Türkiye gerçekten çok garip bir memleket. Öncelikle borç sarmalı diye tanımlama yaparsak, sanırım abartmış olmayız. Geçtim bilinçli ya da bilinçsiz kullanımı, ülkedeki tüketici borcu da, tüketiciye yaratılan borç da o kadar ilginç bir görüntü veriyor ki, sarmalın bizzat yaratıldığını görüyorsunuz.
Bunun iki örneği tüketici borçları ve genel sağlık sigortası primleri… Öncelikle 1 Ocak 2017 yılından öncesi GSS primlerinin silinmesi ile ilgili tartışmalar gündemde. Önemli ölçüde tartışılıyor ve işin uzmanları da kimin borcunun silineceğine yönelik yorumlar yapıyorlar.
İşin garip tarafı ne biliyor musunuz? İflas etmiş ebeveyninin yanında yaşayan, onların emekli maaşı olduğu için asgari gelir sınırını aşan insanlara da, işsiz kalmış ama evinde televizyon, buzdolabı olup çıtanın üzerine çıkarılanlara da sağlık primi borcu icat ettiler.
Yani gelirini kaybetmiş insanlara, istihdam piyasasında iş olanağı sağlamak yerine, onlardan sağlık sigortası primi almaya, bunun için de gözünün üstünde kaşın var kriterleri uygulamaya kalkıp, sonra da her seçim döneminde ya da mesele tıkandığında, affediyormuş edasıyla tavır takınanlara ve bunun üzerinden de uzman denilerek yorum yapılanlara şaşırıp kalıyorum.
Geçtim insanları işsiz saymamayı, işsiz olandan da evinde buzdolabı var diyerek prim istemek hangi tür bakış açısının ürünü gerçekten meraktayım. Bunu dile getirmeyip, bir de hangi primlerin affedileceğini anlatanlara ise ayrı bir paragraf açmak gerekiyor.
Olmayan borcu yaratıp, sonra ‘affettim’ demek bu memlekette akıl tutulmasının en bariz göstergelerinden biridir sanıyorum. İş burada da bitmiyor. 2 binli yıllarda parasal genişlemenin yüksel olduğu dönemlerde, insanları tüketime yönlendiren ve kredi ile kredi kartlarını da adres olarak gösterenlerin bugün şüpheli alacaklar karşında utanç duymaması da anlaşılır gibi değil.
Takipteki kredi oranı yüzde 5’in üzerine çıkarak rekor seviyeye ve en önemlisi kriterlerin kat be kat üzerine çıkmışken, insanları az maaşla yaşamaya mahkûm edip, sonra da borçlanmalarını seyredenlerin iki gün öncesine kadar tüketimden, ithalattan, paradan vergi topladığını nasıl da unuttuk.
İşin daha garip yanı ne biliyor musunuz? Zamanında insanları tüketim ekonomisine yönlendirip borçlandıran Bakan ile, bugün aşırı borçluluktan yakınan Bakan’ın aynı kişi olması Mehmet Şimşek…
Bu ülke ekonomide tam bir tavşana kaç tazıya tut politikası sergiliyor. Günün sonunda da insanlara borca battığında, bir de onları bilinçsiz borçlanmakla suçluyorlar. Bu açmaz içinde de tamamen gelir yollarını tıkayarak, borcun ödenebilir olmasına da engel oluyorlar.
Bir ekonomi sistemi firmalarını, vatandaşını yaşatmak üzerine kurgulanmalıdır. Bunun da belli bir plan, program ve strateji dahilinde yapılıyor olması lazım. Bizde bir strateji var mı, var. Ama tamamen vatandaşa günlük yaşatan ve çaresizliğe sürükleyen bir bakış açısının ürünü olarak. Sonra da diyorlar ki, bu ekonomi niye tıkanıyor? Zaten tıkanmaması mucize olurdu.