|
Tweet |
Alan paylaşımından sessizliğe olan saygıya,
hem birlikte, hem ayrı alanlara sahip olmaktan,
ortak ve kişisel zamanlar arasındaki hassas dengeye uzanan,
öğrenilen ve zamanla olgunlaşan bir yaşam becerisi.
İşte bu yüzden;
CASA evlerinde, aşktan önce; ortak yaşamanın mimarisi kuruluyor.

Mekan paylaşmanın, sessizliğe saygı duymanın, geri çekilmeyi bilmenin ve
ortak yaşamın dengesini kurabilmenin sahnelerini imza attığı koleksiyonlarla,
yaşam alanlarında kurgulayan CASA;
aşkla birleşebilmiş ‘birlikte yaşama sanatı’nın ardındaki mimari zekâyı, odağına alırken;
aynı alanı tek bir sesle domine eden formlar ya da
her şeyi merkezinde toplayan kütleler yerine;
çoklu boşluklar evin nefes almasına izin veren kompozisyonlar ve tasarımlar yaratıyor.
Ortak alanlar, bu yaklaşım sayesinde; çatışma değil, uyum üretiyor.

CASA’nın depolama ve sistem çözümleri, eşyayı saklamanın ötesinde,
farklı ritimlere ve farklı alışkanlıklara alan açarken;
CASA’nın oturma sistemlerindeki yerleşimler de bireysel alanı korurken;
buluşma ve bir araya gelme, çevreleme, eşitlikçi oturum gibi alt metinler taşıyor.
Kısacası CASA;
birlikte yaşamayı idealize etmeyi değil, aksine;
onun karmaşık, öğrenilen ve
zamanla olgunlaşan bir süreç olduğunu bilerek; mekanlar yaratıyor.
CASA’ya göre;
birlikte yaşamak bir his değil, bir kültür.
Ve, her kültür gibi bir arada olmak ve birlikte yaşamak da
doğru tasarlandığında; sürdürülebilir olur.