taşımaz. Tek başına yatırım kararı dayanağı olarak kullanılmamalıdır. Ekonomik veriler ve piyasa koşulları zaman içinde değişebileceğinden, burada yer alan değerlendirmeler geleceğe ilişkin kesin sonuç veya getiri vaadi olarak yorumlanmamalıdır.

Referanslar: Bloomberg HT’de yer alan S&P Global Market Intelligence/Andrew Birch değerlendirmesi ve ilgili piyasa beklentisi haberleri; TCMB’nin 12 Mart 2026 tarihli Para Politikası Kurulu kararı, mart toplantı özeti, 2026-I Enflasyon Raporu ve petrol fiyatlarının enflasyon ile cari dengeye etkisine ilişkin teknik çalışmaları; TÜİK’in Mart 2026 TÜFE verileri; Bloomberg HT’nin 2025 büyüme, Şubat 2026 işsizlik oranı ve 20 Nisan 2026 piyasa ekranı verileri; IMF’nin Orta Doğu savaşı ve Hürmüz geçişine ilişkin analizi; UNCTAD’ın Hürmüz kaynaklı ticaret görünümü değerlendirmeleri; AP’nin 20 Nisan 2026 tarihli petrol fiyat haberleri; ayrıca 2006, 2018 ve 2025 dönemlerine ilişkin resmi ve kurumsal tarihsel faiz-enflasyon verileri.



Bu yazı 120 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA