romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Sezer KOYUN

facebook-paylas
Akşamüstü çayı: Yüzde 2,9’u üç hocayla okumak
Tarih: 23-01-2026 14:35:00 Güncelleme: 28-01-2026 00:48:00


Bloomberg HT:

“Bütçe açığının milli gelire oranı; 2025’te, yüzde 2,9’a geriledi.”

 

Dün gece, yine ekonomi muhabbeti yüzünden uyuyamadım.

Hani bazı insanlar dizi açar, ben açıyorum… grafik.

(Evet, romantizm anlayışım kendi kendimeyken sorunlu.)

Sabah da “tamam” dedim,

“bugün kendime bir iyilik yapacağım: şu işi, eski usul çözeceğim.”

 

Eski usul dediğim şu:

Üniversitede, en sevdiğim saatler akşamüstleriydi;

hocalarım çayı söyler, masaya bir konu bırakır, sonra biz o konuyu didiklerdik.

Çay bardağı, ince belli değilse bile; tartışma mutlaka ince ve de belli olurdu:

bir yerden sonra herkes “ama” diye başlar,

sonra bir bakarsın “ama”lar, bir ülkeyi yönetmeye kalkmış olurdu.

O ritüeli özlemişim.

Bu yüzden, bugün aynı sahneyi kurdum:

Aynı odadayım, hocalar karşımda, ben not defteriyle arada “hımm” yapıyorum.

Masanın ortasında tek bir telefon:

Bloomberg HT’nin grafiği açık.

Başlık kısa, iddialı:

“Bütçe açığının, milli gelire oranı; 2025’te yüzde 2,9’a geriledi.”

 

O üç hoca; aslında, üç ayrı ekonomi gözlüğüydü;

ben onları, yıllar içinde isimleriyle değil;

temsil ettikleri kuramla tanımayı öğrenmiştim.

 

Hoca-1 “kuralcı” ekoldendi:

dünyayı kural mı takdir mi (rules vs discretion) kavgasından okur;

Taylor’ın “kural koy, sürpriz yapma” refleksiyle,

Woodford’un “beklentiler geleceği satın alır” fikrini,

aynı fincanda karıştırırdı—onun için ekonomi, bir tür güven mühendisliğiydi.

 

Hoca-2 ise; tam bir “ölçüm dedektifi”:

Kuznets’in milli gelir mirasını sırtlanmış,

Deatonvari bir kuşkuyla “rakam var da refah nerede?” diye sorar;

her cümlenin içine gizli bir nominal–reel kontrolü gömer,

“pay mı oynadı, payda mı şişti?” diye, raporun makyajını yakalamaya çalışırdı.

 

Hoca-3 de Türkiye’nin gerçeklik duvarına çarpıp geri sekenlerden:

Kydland–Prescott’tan “zaman tutarsızlığı”nı,

Lucas’tan “beklentiler seni izler” uyarısını alır;

North/kurumlar çizgisinden

“kural kişiye bağlıysa risk primi büyür” dersini eklerdi—onun sözlüğünde;
enflasyon kadar tehlikeli bir kelime vardı: öngörülemezlik.

 

İlk yudumdan sonra;
Hoca-1 (kuralcı olan) hemen “bak işte, mali disiplin” diye göz kırptı.

Hoca-2 (şüpheci) başlığı okudu, “oran” kelimesinin altını havada çizdi ve

o meşhur Türkiye testini yaptı: “Pay mı değişti, payda mı?”

Hoca-3 (gerçekçi olan) daha kestirmeden gitti:

“Vatandaşın oranla ilişkisi şu:

Oran düşmüş, güzel…

peki; ben niye hâlâ pazarda, domatesle pazarlık yaparken terliyorum?”

Ben de tam burada düzlemi değiştirdim.

Çünkü; bu odada sadece hocalar yok;

benim kafamın içinde de bir teorisyenler konseyi var.

