romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Sezer KOYUN

facebook-paylas
Deniz haritasının altındaki fatura
Tarih: 04-05-2026 13:51:00 Güncelleme: 04-05-2026 14:25:00


Haklılığı finanse etme disiplini…

 

Bir ülkenin kaderi;
bazen bir savaş uçağının gölgesinde,

bazen bir merkez bankası kararında,

bazen de kimsenin;
akşam yemeğinde konuşmak istemediği kadar sıkıcı görünen

bir “MEB sınırlandırması” haberinde saklıdır.

 

Yunanistan’ın Libya ile Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı görüşmelerini hızlandırması da tam olarak böyle bir haber. İlk bakışta dış politika sayfasının gri takım elbiseli cümlelerinden biri gibi duruyor. Oysa biraz kazıyınca altından gaz, petrol, cari açık, CDS, enflasyon, yatırımcı iştahı ve Türkiye’nin meşhur “jeopolitik konumumuz çok kıymetli” cümlesinin gerçek faturası çıkıyor.

 

Euractiv’in haberine göre Atina, Libya ile MEB görüşmelerini ilerleterek 2019 Türkiye-Libya deniz yetki alanları mutabakatına karşı diplomatik bir zemin kurmaya çalışıyor. Yunanistan tarafı, Türkiye-Libya mutabakatının Girit gibi adaların deniz yetki alanlarını yok saydığını savunuyor; Atina şimdi Libya ile teknik komiteler üzerinden kendi oyun tahtasını kurmak istiyor. Bana kalırsa burada şaşılacak bir şey yok. Akdeniz’de herkes harita çiziyor. Kimisi cetvelle, kimisi donanmayla, kimisi hukuk metniyle, kimisi de Brüksel’de kahve arasına sıkıştırılmış diplomatik cümlelerle. Haritayı kimin çizdiği önemlidir; ama daha önemlisi, o haritanın altına hangi para birimiyle fatura kesildiğidir.

 

Ben İsrail’de, Fas’ta, Yunanistan’da, Kazakistan’da yaşamış bir kadın olarak şunu öğrendim: Coğrafya kader değildir; coğrafya maliyet kalemidir. Kader diyenler genelde bütçeyi başkasına ödetmeyi sever. Kazakistan’da enerji hattının ne demek olduğunu bozkırın sessizliğinde, İsrail’de güvenliğin ekonomiyle nasıl aynı masaya oturduğunu, Fas’ta lojistiğin ve limanların ülke stratejisini nasıl değiştirdiğini, Yunanistan’da ise haritanın yalnızca harita olmadığını gördüm. Elli yılı devirmiş olmanın avantajı şu: İnsan artık cümlelerin alt metnini okuyor. Hele de cümlenin içinde “Akdeniz”, “enerji” ve “uluslararası hukuk” geçiyorsa, orada mutlaka bir finansman modeli saklıdır.

 

Türkiye açısından mesele basit değil. Aslında basit olan tek şey, enerji ithalatçısı bir ülkeyseniz, deniz yetki alanı tartışmasının sadece diplomasi olmadığı gerçeğiyle yüz yüze olmanız. Yani doğrudan makroekonomi.

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye’nin enerji dışa bağımlılık oranının geçmiş yıllarda yüzde 70’ler civarındayken yüzde 67,8’e indiğini açıklamıştı. İyi haber mi? Evet. Yeterli mi? Hayır. Çünkü yüzde 67,8 hâlâ “kur, petrol, gaz, jeopolitik ve tedarik zinciri” başlıklarının tamamının ekonomi programınızın oturma odasında çay içtiği anlamına gelir.

Orta Vadeli Program’a göre Türkiye’nin enerji ithalat faturasının 2025 sonunda 64 milyar dolar civarında gerçekleşmesi bekleniyordu; 2024’te bu rakam 65,6 milyar dolardı. Yani biz enerjiye hâlâ küçük bir servet ödüyoruz. Küçük dediğime bakmayın; 64 milyar dolar, bazı ülkelerin “kalkınma planı” diye duvara astığı hayallerden büyüktür.

 

Şimdi bu faturanın üzerine bir de Hürmüz, İran, İsrail, ABD, Doğu Akdeniz, Libya, Yunanistan ve Türkiye satırlarını ekleyin. Ortaya çıkan tablo bir dış politika brifingi değil, bir risk matrisi olur.

