Bir Bakırköylü olarak bazen akıl hastanesinin içerisi mi dışarısı mı olduğu konusunda ciddi şüphelere düşüyorum. Ülkede yaşananları yok sayarak, problemlerin üstünü örterek bir dünya yaratıp, sonra da sorunları ortadan kalkmış hayal eden bir yaklaşımla nereye varacağız bilemiyorum.
Rakamlar ile gerçekler arasındaki fark hem altüst olmuş hem de tamamen kopmuş, gerçeklikle hayal alemi birbirine karışmış, liyakatle ehliyet unutulurken, zarfı gösterip mazrufu unutturanların memleketi haline dönüştük.
Eskiden bilmese de, bilene saygı duyan, ustalık, maharet ya da bilim karşısında saygılı bir görüntü sergilenen bu memlekette, bilmeyenlerin bilenlere ahkâm kestiği bir fotoğrafla karşı karşıyayız.
Elbette örneklerini çok gördük. Yani faiz düşerse enflasyon düşer diye ortaya çıkanların, enflasyon da faiz de patladıktan sonra nasıl ortadan kaybolup, suçu başka yerlerde aradığına şahit olduk.
Döviz mevduatlarını eritip, kuru sabit tutmak adına milyarlarca dolar yakanların, kur korumalı mevduatı mucize diye sunup, filmin sonunda mevduatların 30 milyar dolar daha artmasını, 60 milyar dolar harcayarak işleri bozup, sonra da bozdukları işten çıkmayı başarı diye anlatanları gördük.
Bu ülke ki, 2 binli yıllarda, yani parasal genişlemenin olduğu süreçlerde cari açık vermeyi, büyümenin ve gelişmenin göstergesi olarak başarı diye anlattılar; sonra işler terse dönüp herhangi bir sorun çözülmeden ticari daralma nedeniyle cari açık azalınca bunu da başarı diye sundular.
İnanın bana ülkede yıllardır başlıklar değişti, konular değişti ama yaklaşım hiç değişmedi. Bu ülke ‘NATO’nun Libya’da ne işi var’ diyerek uçağa binenlerin, uçaktan indiğinde ‘Elbette NATO Libya’da olacak’ dediklerine, üzerine bir de üs verdiklerine de şahit oldu; atı alanın Üsküdar’ı geçtiğini söyleyip, aradan 3 yıl geçmiş onaylanan seçimi tartışmaya açtıkları da…
Dedim ya konu değişiyor, tavır aynı kalıyor. Ülkede işsizlik açıklanıyor. Bakan arkasından çıkıp, çok uzun zamandır işsizliğin tek hanede açıklanmasından mutluluk duyduğunu gururlanarak anlatıyor, ama yüzde 30’ların üzerinde gezen fiili işsizleri yok sayabiliyor.
Ülkede reel sektör kan ağlıyor, onun bilançolarından kaynaklı değeri belirlenen borsa uçabiliyor. Kuru sabit tutup, 2 sene öncesine kadar bir yılda ödediğimiz faizi, ilk dört ayda ödeyip, bütçe açığını ikiye katlıyoruz, ama kurun yerinde durmasıyla övünebiliyorlar.
Ülkenin en önemli sorunlarından birinin işsizlik, öte yanda nitelikli personel bulamayan reel sektör olduğundan yakınılıyor. Meslek liselerinin özel önemi olduğunu vurgulayıp, buraya yetenek sınavıyla insan alınması gerektiğini anlatıyoruz. Mimar Sinan Üniversitesi’nin Grafik Tasarım Bölümü’ne girişte yetenek sınavını kaldırıyorlar.
İnsanların kıtlaşan gelirlerinin yüzde 70’ini üç kalemde harcadığı, hatta gıdanın payının yüzde 40’lardan 17’lere düştüğünü yine istatistik kurumu açıklıyor; ama ülkede sorun olmadığından bahsedilip, bir de dezenflasyon konuşulabiliyor. Üstelik büyüme fiyat artışlarının etkisiyle ilk çeyrekte yüzde 2,5 çıkmışken,
Dış ticaret açığının düştüğünden söz ediliyor. Ama ihracatın da ithalatın da gerilediğinden, bunun yapısal sorunun en net göstergesi olduğundan bahsedilmiyor. Algıyla bir şey yapmadan değil, bir de yanlış yaparak ekonominin gerçekten düzeleceğini umuyor musunuz?
Bu nasıl bir ehliyet, nasıl bir bakış açısı anlamıyorum. Hoş Trump’un kendisine Nobel Barış Ödülü verilmesi gerektiğini söylediği bir dünyada, Trump’ın desteklediklerinin farklı olmasını beklemek doğru mu; işte onda da şüpheliyim. Sonuç mu? Fıkra bu kadar.