Türkiye ekonomisinin sorunu ne diye bir sual yöneltsem, eminim okuyanlar onlarca problemi buraya dökebilir. Elbette bunların her biri diğerinden daha önemli ya da önemsiz diye sıralamak mümkün değil.
Sadece önceliklerinizi belirlerken bence satın alma gücü çökmüş bir tüketiciye sahip ve göstergeleri gerçekliğini yitirmiş bir ekonominin çözüm adına önceliklerini buraya koyması gerektiğini söyleyebilirim.
Hatta daha temelde bence ülke ekonomisinin en önemli sıkıntısının yönetilmeme olduğunun altını çizmek gerekir. Şüphesiz birtakım işler yapılıyor. Fakat bunların hiçbiri belli bir disiplin, gerçekçi bir program ve sahayı dikkate alan yaklaşımlarla yapılmadığı için derli toplu görüntü vermediği gibi, sonuç da üretmiyor.
Hatta bazı iyi niyetle yapılanlar, bir programın unsuru olmadığı için kaş yapayım derken göz çıkarıyor. Fakat ben temelde bir sıkıntıdan bahsetmek istiyorum. Üreten bir ekonomiye sonsuz inancım var.
Lakin neyi niye ürettiğini bilmiyorsanız, yani yine bir anlayışın eseri olarak faaliyet göstermiyorsanız, burada da sıkıntı yaşamanız doğal bir sonuç. Hatta sorun yaşamamak tesadüflere ve dış etkenlere bağlı bir rol haline geliyor.
Öncelikle niteliksiz bir finans yapısına sahibiz. Daha çok faiz ödeyerek, proje finansmanı kullanmayan, sadece ekonomiyi çevirmek için borç para arayan bir bakış açısıyla, satın alma gücünü yitirmiş tüketici üzerinden toplanan dolaylı vergilerle ve tahakkuk eden ama tahsil edilemeyen ya da kayıt dışı mücadelenin sadece mükelleflerden ibaret görüldüğü bir reel sektör bakış açısıyla da işin içinden çıkamazsınız.
Yine tarım, sanayi ve iş gücü envanterlerini yapmamış bir ekonomi yönetiminin sağlıklı, ayağı yere basan program uygulaması da, verdiği teşviklerden sonuç alması da, ithalatı engellemesi de, bunun için döviz ihtiyacını tetikleyen faktörü ortadan kaldırması da mümkün değil.
İkinci olarak üretim aşamasında ciddi sorunlarımız olduğunu biliyoruz. Markalaşamamış bir ekonominin, sadece üreterek, üretirken de yüzde 70’lerde ithalat yapmak zorunluluğu duyarak, kur baskısı altında, yüksek ve yükselen TL maliyetlerine karşılık, içte ve dışta maliyeti fiyata yansıtamayan yapısıyla işin içinden çıkması mümkün değil.
Bunların hepsinin farkındayım ve yıllardır düzeltilmesi gereken başlıklar olarak yazıyorum, çiziyorum, anlatıyorum. Ama sormamız gereken soru bunlar da değil. Çünkü tüm bu meseleyi halletseniz dahi yine yanıtlanması gereken sual başka.
Soru şu: Dünyanın Türkiye’den almaktan vazgeçemeyeceği bir hizmet ya da ürün aklınıza geliyor mu? Hiç düşünmeyin, zira yanıtı yok. İşte bu gerçeklik bizim en büyük problemimiz. En az bir tercihen iki elin parmakları kadar başlık, Türkiye’nin vazgeçilmezliği değilse, sadece üreterek işin içinden çıkmaya çalışırsınız ve o da bir başkası sizden daha iyi fiyat verdiği gün elinizden kayar.
Elinizde tuttuğunuzda da sürekli bir fiyat baskısıyla büyük efor harcayıp yok pahasına üretimler yaparsınız. İmalatınız, hizmetiniz kalite olur ama para kazanamazsınız. Yani fasoncu olmaktan kurtulamazsınız.
Bu nedenle halledilmesi gereken onlarca başlığın temeline bu soruyu koymamız ve çözüm yollarını da buradan hareketle yönetmemiz gerekir. Soruyu tekrarlayayım. Dünyanın Türkiye’den almaktan vazgeçemeyeceği ürün ya da hizmet var mı? Şimdi koyun şapkanızı önünüze, hamaseti kenara bırakın ve oturup düşünün.