romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort istanbul escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort hava durumu betturkey beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Sezer KOYUN

facebook-paylas
Fed’in sabır oyunu, Türkiye’nin kur kâbusu olur mu?
Tarih: 11-05-2026 21:18:00 Güncelleme: 16-05-2026 00:41:00


BofA ve Goldman, Fed beklentilerini değiştirdi.

 

Amerika’da, Fed’in faizi indireceği tarih ileri atılıyor.

BofA, 2026 boyunca; Fed’den faiz indirimi beklemiyor;

Goldman Sachs da ilk indirimi, Aralık 2026’ya öteliyor.

ABD’de iş gücünün hâlâ çok dağılmaması,

enerji maliyetlerinin yükselmesi ve enflasyon, hâlâ gündemde.

 

Fed; 29 Nisan’da, faizi yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tuttu ve

Orta Doğu kaynaklı belirsizliklerin; görünümü, zorlaştırdığını söyledi.

 

Peki, bize ne?

 

Amerika faizi yüksek tuttuğunda, dolar dünyada daha cazip kalır.

Yani para; “Ben neden riskli ülkeye gideyim, Amerika’da oturur, faizimi alırım.” der.

Bu, Türkiye gibi ülkeler için,

“Dışarıdan para çekmek istiyorsan;
daha çok güven vereceksin,

daha yüksek getiri sunacaksın,

daha az hata yapacaksın.” demektir.

Kısacası, Fed “bekle” dediğinde;

bizim piyasanın kulağına, “sen de dikkatli yürü” diye duyulmalı.

 

Burada başımıza,

hemen; film sahnesi gibi bir devalüasyon gelecek demek; doğru olmaz.

Yani; sabah uyanıp, “dolar tabelası gece değiştirilmiş” diye kesin konuşmak;
hem abartı olur, hem de sorumsuzluk.

Ama risk; TL üzerindeki baskının artabilmesidir.

Bu baskı, bazen bir anda patlamaz;

önce küçük küçük, kendini belli eder.

Aynı, telefonun şarjı gibi düşünebiliriz.

Yüzde 70’te; panik yoktur,

yüzde 35’te; hâlâ idare edersin,

yüzde 12’de; herkes priz aramaya başlar.

 

İlk bakacağımız şey; dolar/TL değil, CDS olur.

CDS’yi düşünecek olursak;
Türkiye’ye borç veren yabancının,

“bu ülkeye borç verirken içim ne kadar rahat?” asıl ölçü olabilir.

CDS yükseliyorsa;
yabancı yatırımcı, “tamam, para var ama ben biraz gerildim” diyordur.

Bu, kurdan önce gelen sinyallerden biridir.

Çünkü; piyasa önce korkar, sonra fiyatlar.

 

İkinci sinyal, rezervlerdir.

Merkez Bankası’nın döviz rezervleri güçlü duruyorsa,

piyasa; “tamam, elinde yangın tüpü var” der.

Ama; kur yukarı gitmek isterken rezervler hızlı eriyorsa,

bu sefer piyasa; “yangın mı var da tüp bu kadar çalışıyor?” diye sorar.

TCMB zaten, haftalık para ve banka istatistiklerinde;
TL ve yabancı para işlemleri,

mevduat, kredi ve menkul kıymet verilerini yayımlıyor;

yani, aslında piyasanın nabzı; düzenli olarak masaya konuyor.

 

Üçüncü sinyal, insanların mevduat davranışıdır.

Bunu, çok basit anlatayım:

Eğer; insanlar, TL faizi yüksek olmasına rağmen; yeniden dövize kaçıyorsa,

bu bir ekonomik yorum değil, güven oylamasıdır.

Vatandaş, ekran başında Powell konuşmasını dinlemiyor olabilir ama;
kendi cüzdanında “ben TL’de rahat mıyım?” sorusunu her gün cevaplıyor.

