Bayram sonrası gözlerin büyüme, enflasyon ve dış ticaret verilerine çevrildiği haberlerini okudunuz. Memlekette ekonomiyi tüm kulvarlarda raydan çıkarmış, yabancının masadan kalkmasını, yerlinin kaçmasını, ihracatın günlük açıklamalarla övünülür hale gelmesini ve vatandaşın ekonominin dışında kalmasını umursamadan, halen finansçı kafasıyla verilerden medet ummak ne ilginç bir tavırdır.
Rakamların tamamen komediye dönüp, gerçeklikle ilgisini koparttığı bir dönemde, enflasyonun yükselmesini bir kenara koyun, öncelikle bunu kabullenip çare üretmek yerine, siyaseti dizayn ederek oy devşirmeye çalışan bir yaklaşımın hangi rakamından söz edeceğiz.
Ülkenin ekonomiden sorumlu bakanı halen dezenflasyondan bahsediyor. Görece düşüşün tüketimsizlikten ve çöken iç piyasadan kaynaklandığını göremeyecek kadar sokaktan kopmuş, buna rağmen açıklananın en az iki katı yaşanan bir tüketici enflasyonunu, yok sayılan bir üretici enflasyonu ile birlikte okuyarak hangi rakamın tahminlerinde bulunacağız, hangi ölçütlerde bu insanlarda maliyet yapacak ve yine neyi kıyaslayarak mesela kiralarını belirleyecek.
Gelirlerin çöktüğü, giderlerin arttığı bir fotoğrafın içerisinde halen enflasyon komedisini izlemeye devam ediyoruz. Bir de piyasa katılımcıları anketi üzerinden enflasyon tahmini yapmaya devam etmiyorlar mı; tam kara mizah.
Ben size çok basit bir enflasyon hesabı yapayım. 2009 yılında ülkemizin en büyük banknotu olan 200 TL hayatımıza girdi. O dönem satın alma gücü açısından değeri 132 dolardı. Dolar / TL’yi 46 TL kabul etseniz, bugün minimum 6 bin TL’lik banknot o günkü satın alma gücüne karşılık geliyor.
Bu arada dolar / TL kurunun 46 TL olup olmadığı da tartışmalı. Çünkü yıllar içerisinde sürekli teknik müdahalelerle TL’nin çok aşırı değerli olduğunu biliyoruz. Hele ki vatandaşın üç kalem inmiş harcama penceresinden enflasyonu okursak, bugün 10 bin TL’lik banknotun o günkü satın alma gücüne yakın bir yere yaklaşacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Türkiye’nin verileriyle yüzleşmemesi zaten büyük sıkıntının temelini oluşturuyor. Paranın bol olduğu dönemde, kredilerle yaratılan sahte cennet bugün trilyonlarca TL’lik borcu önümüze koymuşken, dolar ile başa çıkayım derken döviz mevduatları arttırıp 60 milyar dolar harcayan KKM’den 128 milyar dolarlık havaya uçan rezervlere kadar bir dizi problemi, 3 trilyon TL’ye yaklaşacak bütçe açığını konuşabiliriz.
Bundan birkaç yıl önce yıllık 1,2 trilyon TL faiz ödeyen bir bütçenin, yılın ilk 4 ayında 1,1 trilyon TL faiz gideri performansının açıklanmış olması da zaten her şeyi anlatıyor. Vatandaşın satın alma gücü gerçek olmayan enflasyon üzerinden eritilirken, bir de gelirinin son beyanatlarla yüzde 50 sapacağı öngörülen hedef enflasyon bazında arttırılması zaten çaresizliğin boyutlarını büyütüyor.
Şimdi çok önemli verilerin açıklanacağı haftaya giriyoruz öyle mi? Şayet bunu bir kenara koyup, 21. yüzyılda, yani verinin petrole eşdeğer tutulduğu veri çağında, sizin verileriniz inandırıcılığını kaybetmişse, sorununuz sadece bugün değildir. Yarına ilişkin de ciddi bir öngörülemezlik biriktirdiğinizin resmini dahi okuyamıyorsunuz demektir.