|
Tweet |
Her yıl; yaz sonunda hız kazanan Back to School dönemi,
artık; kırtasiye veya okul üniformaları ile sınırlı değil.
Teknoloji, ayakkabı, giyim, ev yaşam ürünleri ve dijital hizmetleri de kapsayan
geniş bir yelpazede, kritik bir fırsat bulunuyor.
Özellikle, dijital odaklı markalar için bu dönem;
sezonluk bir satış sürecinin ötesine geçerek,
kullanıcı bağlılığı ve uzun vadeli ilişki kurma açısından da
stratejik bir dönüm noktası olarak; dikkat çekiyor.
Clickzone Kurucu Ortağı Alper Boyer,
markaların; bu süreci başarıyla yönetebilmesi için
kritik noktalara değiniyor.
Temmuz sonu – Ağustos ortası döneminde
markaların, geçmiş kampanya verilerini inceleyerek;
hedef kitlelerini güncellemesi ve
ürün ile içeriklerini sezon ihtiyaçlarına göre hazırlaması önemli.
Ağustos ortasından itibaren ise;
kampanyalar devreye alınarak,
çok kanallı iletişim ve
kişiselleştirilmiş kullanıcı deneyimleriyle,
görünürlük maksimuma çıkarılıyor.
Alışverişini tamamlamayan veya
eksiklerini, son anda fark eden; kullanıcı segmentine odaklanmak gerekiyor.
Sepet hatırlatma bildirimleri,
kişisel indirim kodları ve
hızlı kargo mesajları gibi taktikler,
satın alma sürecini hızlandırmaya yardımcı oluyor.
Bu dönemin sonunda;
kampanyaların performansı,
kanal ve içerik bazında analiz edilerek;
gelecek sezon için güçlü içgörüler elde edilebiliyor.
Clickzone’un iş ortaklarından Vicco,
bu döneme; çocukların okulda en çok tercih ettiği
ayakkabı modellerine göre şekillendirdiği yeni ürün serisiyle;
güçlü bir başlangıç yaptı.
Konfor ve dayanıklılığı öne çıkaran koleksiyon;
okul sezonu alışverişlerinde, öne çıkan tercihler arasında yer alıyor.
Benzer şekilde,
Clickzone’un birlikte çalıştığı markalardan Flying Tiger,
Back to School dönemine özel hazırladığı,
renkli ve işlevsel kırtasiye ürünleriyle;
hem öğrencilerin, hem ebeveynlerin de dikkatini çekmeyi başarıyor.
Alper Boyer;
sektör geneline yönelik önerisini, şöyle özetliyor:
“Back to School dönemi,
aslında; hepimizi heyecanlandıran bir zaman…
Yaz tatilinin ardından gelen, yeni başlangıçlar;
öğrencilerden öğretmenlere, ailelerden markalara kadar;
herkesin, gündemini hareketlendiriyor.
Bu dönemde, tüm markalar harekete geçerken;
öne çıkmak, kritik hale geliyor.
Çünkü, tüketiciler;
yeni bir düzenin,
yeni alışkanlıkların ve
yeni rutinlerin de peşinde oluyor.
Markalar için bu süreç;
tüketicilerin yaşam tarzlarına dokunmak,
onlarla duygusal bağ kurmak ve
uzun vadeli sadakat yaratmak açısından, eşsiz bir fırsat sunuyor.
Doğru planlama,
doğru iletişim tonu ve
veriye dayalı kararlarla ilerleyen markalar;
önümüzdeki sezonları da kazanma potansiyeline sahip.”