Döviz mevduatı artıyorsa,

piyasadaki küçük yatırımcı sessizce; “Ben biraz kenara geçeyim” demeye başlamıştır.

 

Dördüncü sinyal, Kapalıçarşı kuru ile banka kuru arasındaki farktır.

Normal zamanda, aradaki fark makul olur.

Ama, o makas açılıyorsa;

ekran başka bir şey, sokak başka bir şey söylüyor demektir.

Ekonomi bazen; takım elbiseyle televizyona çıkar, ama;

gerçeği, Kapalıçarşı’da terleyerek anlatır.

 

Beşinci sinyal, enflasyon beklentisidir.

Bugünkü enflasyon kadar, insanların; yarınki enflasyonu nasıl gördüğü de önemlidir.

Çünkü; herkes, fiyatların daha da artacağını düşünürse;
satıcı fiyatı erkenden artırır,

çalışan daha yüksek maaş ister,

şirket maliyetini korumaya çalışır.

Sonra, enflasyon; sadece istatistik olmaktan çıkar, davranış biçimi olur.

TCMB’nin, Piyasa Katılımcıları Anketi de tam bu beklentileri izlemek için var.

 

Şimdi, asıl meseleye gelelim:

Ne gelecek başımıza?

 

En olası senaryo şu:

Fed faizi geç indirirse, Türkiye içeride erken gevşeme yapamaz.

Yani; faizler “hadi biraz rahatlayalım” diye hızlı hızlı düşerse, piyasa hemen sorar:

“Enflasyon tam düşmeden bu acele niye?”

İşte o soru, sorulduğu anda; kur hassaslaşır.

Kur hassaslaşınca, ithalat pahalılaşır.

İthalat pahalılaşınca; enerji, üretim, taşıma, market rafı derken;
hayat yine bildiğimiz o tatsız espriyi yapar:

Maaş gelir, fiyatlar onu kapıda karşılar.

 

Kötü senaryoda ne olur?

TL değer kaybeder, ama;
bu, illa resmi ve tek gecelik devalüasyon olmak zorunda değildir.

Daha sinsisi olur.

Kur yavaş yavaş yukarı gider,

sonra bir haberle hızlanır,

sonra herkes, “zaten belliydi” der.

Hayır, belliydi değil; göstergeler bağırıyordu...

 

İyi senaryoda ne olur?

Türkiye sıkı para politikasını bozmaz,

rezervleri güçlü tutar,

enflasyon beklentisini aşağı çeker,

yabancı yatırımcıya, “burada oyun kuralı değişmiyor” mesajı verir.

O zaman, Fed’in gecikmesi can sıkar ama; kriz yazmaz.

Piyasa da mükemmel ülke aramaz, öngörülebilir ülke arar.

Çünkü, para romantik değildir; şiir sevmez, takvim sever.

 

Ben, bu haberden çıkan sonucu şöyle okurum:

Başımıza kesin bir felaket geliyor diyemem;

ama, ekonomide hata yapma lüksümüz azalıyor.

Fed, “faiz indirmiyorum” dedikçe; Türkiye’nin, içeride daha dikkatli olması gerekir.

Petrol, pahalı kalırsa;
enflasyon, inat ederse;
rezervler, zayıflarsa ve

insanlar, yeniden dövize koşarsa,

işte o zaman, kur sadece fiyat olmaz; memleketin ruh hâli olur.

 

Yani; sokak diliyle final şu:

 

Doların kudurması için tek başına Fed yetmez;

ama, Fed indirmediği sürece; bizim frene daha sağlam basmamız gerekir.

Fren boşalırsa, arabada ilk bağıran; yine kur olur.

 

 

 

sezerkoyun@cratone.com

 

 

Bu yazı, genel ekonomik değerlendirme niteliğindedir;

yatırım tavsiyesi değildir.

 

Referanslar:

Bloomberg HT, Fed, TCMB, TÜİK, BLS, FRED, The Guardian, Borsa İstanbul, MacroMicro.

 



Bu yazı 958 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA