Uzun bir süredir ısrarla talep kaynaklı enflasyondan söz eden Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, bu sefer meseleyi dış şoklardan kaynaklanan maliyetlere bağlayıp, iç piyasanın yılın başından bu yana zayıf seyrettiğine ilişkin bir vurgunun altını kalınca çizdi.
Ortada iç piyasa durgunluğu falan yok. Zaten daha önce belirtildiği gibi talep kaynaklı bir enflasyon da söz konusu değildi. Son iki yıldır bilhassa insanları üç kuruş parayla yaşam mücadelesi hale getiren bir ekonomi anlayışının, önce firmaların maliyetlerini yok eden, ardından da zaten çöken satın alma gücü karşısında yansıtmasını engelleyen bir zihniyetle, görece düşürülen enflasyon sadece rakamdan ibarettir.
Merkez Bankası bunu henüz anlıyorsa, sorunumuz daha büyük demektir. Rakam tutkusu içerisinde, ayarlanmış istatistiklerle ekonomiyi düzelteceği zannedenlerin, nasıl bir ekonomik buhran yarattıklarından haberleri yok anlamına gelir.
Tüketicinin kaybettiği satın alma gücü, insanları gıda harcamalarını bile kısmaktan, yani boğazından kesmekten söz eder noktaya getirdiyse, ama harcamalarındaki oran artmışsa, burada ne geçimden söz edilir ne de düşen bir enflasyondan…
Firmaların hacim yakalamadığı bir fotoğraf o kadar açık bir kanıtla ortada duruyor ki… Ülkenin ilgili bakanı çıkıp vergi gelirlerinde rekor kırdıklarından söz edip, sonra da onların da bir rakam olduğunu itiraf edercesine, tahsil edilemeyen alacaklar için 72 aya varan taksitle yapılandırma öneriyor.
Ekonomik darboğazın varlığının ve rakam tutkusunun hiçbir işe yaramadığının bundan daha açık bir kanıtı olabilir mi? Üstelik yine ‘alabildiğimiz kadar’ anlayışı içindeler. Çünkü gerçekçi bir çözümle ortaya çıkmayan bir ekonomik bakış açısı var.
Kazançtan alınması gereken verginin, muafiyetlerle ilgili sakatlıklar yüzünden, daha açık bir ifadeyle hiçbir şeyi vergiden düşmeye izin vermeyen bir bakış açısıyla hem taksitlendirilmiş borcu, hem de yeni çıkacak vergiyi sağlıklı bir biçimde ödeyeceğini düşünmek ya hesap hatasıdır, ya hayaller aleminde gezmektir ya da ‘ne kurtarsam kârdır’ bakış açısını sergilemektir.
Her bir seçenekte de çözüm odaklı olunmadığı çok açık. Bu yapı içerisinde günün sonunda gerçekten ortada ne vergisini ödeyebilecek kimse, ne vergiye konu alabilecek bir gelir bırakmayacaklar.
Daha acısı da bu sorunu aşmak için, yeniden bir planlama ve yolculuk yaparken, ekonomik kabiliyetini tamamen yitirmiş insanlara ve firmalara dönüp, fedakârlık nutukları atacaklar. Dıştan bulunamayan kaynak, içten de temin edilemeyince, rakamlarıyla mutluluk oyunu oynayabilecekler mi; cidden merak ediyorum.