Yine öyle bir ülke hatırlayın ki, ülkenin kurucusu Atatürk’ün manevi çocukları öğretmenlerine karşı çıkıp, konuyu Ata’ya şikâyet olarak ilettiğinde, dönüp özür dilemeleri gerektiği söyleniyor.
Ve aradan geçen 103 yılın ardından o meslek grubu yine başkentin ortasında ‘açız’ diye haykırarak durumun düzeltilmesini anlatmaya çalışsın ve ters kelepçeyle gözaltı uygulamasına muhatap olsun.
Şayet 21. yüzyılda verilen bu fotoğraftan mutluysanız dün ile doğru ya da yanlış argümanlarla övünmeye, bunun üzerinden hamaset kurgulamaya devam edersiniz, ama yarına ilişkin ortaya koyacağınız her şey temenniden ibaret kalır.
Üstelik gözaltına alınanlar sadece öğretmen değil, aynı zamanda sendika yetkilileri… Yani bireysel tepkiden çok, bir meslek grubunu temsil ediyorlar. Bu haliyle o ters kelepçeyi aslında öğretmenlerin tamamına uyguluyorsunuz demektir.
Sendika meselesinin ise Türkiye’deki sararması gerçeği bir yana, Cumhuriyet’in karakterinde çok önemli bir yeri vardır. 1923 yılında daha Cumhuriyet ilan edilmeden, İzmir İktisat Kongresi’nde sendikalaşmaya atıfta bulunulan bir ülkeden söz ediyoruz.
Yani meselenin neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalıyor. Öğretmenleri temsil eden, kendisini de öğretmen olan insanların, açlığını dile getirmesi yeterince dramatik iken, bir de bu taleplerini dile getirdikleri için göz altına alınmaları ayrı bir sorun.
Eğitim ile öğretimin arasındaki farkı anlayamayan, bilgiye ulaşmanın bilgeliğe ulaşmak olmadığını fark edemeyen, iş yaşamında mentorluk gibi kavramlarla yol göstericilerden söz eden, ama yeni ekonomi içinde öğretmenin bu rolünü farkedemeyen, ayrıca öğretimin dışında eğitim kavramını umursamayan bir ülkede ilerleme bekleyemezsiniz.
14 kişiden, daha doğrusu öğretmenden söz ediyoruz. Göz altına alınıp, ters kelepçe uygulaması yaptığınız sadece aç olduğunu haykıran öğretmenler değil. Bir ülkenin geleceğini, saygınlığını, bilgiye saygı gösterme duygusunu ve eğitimcinin rolünü çalıyorsunuz demektir.
Bir toplum öğretmenlerine verdiği değer kadar gelişir. Fakat siz zaten öğretmen olarak mezun ettiğiniz kişileri, daha sonra göreve atamak için KPSS gibi bir sınava sokarak yaptığınız ayıpla da yetinmeyi bilmiyorsunuz.
Bir de bunların içinde yüksek not almasına rağmen atanamayan gerçeğini yaratıyorsunuz. Sonra da gelişmekten bahsediyorsunuz öyle mi? Eder ile değerin karıştığı bu ülkede önce bilgiye ve bilene saygıyı öğretmezsek, gerisi boşa kürek çekmek olur. Anlayın artık…