Türkiye’de ihracat kıymetli başlıklardan biri. Doğal kaynaklarını ortaya çıkararak buradan türev ürünlerle katma değer yaratmayı bugüne kadar başaramamış bir ülke olarak bizim üretmemiz ve ihtiyacımızın fazlasını da ihraç ederek, döviz geliri etmemiz lazım.
Fakat bu da tek başına yeterli değil. Katma değerli işler söyleminin altını doldurarak, 40 yıldır ortalamada değişmeyen dolar / kg 1,4 değerini artık geride bırakmamız ve vazgeçilmeyen üretici haline dönüşerek, özel ürünler üretmemiz ve toplamda salt ihracata değil dış ticarete de dikkat etmemiz gerekir.
Çünkü bu üretim yapısından kaynak kullanımına kadar birçok bileşeni etkiliyor. Ne var ki bunlar ülkemizde söylemden öteye gidemiyor. Yıllardır dış ticareti unutup, sadece ihracata, orada da yapısal problemleri göz ardı ederek gelire bakıyor, ama ciroda eksi yazıyoruz. Yani dış ticaret açığı veriyoruz.
Bu halimizle bile en önemli ilk üç sektör ne diye baktığımızda otomotiv, tekstil/hazır giyim ve kimya dikkatimizi çekiyor. Tekstil ve hazır giyimde yıllardır mesela giyilebilir teknolojilerin üreticisi haline gelmeyi başaramadık. Oysa dünyanın en iyi üreticilerinden biriyiz.
Kimya deseniz, biyomimetik alanındaki gelişmelerle birlikte biyokimya henüz gündemimize bile girmemiş halde. Oysa başta ABD olmak üzere alternatif ürünler çoktan patentlenmiş ve üretimine bile geçilmiş durumda.
Geriye ne kalıyor? Otomotiv… Son rakamlara baktığımızda 100 otomobilden 74’ünün Avrupa’ya satıldığı gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz. Mesele sadece otomobil ya da ticari araç olmaktan çıkıp, mobiliteye dönmüş vaziyette.
Yani alternatif çalışmalar yürütülmekle birlikte otomotivde halen AB pazarına bağımlı durumdayız. O zaman AB’nin ortaya koyduğu kriterleri de, eğilimleri de dikkatle okumamız gerekmiyor mu?
Daha çevreci, karbon salınımını engelleyen elektrikli araçların hızla arttırdığı bir Avrupa pazarında, geleneksel araçların en iyi üreticilerinden biri olan Türkiye bu işi ne denli ciddiyetle tartışıyor?
Büyük bir tedarik sanayimiz var ve bu konuda da çok iyiyiz. Ama yeni araçlarda bu parçaların çoğunun olmadığını biliyoruz. Olmadığı gibi mobiliteyle birlikte araçların bir ulaşım vasıtası olmaktan çıkıp bir veri bankası haline dönüştüğünün de ne kadar farkındayız tartışılır.
O zaman Türkiye’nin karşısında sektörel bazda ders çalışması gereken bir ödev olduğunu da artık anlamalıyız. Sektörde bunun farkında olan ve ders çalışmaya uğraşan, ülkeye de bunu anlatmaya çalışan çok sayıda insan var.
Fakat siz halen en büyük müşterinizin önceliklerini ve eğilimlerini yok sayarak, konuyu adet ve rakam bazında övünme meselesi haline getiriyorsanız, çok tatsız sürprizlere de hazır olmanız gerekir. Çünkü geliyor gelmekte olan ve artık konuşmayı bırakıp, bu konuda hem üretimi hem de entelektüel sermayeyi geliştirmeye başlamamız şart.