22.02.2018,02:08
İstanbul
Dolar
Euro
Altın
İmkb
Gönül birlik istiyor yağmur bahane
04052015-unnamed-142917.jpg
JALE YANILMAZ
Cumartesi günü Eminönü’ne gitmek üzere Kadıköy iskelesinden vapura bindim. 12.20 vapuruydu ve hareket etmesine daha birkaç dakika vardı.

Yoğun nem yüzünden nefes almayı dahi zorlaştıran boğucu bir hava vardı. Bulutlar her an yağmur damlalarına dönüşecekmişçesine titrektiler gökyüzünde.

Vapurun güvertesine çıktım yol aldıkça esen rüzgarda serinleyebileceğimi düşünerek. Her zaman olduğu gibi kalabalıktı yine güverte. Küçük gruplar halinde ve tek tek oturan onlarca kadın ve erkek, annelerinin bağrışlarına aldırmadan, sıraların arasında, uzatılmış bacakların üzerinden atlaya zıplaya koşuşturan birkaç çocuk, boğazın fotoğrafını çeken iki yerli, fotoğraf çekmek yerine manzarayı elindeki eskiz defterine resmeden bir de yabancı turistten oluşuyordu yolcular.

Belli ki kimimiz gezmek, belki balık ekmek yemek,alışveriş yapmak, kimimiz de başka bir semte aktarma yapmak niyetiyleEminönü’ne gitmek üzere 12.20 vapurunda bir araya gelmiştik.Yirmi dakika boyunca bir arada olacak ve olası bir durumda ortak bir kaderi paylaşacak olan bu kadronun, yirmi birinci dakikadan sonra geleceğin herhangi bir gününde ve anında eksiksiz olarak bir araya gelmesi bir daha da mümkün olmayacaktı.

Mesleki alışkanlıkdan olsa gerek, çok da aleni olmayan bakışlarla gözlemlemeye başladım etrafımı. Birbirinden farklı onlarca yüz, onlarca ten, onlarca göz ama aralarında santim mesafeler olmasına rağmen birbirine değmeyen, değse de görmeyen, fark etmeyen onlarca bakış uçuşuyordu boşlukta. Kimisi düşünceden dalgın, kimi ise kaşlarını çatmış belli ki daha da derin düşüncelerdeydi. Birkaç grup kendi arasında sohbet halindeyken bir çoğu da kendisi de dahil herkese, her şeye karşı kayıtsız ve umarsız görünüyordu. Selamlaşmak şöyle dursun, ne biri diğerini fark ediyor ne de merak ediyordu. Arada siluet algıların göz süzmeleri olsa da bu durum, reflekse dönüşmüş, bir diğerinin toplumda ait olduğu tarafı tespit etmeye çalışan birkaç saniyelik tedirgin çabadan öte bir anlam taşımıyordu.Ama daha da önemli bir şey vardı: hiç kimse tebessüm dahi etmiyordu. Sessiz de olsa, sözsüz de olsa gardlar alınmış, siperler kazınmıştı çoktan, içerlerimize serpiştirilen ayrılık topraklarında.

Paylaşılan tekbir şey vardı: vapurun güvertesi.

Vapurun hareketinden on iki, on üç dakika sonraydı sanırım: az önce titreyen bulutlar birer ikişer yağmur damlaları halinde düşmeye başladılar güverteye, ara ara da üzerlerimize. Hiçbirimiz kımıldamadık yerimizden. Bazılarımız gökyüzüne baktı, sonra çabucak önceki haline geri döndü.

Saniyeler sonra biraz daha fazlalaştı damlalar, biraz daha fazla ıslandık. Kimimiz sadece kımıldadık oturduğumuz yerde ama her an tetikteymişçesine.Kimimiz iseaynı halimizdeydik ve hala değmiyordu bir bakış diğerine.

Damlalar giderek artmaya, arttıkça hızlanmaya, hızlandıkça artmaya başladı nihayet. Artık bardaktan boşalıyordu yağmur, ıslanmamak, sırılsıklam olmamak mümkün değildi.

Hepimiz sözleşmiş gibi aynı anda fırladık yerlerimizden. Güvertenin naylon branda ile kaplı bölümüne doğru kaçıştık. Güvertenin yarısı boşalmış, yarısı ise tıklım tıklım dolmuştu ama nafile, branda yağmuru engelleyemiyor ve biz her halükarda ıslanıyorduk.

Sonra bir anda fark ettim hepimizin kaçışırken gülümsediğini. Hatta gülümsemekle kalmıyor kaçışırken kıkırdıyor, bakışlarımızı birbirine değdiriyor, her birimiz diğerini, sığınsın diye yanındaki boşluğa çağırıyor, minik kahkaha çığlıkları atıyorduk. Hani neredeyse bir çocuk neşesi ile cıvıldıyorduk birbirimize bakarak. Ne düşüncelere dalmış olan vardı, ne kaşları çatık olan. Ne biri diğerine kayıtsızdı ne de toplumda ait olduğu yeri tespit etmek için göz süzüyordu. Sadece yağmurdan kaçar gibi yapıp yakalanmanın tadını çıkarıyor, ne kadar ıslandığımızı anlatıyorduk birbirimize keyifle.Çantasında olanlar birbirine peçete uzatırken, hayat hikayesini ya da yağmurlu bir gün hatırasınıbu birkaç dakikalık süreye bir çırpıda sığdırıpyanındakine heyecanla anlatanlar bile vardı. Sanki hepimiz bu anı beklemiş, sözleşmiş, 12.20 vapurunda buluşmuştuk. Hem de hiç planlamadan, daha önce konuşup anlaşmadan.

İçimde bir coşkunun, bir sevincin hatta bir umudun çağlayıp göz pınarlarıma dayandığını hissettim. “İşte bu!” dedim içimden; bir yağmur damlası kadar doğalmış, kolaymış, bize aitmiş, özümüzde saklıymış aslında birbirimizi görmek, birbirimize değmek. Yaşamdan bir damlayı cömertçe paylaşabilmekmiş birbirimizi sevmek.  Ne kadar aksine inandırılmak istensek de tüm farklılıklarımızla bir arada olmaktan bilakis mutluymuşuz biz. 

12.20 Kadıköy- Eminönü vapurunun güvertesi yolculuğunun son dakikalarında, onlarca farklı yüz, onlarca farklı ten, onlarca farklı gözle doluydu. Ama bu defa aynı olan ve paylaşılan iki şey vardı: güvertenin naylon branda ile kapalı bölümü ve birbirini gören, birbirine değen, gülümseyen bakışlar.

Jale Yanılmaz

jalyan70@yahoo.com.tr


YORUMLAR
Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Toplam Yorum 0 | Onay Bekleyen Yorum 0

YazıYorum
Türkiye reel sektör bazında konsantrasyonunu ihracata bağlamış durumda. Elbette bunun önemini yok sayacak değilim.
Diğer Yazarlar
Türkiye ekonomisinin temeli % 99.8 KOBİ’lerimize bağlı.
Truva’nın Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girişinin 20. yılı olan 2018; ülkemizde “Truva Yılı” ilan edildi.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 13 Şubat 2018’de yaptığı konuşmada, “Bizim için Afrin neyse Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur. Savaş gemilerimiz, Hava Kuvvetlerimiz, gerektiğinde her türlü müdahaleyi yapmak için yakın takipteler” dedi.
Haber programında Zeytindalı Harekâtı için Afrin’e giden Mehmetçikleri izliyorum.
Ne yapmalıyız, yapabiliriz? Aydınlara düşen görevler ne olur?
Sezon başından bu yana ön görülen ve tahmin edildiği gibi, büyük takımların zor – kolay maç periyotları sonucunda 3 büyüklerin puanlarının eşitleneceği öngörüsü sonunda gerçekleşti.
Dünyanın bir bütün olduğu günümüzde, bilimsel verilerden yararlanmanın vakti gelmiştir.
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi’ndeki siyasetçiler başta olmak üzere Türk karşıtı olarak yorumlanabilecek söylem yükselişe geçti.
Kaçak su bedellerini kim ödüyor?
Yavaş yavaş kişilik değiştiriyorum; yeni kişilikler yaratma, taklit etmenin, dünyayı anlamanın ya da dünya anlaşılabilirmiş gibi yapmanın yeni tarzlarını yaratma yeteneğimle zenginleşiyorum (evrim burada olsa gerek)." diyor Pessoa..
Bir meslek sahibi olmak mı yoksa dünyayı keşfetmek mi?