Müjdeler olsun sonunda o çok beklenen, özlemle aranan ucuzluğu yakaladık. Belki ekmek fiyatlarında, pompada, ulaştırmada ya da kira fiyatlarında değil. Ama ülkedeki ucuzlaşma onlara bile rahmet okutacak cinsten çoğaldı.
Merkez Bankası Başkanı Karahan’ın bahsettiği dezenflasyon belki yaşam maliyetlerinde önümüze gelmedi ama siyasetten ticarete her alanda iliklerimize kadar işleyen bir gerçeklik olarak ortaya çıktı.
Belki Brecht’in dediği gibi ekmek satılmadı eskisinden ucuza ama siyasi etik, duruş, görüş, temizlik hali yerlerde sürünüyor. Öyle ki vatandaşın bir ayrıntı olduğu her milletvekili ya da belediye başkanı transferinde önümüze geliyor.
İnsanlar dün söyledikleriyle yarın söylediklerini farklılaştırırken, kerteriz noktaları ağız değiştirirse birdenbire tam tersi söyleme bürünebiliyorlar. Üstelik bunu da arınma sözcüklerinin arkasına sığınarak yapıyorlar.
Reel sektörü temsil eden noktalara yapılan seçimlerde, her şey üyeler için diye anlatılıyor ama seçilenlerin söylemleriyle üyelerin yaşadıkları birbirine zıt kutuplara koşar adım uzaklaşıyorlar.
Bu ülke KKM’yi yere göre sığdıramayanlarla, kurtulduk diye sevinenlerin aynı kişiler olma garabetini de, kıymeti kendinden menkul zatların onca uyarı rağmen kadro verilerek ülkenin başını belaya sokup sonra sakıncalı tip olarak duyurulmasını bile yaşadı.
Kriminal tiplerin örnek alındığı, dizilerin buna evrildiği, trafikte herkesin kendini rambo zannettiği bir kitle nezaketsiz, iletişimde dinleme özürlü haliyle ülkeyi iliklerine kadar ucuzlatmayı ucuzlaşarak becerdi.
Hatırlar mısınız küçükken oynadığımız bir oyun vardı. Biri tuttu, biri ayıkladı, biri yedi diğeri okulda geldi hani bana dedi diye sıralardık. Artık çocuklarımız okuldan sağ salim gelirse bunu bile soramıyor. Çünkü istavritin halk günü diye 300 TL’den satıldığı ama çalışanın, emek verenin emeğinin yok sayıldığı ve bunun da normalleştiği bir memleket haline dönüştük.
Çalışanın işinin hakkını veremediği, verenin de vermeyenle aynı muameleye tabi kılındığı, işverenin ekonomi yönetimine kızmak yerine acısını çalışanlarından, tedarikçilerinden çıkarttığı bir ucuzlaşma içindeyiz.
Kimsenin kimseye hesabı olmadan selam vermediği, hal hatır sormadığı, yapanın yanına duruma göre kâr kaldığı, yapmayanların far görmüş tavşan gibi meseleyi izlerken, yapılanın faturasını üstlendiği bir fotoğraf haline dönüştük.
Ne diyordu İbrahim Sadri dizelerinde? Korkmadan çektirebileceğimiz bir aile fotoğrafımız vardı. Kuş hatıraları şiirini unuttuk ama unutmakla kalmadık tam tersi bir görüntü verir haline geldik. Velhasıl kelam sonunda beklenen oldu. Ülkede ucuzluk yakalandı. Büyük bir ucuzlaşmanın gölgesinde sahte hayaller kuruyor, durduğumuz yere göre doğruyu umursamadan da meseleleri tartışıyoruz. Başka bir sorunu var mı sizce?