 

EIA verilerine göre 2024 ve 2025’in ilk çeyreğinde Hürmüz Boğazı’ndan geçen akış, küresel deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin dörtte birinden fazlasına, toplam küresel petrol ve petrol ürünleri tüketiminin de yaklaşık beşte birine denk geliyor. Ayrıca küresel LNG ticaretinin de yaklaşık beşte biri Hürmüz’den geçiyor. Yani Körfez’deki her gerilim, Türkiye’de sadece haber bültenine değil, pompa fiyatına, sanayicinin maliyetine, cari açığa ve enflasyon beklentisine de uğruyor.

 

Biraz rakam konuşalım; çünkü edebiyat iyidir ama bilanço yalan söylemez.

TCMB verilerine göre Türkiye Şubat 2026’da 7,5 milyar dolar cari açık verdi. Altın ve enerji hariç bakıldığında açık 1,46 milyar dolara geriliyor. İşte bütün mesele bu farkta saklı. Enerji ve altını çıkardığınızda başka bir Türkiye, dahil ettiğinizde başka bir Türkiye görüyorsunuz. Birincisi ekonomi programı sunumlarında daha zarif duruyor. İkincisi ise döviz masasının sabah ekranında karşınıza çıkıyor.

 

Nisan 2026’da TÜFE yıllık yüzde 32,37, aylık yüzde 4,18 arttı. Bu rakamlar hâlâ “dezenflasyon programı hassas bir ameliyattır” cümlesini haklı çıkarıyor. Böyle bir ortamda enerji fiyatındaki her sıçrama, programın dikişlerine asılır. Petrol sadece petrol değildir; nakliyedir, gübredir, plastik hammaddedir, elektrik maliyetidir, beklentidir, kur geçişkenliğidir. Bizde beklenti dediğiniz şey zaten ekonominin en pahalı ithal girdilerinden biridir.

 

Piyasa da bunu biliyor. Türkiye’nin 5 yıllık CDS’i 1 Mayıs 2026’da 245,87 baz puan seviyesindeydi; Nisan içinde 227 ile 284 baz puan arasında dalgalandı. Aynı ekranda Brent petrol vadeli fiyatı 113,55 dolar görünüyor. Şimdi herhangi bir yatırımcıya “Yunanistan-Libya görüşmeleri Türkiye ekonomisini ilgilendirir mi?” diye sorun. Size muhtemelen romantik bir cevap vermez. Risk primi romantizmi sevmez.

 

Bu yüzden Yunanistan’ın Libya hamlesini sadece “Atina yine Ankara’ya karşı pozisyon alıyor” diye okumak eksik olur. Evet, alıyor. Zaten diplomasi biraz da başkasının açığını görüp kendi sandalyesini masaya çekme sanatıdır. Ama mesele bundan ibaret değil. Yunanistan, Doğu Akdeniz’de hukuki zemin, AB desteği, enerji arama lisansları, İsrail ve Mısır’la ilişkiler, Libya’daki parçalı siyaset ve Türkiye’nin yalnız bırakılabileceği her diplomatik boşluğu aynı anda okuyor. Biz ise çoğu zaman haklılık ile stratejiyi birbirine karıştırıyoruz. Haklı olmak iyidir. Haklı kalmak daha zordur. Haklılığı finanse etmek ise bambaşka bir disiplindir.

 

Türkiye’nin 2019 Libya mutabakatı Doğu Akdeniz’de Ankara açısından stratejik bir hamleydi. Fakat stratejik hamleler satrançtaki vezir gibi değildir; oynadım, bitti diyemezsiniz. Her hamlenin bakım maliyeti vardır. Diplomatik takip ister, hukuki tahkim ister, ekonomik anlatı ister, yatırımcıya makul gelen bir çerçeve ister. Aksi halde haritada çizdiğiniz çizgi, finansal piyasalarda kesik çizgiye dönüşür.

 

Bugün Türkiye’nin ekonomi yönetimi bir yandan enflasyonu indirmeye, bir yandan rezerv biriktirmeye, bir yandan dış finansman kanallarını açık tutmaya çalışıyor. OECD, Türkiye ekonomisinin 2025’te yüzde 3,6, 2026’da yüzde 3,4 büyümesini; enflasyondaki düşüşün sürmesini bekliyor. Yani programın kendine göre bir patikası var. Fakat jeopolitik dediğimiz şey, ekonomi programlarının ortasına davetsiz gelen, üstelik hesabı da ödemeden kalkan misafirdir.

 

Burada sarkastik olmamak zor. Çünkü bizde ekonomi konuşurken dış politikayı “ayrı dosya”, dış politika konuşurken ekonomiyi “teknik detay” sanma lüksü hâlâ yaşıyor. Oysa bir ülkenin CDS’i, diplomatik üslubunu da okur. Bir yatırımcı, sadece faiz oranına bakmaz; limana, boru hattına, hukuk sistemine, ittifak haritasına, komşularla kriz üretme kapasitesine ve gerektiğinde kriz çözme becerisine de bakar. Para korkaktır derler. Ben buna katılmam. Para korkak değil, hafızalıdır.

 

Türkiye’nin yapması gereken şey bağırmak değil, bağ kurmak. Mavi Vatan söylemini ekonomi politikasıyla, enerji verimliliğiyle, yenilenebilir yatırımlarla, LNG kontratlarıyla, hukuki kapasiteyle, finansman diplomasisiyle ve özel sektörün uzun vadeli öngörü ihtiyacıyla aynı cümlede kurmak zorundayız. Çünkü deniz yetki alanı dediğiniz şeyin sonunda bir sondaj gemisi, onun sonunda bir yatırım kararı, onun sonunda bir finansman paketi, onun sonunda da ülkenin risk algısı vardır.

 

Libya dosyasında da gerçekçilik şart. Libya tek parça bir satranç tahtası değil; kabileler, hükümetler, dış aktörler, enerji şirketleri, güvenlik ağları ve meşruiyet tartışmalarıyla dolu hareketli bir kum zemini. Yunanistan bu zeminde kendi çizgisini çekmeye çalışıyor. Türkiye de sadece 2019 anlaşmasını savunmakla yetinemez; Libya’nın ekonomik yeniden yapılanması, enerji altyapısı, limanları, inşaatı, finansmanı ve kurumsal kapasitesi içinde daha kalıcı bir yer kurmak zorunda. Kısacası haritayı savunurken defteri kebiri unutmayacağız, çünkü uluslararası hukuk metinleri masada durur; ama onların uygulanma ihtimalini çoğu zaman enerji şirketleri, kredi kuruluşları, sigorta primleri ve liman güvenliği belirler.

 

Yunanistan-Libya görüşmeleri Türkiye için “bir dış politika gelişmesi” değil, ekonomi programının görünmeyen stres testlerinden biridir. Enerji ithalatına bağımlı, enflasyonla mücadele eden, cari dengeyi hassas biçimde yöneten ve dış finansmana ihtiyaç duyan bir ülke için Doğu Akdeniz’de her yeni diplomatik hamle, piyasalarda küçük de olsa bir soru işareti yaratır. Bazen o soru işareti döviz kurunda görünür, bazen CDS’te, bazen de sanayicinin elektrik faturasına sinmiş sessiz bir maliyet olarak.

 

Son cümleyi çok romantik kurmak isterdim ama finans danışmanlığı insanın romantizmini disipline ediyor. Doğu Akdeniz’de mesele kimin daha yüksek sesle konuştuğu değil; kimin daha uzun vadeli düşündüğü, kimin haklılığını ekonomik kapasiteyle desteklediği, kimin haritayı sadece sınır olarak değil değer zinciri olarak okuyabildiğidir.

 

Çünkü deniz haritası çizmek kolaydır.


Asıl mesele, o haritanın altındaki faturayı kimin ödeyeceğidir.

 

 

 

sezerkoyun@cratone.com

 

 

NOT:

Bu yazı;
kamuya açık kaynaklara dayanan bir ekonomi-politik yorum yazısıdır.

İçerikteki değerlendirmeler, yazarın kişisel görüşlerini yansıtır;

yatırım tavsiyesi, hukuki görüş veya herhangi bir kişi/kuruma yönelik

suç isnadı niteliği taşımaz.

 

Veriler, erişim tarihi itibarıyla;
güncel kabul edilen kaynaklardan derlenmiş olup, zaman içinde değişebilir.

 

Sermaye piyasalarına ilişkin yatırım kararları için

yetkili kuruluşlardan, profesyonel danışmanlık alınmalıdır.

 

REFERANSLAR:


Euractiv,

  “Greece pushes maritime talks with Libya to counter Turkey’s 2019 pact”,

  4 Mayıs 2026.

 

 eKathimerini,

  “Greece, Libya advance maritime talks”, 28 Nisan 2026.

 

 Protothema,

  Gerapetritis’in Libya açıklamaları, 27 Nisan 2026.

 

 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası,

  Ödemeler Dengesi İstatistikleri, Şubat 2026.

 

 Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı,

  2026 Şubat Ödemeler Dengesi Verileri.

 

 ABD Enerji Enformasyon İdaresi,

  Hürmüz Boğazı enerji akışları.

 

 OECD,

  Türkiye Economic Snapshot

 



Bu yazı 74 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA