Merkez bankaları, Ekim takvimine faiz kararlarını yazarken;
Eylül ayının belki de en önemli fiyat toplantısı,
Washington’da ya da Frankfurt’ta yapılmadı.
Bir kısmı Karadeniz’de,
bir kısmı Hürmüz Boğazı’nda,
bir kısmı Hindistan’ın muson yağmurlarında,
bir kısmı da Brezilya’nın şeker kamışı tarlalarında yapıldı.
Toplantının tutanağını FAO yayımladı.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün Gıda Fiyat Endeksi eylülde aylık yüzde 1,5 artarak 136 puana çıktı. Bu, Kasım 2022’den bu yana görülen en yüksek seviye. Endeks geçen yılın aynı ayının yüzde 5,8 üzerinde. Bununla birlikte Mart 2022’de Rusya-Ukrayna savaşının ilk büyük şokuyla görülen tarihi zirvenin hâlâ yüzde 15,1 altında.
Bu ayrım önemli.
Gıda dört yılın zirvesinde ama henüz 2022’nin kıyamet senaryosunda değiliz.
Benim asıl dikkatimi çeken de zaten endeksin 136 olması değil. Endeksin içi.
Tahıl fiyatları yalnız bir ayda yüzde 5,1, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17,2 yükseldi. Buğday eylülde yüzde 6,3 artarak Ağustos 2023’ten beri en yüksek seviyesine geldi. Mısır bir ayda yüzde 5,6 yükseldi ve üç yılı aşkın sürenin zirvesini gördü. Bitkisel yağ endeksi yıllık yüzde 18,3 yukarıda. Şeker yalnız bir ayda yüzde 6,1, yıllık yüzde 14,7 arttı. Buna karşılık et fiyatları aylık yüzde 1,1 geriledi, süt ürünleri ise neredeyse yatay kaldı.
Yani karşımızda bütün gıdanın aynı anda koştuğu bir piyasa yok.
Ama tahıl, yağ ve şeker gibi mutfağın ve gıda sanayisinin temel girdileri aynı anda yukarı dönmüş durumda.
Bu daha önemli.
Çünkü enflasyon bazen domatesle başlar ve domateste kalır. Bazen buğday, yağ, şeker, enerji ve nakliye aynı anda hareket eder; o zaman mesele manav reyonundan çıkar, bütün üretim zincirine girer.
2026’nın gıda hikâyesi ikinciye benziyor.
Dünyada gıda kalmadı mı? Hayır. Zaten mesele de bu
İlk bakışta insan doğal olarak şöyle düşünüyor: Fiyat yükseliyorsa ürün azdır.
Bu kez denklem o kadar basit değil.
FAO'nun 2 Ekim tarihli tahminine göre küresel tahıl üretimi 2026’da 2 milyar 979 milyon ton olacak. Geçen yılın rekor üretiminin yüzde 2,1 altında ama hâlâ tarihin ikinci büyük tahıl hasadı.
Dahası, 2026/27 sezon sonu küresel tahıl stoklarının yaklaşık 950 milyon ton olması bekleniyor. Stok/kullanım oranı yüzde 32’den yüzde 31,7’ye geriliyor; yani dünyada 2007-2008 gıda krizinin arifesinde gördüğümüz türden boşalmış bir küresel ambar görüntüsü henüz yok.
Ama aynı FAO, dünya tahıl ticaretinin yüzde 3,5 daralarak 505,8 milyon tona gerilemesini bekliyor. Karadeniz’de kısıtlanan nakliye rotaları ve alternatif taşıma kapasitesinin yetersizliği, özellikle buğday ve mısır ihracat beklentilerini aşağı çekiyor.
İşte bugünkü gıda riskinin belki de en doğru tarifi burada.
Sorun yalnız ne kadar ürettiğimiz değil. Ürettiğimizi nereden, hangi rotadan ve hangi maliyetle taşıyabildiğimiz.
Depoda buğday olabilir.
Gemi bulamazsınız.
Gemi bulursunuz, navlun pahalanır.
Navlunu çözersiniz, mazot artar.
Mazotu çözersiniz, gübre yükselir.
Gübreyi çözersiniz, yağmur yağmaz.
Tarım ekonomisinin yapay zekâdan önemli bir farkı var: “Yeni sürümü yükleyelim” seçeneği pek bulunmuyor.
2008’in krizi başka, 2022’nin krizi başkaydı
Bugünkü tabloyu anlamak için geçmişe bakmak faydalı.
2007-2008 döneminde küresel gıda fiyatlarının yükselişinde düşük tahıl stokları, büyük üretici ülkelerde kötü hasat, biyoyakıt talebinin büyümesi ve yükselen petrol fiyatları aynı anda etkili olmuştu. Sonra ihracat yasakları ve kısıtlamaları geldi. FAO Gıda Fiyat Endeksi 2007’de yüzde 27 yükseldi; 2008 yılı ortalaması da bir önceki yılın yüzde 24, 2006’nın yüzde 57 üzerinde gerçekleşti.
2022 farklıydı.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden hemen sonra iki önemli tahıl ve yağlı tohum ihracatçısının dünya piyasasındaki rolü doğrudan tehdit altına girdi. FAO endeksi Mart 2022’de yalnız bir ayda yüzde 12,6 sıçrayarak 159,3 puanla tarihinin en yüksek seviyesine çıktı. Tahıl endeksindeki aylık artış yüzde 17,1 oldu.
2026 ise bana göre daha sinsi bir karışım.
Tek bir büyük şok yok.
Karadeniz lojistiği var.
Hürmüz kaynaklı enerji ve taşıma maliyeti var.
El Niño riski var.
Gübre var.
Kuraklık var.
Aşırı yağış var.
Biyoyakıt talebi var.
Ve bunların üzerine güçlü dolar ihtimali geliyor.
2008’in sorunu stoktu. 2022’nin sorunu savaştı. 2026’nın sorunu ise şokların üst üste binmesi.
Bazen tek büyük problemle mücadele etmek, beş küçük problemi aynı anda çözmekten daha kolaydır.
Şeker bize El Niño’yu, buğday Karadeniz’i anlatıyor
Endeksin altına indiğimizde her ürün ayrı bir hikâye söylüyor.
Buğdayda küresel üretim tahmini 813,9 milyon tona yükseltilmiş durumda. Yani üretim tahmini kötüleşmiyor; Avustralya’daki koşullar iyileşmiş. Buna rağmen dünya buğday fiyatı eylülde yüzde 6,3 yükseldi.
Neden?
Karadeniz lojistiği.
Mısırda ise ABD’de beklenenden düşük verim, Brezilya’da daha az ihracat arzı ve Karadeniz’deki sıkışıklık birleşiyor.
Şekerde hikâye doğrudan iklim. Tayland’da daha düşük üretim beklentisi, Hindistan’da normalin altındaki yağışlar ve güçlenen El Niño, Brezilya’nın ana üretim bölgesindeki aşırı yağışlarla aynı anda fiyatlanıyor. AB’de de şeker pancarı ekim alanının azalması bekleniyor.
FAO’nun aktardığı tarihsel veriye göre El Niño dönemlerinde küresel pirinç verimi trendin ortalama yüzde 1-1,5 altında kalabiliyor.
Büyük rakam gibi görünmeyebilir.
Ama milyarlarca insanın temel besininden söz ediyorsanız yüzde 1 küçümsenecek bir rakam değildir.
Tarımda marjlar zaten küçüktür.
Yüzde 1'lik verim kaybı bazen yüzde 1'lik fiyat hareketi üretmez.
Piyasa kıtlığı değil, kıtlık ihtimalini fiyatlar.
Nisan ayında hesap daha sakindi
Dünya Bankası'nın nisan ayında yayımladığı baz senaryoda küresel gıda emtia fiyatlarının 2026’da yaklaşık yüzde 2, 2027’de yüzde 1 artması öngörülüyordu. Raporda daha uzun süren Ortadoğu çatışmasının, yüksek enerji ve nakliye maliyetlerinin ve aşırı hava olaylarının gıda fiyatlarını bu baz senaryonun üzerine taşıyabileceği özellikle belirtilmişti.
Aradan birkaç ay geçti.
Eylül itibarıyla FAO endeksi yıllık yüzde 5,8 yukarıda.
Aynı endeksleri karşılaştırmıyoruz; Dünya Bankası ile FAO'nun sepetleri ve metodolojileri farklı. Ama yön açısından mesaj oldukça açık:
Raporların “yukarı yönlü risk” diye küçük puntolarla yazdığı bölüm gerçekleşmeye başladı.
Ekonomik tahminlerin trajikomik taraflarından biri budur.
Manşette baz senaryoyu okuruz.
Hayatı çoğu zaman dipnot yaşar.
Türkiye’de Eylül ayı bizi yanıltmasın
Türkiye tarafına geldiğimizde tablo ilk bakışta biraz rahatlatıcı.
TÜİK'in bugün açıkladığı Eylül 2026 verisine göre yıllık tüketici enflasyonu yüzde 29,73. Gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artış yüzde 27,62.
Hatta gıda fiyatları eylülde aylık bazda yüzde 0,20 geriledi.
İlk cümleyi burada kesersek gayet iyi görünüyor.
Kesmemek gerekiyor.
Çünkü uluslararası tarım fiyatındaki eylül hareketinin Türkiye'deki market etiketine aynı ay içinde birebir geçmesini zaten beklemeyiz.
Arada sözleşmeler var.
Stoklar var.
Hasat dönemi var.
Kur var.
Nakliye var.
Yem fiyatları var.
Üretici maliyetleri var.
Toptancı var.
İşleme sanayisi var.
Ve tabii Türkiye fiyatlama davranışı var.
Bu nedenle eylülde gıda TÜFE’sinin aylık eksi çıkması, küresel gıda şokuna karşı bağışıklık kazandığımız anlamına gelmiyor.
Uluslararası fiyat bugünün verisidir; tüketici fiyatı çoğu zaman yarının faturasıdır.
TCMB de ağustos Enflasyon Raporu’nda gıda fiyat varsayımını yukarı yönlü güncelledi ve 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28’e çıkardı. Banka, uluslararası tarımsal emtia fiyatları, tarımsal girdi maliyetleri, iklim ve arz gelişmelerini gıda enflasyonu açısından temel riskler arasında sayıyor.
Üstelik TCMB’nin tespiti başka bir açıdan önemli: 2026’da meyve ve tahıl üretiminde geçen yılın kuraklık ve zirai don kaynaklı zayıflığından sonra toparlanma var. Buna rağmen gıda enflasyonu bir dönem olumsuz ayrışabildi.
Bu bize Türkiye’de önemli bir şeyi anlatıyor.
İyi hasat tek başına ucuz gıda garantisi değil.
Yerli Domatesin İçinde de Biraz Dolar Var
Türkiye büyük tarım ülkesi.
Bu bize kuşkusuz önemli bir tampon sağlıyor.
Fakat “biz zaten gıdayı kendimiz üretiyoruz” cümlesi üretim maliyetinin tamamının yerli olduğu anlamına gelmiyor.
Tarla mazot kullanıyor.
Gübre kullanıyor.
Bazı girdiler döviz ve uluslararası emtia fiyatlarıyla ilişkili.
Ürün soğuk hava deposuna giriyor.
Ambalajlanıyor.
Kamyonla taşınıyor.
Marketin elektriği var.
Finansman maliyeti var.
Dolayısıyla güçlü dolar, yüksek enerji ve yükselen dünya tarım fiyatlarının aynı döneme denk gelmesi Türkiye açısından hoş bir üçlü değil.
Bir ürün yerli olabilir; maliyet zinciri tamamen yerli olmak zorunda değildir.
Gıda enflasyonunun para politikasına dirençli görünmesinin nedenlerinden biri de bu.
Faizi yükselterek otomobil talebini erteleyebilirsiniz.
Bir miktar mobilya talebini de.
İnsan akşam yemeğini çok uzun süre erteleyemiyor.
Bu nedenle gıda fiyat şoku geldiğinde talep yönetiminin etkisi daha sınırlı kalabiliyor.
Ama buradan “para politikası gıdada işe yaramaz” sonucunu da çıkarmam.
Merkez bankası yağmur yağdıramaz.
Karadeniz’de gemi yüzdüremez.
Brezilya’daki şeker kamışını kurtaramaz.
Ama arz şokunun genel fiyatlama davranışına, ücretlere ve beklentilere yayılmasını engellemek zorundadır.
Para politikasının işi tarlayı yönetmek değil.
Tarladaki şokun bütün ekonomiyi enfekte etmesine izin vermemek.
Gıda enflasyonunun bir de sınıfı var
Ben gıda enflasyonunu bu nedenle yalnız TÜFE alt kalemi olarak okumuyorum.
Çünkü yüzde 30'luk otomobil fiyat artışı ile yüzde 30'luk ekmek, süt veya yağ fiyat artışı aynı sosyal sonucu yaratmaz.
TÜFE sepetinde gıda ve alkolsüz içeceklerin 2026 ağırlığı yaklaşık yüzde 24,4. Eylül itibarıyla gıdanın yıllık enflasyona doğrudan katkısı 6,73 puan.
Ama ortalama sepet bile hikâyenin tamamını anlatmıyor.
TÜİK’in 2025 Hanehalkı Bütçe Araştırması’na göre Türkiye genelinde haneler tüketim harcamalarının ortalama yüzde 17,3’ünü gıda ve alkolsüz içeceğe ayırmış.
En düşük gelirli yüzde 20'lik grupta bu oran yüzde 29,2.
En yüksek gelirli yüzde 20'de ise yüzde 12,4.
Aynı ekmek.
Aynı süt.
Aynı yağ.
Ama iki ayrı bilanço.
Bu nedenle gıda enflasyonu ekonominin belki de en sınıfsal enflasyonudur.
Yüksek gelirli hane pahalanan gıda karşısında tasarruf oranını azaltabilir, restoran tercihini değiştirebilir veya başka bir harcamasından vazgeçebilir.
Gelirinin üçte birine yakınını zaten gıdaya ayıran hane için seçenek seti çok daha küçüktür.
Bu nedenle küresel gıda fiyatlarındaki yükseliş yalnız enflasyon problemi değildir.
Gelir dağılımı problemidir.
İç talep problemidir.
Sosyal politika problemidir.
Ve en sonunda yine para politikası problemidir.
2027’ye giderken ben ne görüyorum?
Ben bugünkü tabloyu yeni bir 2022 gıda krizi ilan edecek kadar kötü okumuyorum.
Bunun önemli bir nedeni var: küresel tahıl üretimi hâlâ tarihin ikinci en yüksek seviyesinde ve stoklar kritik derecede düşük değil.
Bu yukarı yönlü fiyat hareketinin önünde ciddi bir fren.
Ama aynı nedenle “nasıl olsa mahsul var, fiyat geri gelir” rahatlığını da doğru bulmuyorum.
2027’ye giderken üç farklı yol mümkün.
Baz senaryomda, Karadeniz ticaretindeki aksaklıkların büyümediği, Hürmüz kaynaklı enerji maliyetinin yeniden sakinleştiği ve El Niño’nun büyük mahsul kayıpları yaratmadığı durumda gıda fiyatlarındaki bu çıkışın hız kaybetmesini beklerim. Fiyat seviyesi yüksek kalabilir ama 2022 benzeri bir sıçrama yaşanmayabilir. Türkiye açısından bu senaryo, kurun da kontrollü seyretmesi halinde dezenflasyonun devamına izin verir; ancak gıda aylık enflasyonun en oynak parçalarından biri olmaya devam eder.
Yukarı risk senaryosunda, güçlü El Niño, Karadeniz ihracatındaki daha ciddi aksama, yüksek petrol ve gübre fiyatları ile güçlü dolar aynı anda çalışır. Bu durumda özellikle tahıl, bitkisel yağ, şeker ve ardından yem üzerinden et-süt ürünlerinde ikinci tur baskı görürüz. Türkiye’de bunun etkisi yalnız market fiyatına değil, yıl sonu enflasyon patikasına ve 2027 beklentilerine de girer.
Olumlu senaryoda ise büyük hasadın sağladığı küresel stok tamponu devreye girer, nakliye rotaları normalleşir, enerji maliyeti gevşer ve Türkiye’de bu yıl görülen tarımsal üretim toparlanması sürer. Kur tarafı da istikrarlı kalırsa dünya fiyatlarındaki yükselişin yurtiçi tüketiciye geçişi sınırlanabilir.
Ben bugün bu üçünden ilkini daha makul buluyorum.
Ama güven aralığı eskisinden daha geniş.
Çünkü iklimi, savaşı, Hürmüz'ü ve Karadeniz'i aynı Excel hücresine yazdığınızda sonuç formülü biraz nazlı çalışıyor.
Asıl risk 136 puan değil
Bu nedenle FAO endeksinin dört yılın zirvesine çıkmasında beni korkutan asıl şey 136 rakamı değil.
Mart 2022'de 159,3'ü gördük.
Dünya o şoku da atlattı.
Asıl mesele, gıda maliyetini yukarı iten unsurların artık birbirinden bağımsız olmaması.
Enerji yükseliyor, gübreye giriyor.
Petrol yükseliyor, navluna giriyor.
Jeopolitik risk rotayı uzatıyor.
İklim verimi değiştiriyor.
Güçlü dolar ithalatçı ülkenin faturasını büyütüyor.
Sonra bütün bunlar market rafında tek etikete dönüşüyor.
Merkez bankaları politika faizini 25 baz puan artırıp azaltırken bu zincirin hiçbir halkası toplantı tutanağını okumuyor.
Ama merkez bankasının sorumluluğu yine ortadan kalkmıyor.
Tam tersine zorlaşıyor.
Çünkü enflasyonun ilk kilometresi tarlada başlayabilir.
Son kilometresi ise beklentide biter.
Ve Türkiye gibi gıdanın hem tüketici sepetinde hem düşük gelirli hane bütçesinde büyük yer tuttuğu bir ülkede, dezenflasyonun başarı ölçüsü yalnız çekirdek endeks olamaz.
Enflasyonun son kilometresi market reyonundan geçiyor.
Faiz kararı Ankara'da alınabilir.
Ama fiyat istikrarına gerçekten inanılıp inanılmadığı çoğu zaman mutfakta anlaşılır.
Ve mutfağın, maalesef, Bloomberg terminali yoktur.
Fişi vardır.
Yasal Not
Bu yazı,
genel ekonomik ve finansal değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır;
yatırım tavsiyesi değildir.
Gıda, tarım emtiaları, döviz, enerji ürünleri, şirketler veya
bunlara bağlı herhangi bir finansal araç için
alım-satım önerisi, fiyat hedefi veya getiri tahmini içermez.
FAO, Dünya Bankası ve TCMB’ye ait gelecek dönem tahminleri
mevcut varsayımlara dayanmakta olup;
iklim koşulları, jeopolitik gelişmeler, enerji ve gübre fiyatları, döviz kurları,
ticaret kısıtlamaları ve hasat gerçekleşmeleri nedeniyle; değişebilir.
FAO Gıda Fiyat Endeksi;
uluslararası ticarete konu, emtia fiyatlarını ölçmekte olup;
Türkiye’deki tüketici gıda fiyatlarıyla, birebir aynı gösterge değildir.
TÜİK Hanehalkı Bütçe Araştırması’ndaki harcama payları da
TÜFE sepet ağırlıklarından farklı kavramlardır.
Referanslar
FAO, Food Price Index – September 2026, 2 Ekim 2026;
FAO, Cereal Supply and Demand Brief – October 2026;
FAO/AMIS, Market Monitor – October 2026;
Bloomberg HT, “Küresel Gıda Fiyatları Dört Yılın Zirvesinde”, 2 Ekim 2026;
Bloomberg HT, “Küresel Tarım Ürünleri Fiyatlarında Dört Yılın En Büyük Artışı”, 1 Ekim 2026;
World Bank, Commodity Markets Outlook – April 2026;
TCMB, Enflasyon Raporu 2026-III, 13 Ağustos 2026;
TÜİK, Tüketici Fiyat Endeksi – Eylül 2026, 5 Ekim 2026;
TÜİK, Hanehalkı Tüketim Harcaması – 2025, 2 Haziran 2026;
FAO, 2007-2008 Gıda Fiyat Krizi ve Mart 2022 Gıda Fiyat Endeksi tarihsel verileri.