Kapıyı açtım, içeri aldım:

Kydland-Prescott köşede “zaman tutarsızlığı” diye bağırıyor

(bugün söz verip yarın vazgeçme meselesi),

Lucas “beklentiler” diye masaya vuruyor

(insanlar yarını tahmin edip bugünü ona göre yaşar),

Friedman “kural koyun” diye not bırakıyor,

Keynes “tamam da halkın canı yanıyorsa?” diye kaş kaldırıyor,

Dornbusch uzaktan “kur şoku” diye ortamı geriyor,

Mundell ise; elinde bir üçgenle dolaşıyor:

“İmkânsız üçlü, arkadaşlar; aynı anda, her şeyi yapamazsınız.”

 

Ve ben onları çarpıştırıyorum:

Çünkü; şu yüzde 2,9 başlığı, Türkiye’de tek başına “iyi haber” değil;

“iyi habere benzeyen” bir şey.

Neden?

Çünkü; oran dediğin şey, bölme işlemi.

Açık (pay) gerçekten küçülmüş olabilir;

ya da milli gelir (payda) nominal olarak artmış olabilir.

Enflasyon yüksekse, nominal milli gelir de şişer; oran makyaj tazeler.

Vatandaş ise; makyajı değil, nakit akışını görür: ayın 20’sinden sonrası.

O yüzden; bu grafiği, apartman diliyle tercüme etmek lazım:

“Aidat borcunuz var;

yönetim diyor ki; ‘borcun gelire oranı düştü.’

Siz de diyorsunuz ki;
‘tamam da borç mu azaldı, yoksa; daireye değer biçen emlakçı mı coştu?’”

 

Şimdi işin “gerçekçi yorum” kısmına gelelim;

burada teori, vatandaşa tercüme edilmezse; sadece bir hikaye olur.

Resmî OVP basın duyurusunda,
2024 sonunda bütçe açığının;

milli gelire oranının yüzde 4,7’de sınırlandığı,

bunun 1,7 puanının deprem harcamalarından geldiği;

deprem etkisi hariç; açığın yüzde 3,0 olduğu ve

2025’te oranının yüzde 3,6’ya gerilemesinin öngörüldüğü yazıyor.

 

Bloomberg HT’nin grafiği ise;
gerçekleşmenin yüzde 2,9 olduğunu söylüyor.

İşte bu fark; odadaki bütün çay bardaklarını, aynı anda konuşturur.

 

Kuralcı Hoca, “Demek ki; planın da ötesinde toparladık” der.

Şüpheci Hoca, “O zaman hangi kalemler?

Gelir mi arttı, harcama mı azaldı, faiz yükü ne oldu, tek seferlik gelir var mı?” diye sorar.

Gerçekçi Hoca ise; en can alıcı soruyu sorar:

“Bu, bir kere mi böyle oldu; yoksa, bir çerçeve mi var?”

Kydland-Prescott, kafamın içinde bu noktada ayağa kalkar:

“Benim derdim oran değil;

yarın bir gecede fikir değişirse, bu oranı hangi kasla tutacaksın?”

Lucas da ekler:

“Eğer; herkes, ‘yarın değişir’ diye düşünüyorsa;
bugün, fiyatlama davranışını ona göre yapar.”

 

Vatandaşçaya çevireyim:

İnsanlar “yarın ne olacağı belli değil” hissindeyse,

bugün daha pahalıya satar, daha erken zam yapar, daha çok ‘kendini korur’;

sonra o korunma refleksi, enflasyonu besler.

Yani; bizde ekonomi bazen “matematik” değil, “psikoloji + matematik”tir.

 

Ve Türkiye gerçeği şudur:

İyi oranlar tek başına refah üretmez; güven üreten bir süreçle birleşirse üretir.

 

Sonuç cümlesini vatandaşa yaklaştırayım:

Yüzde 2,9 kulağa iyi geliyor, evet ama;
“iyi haber” olması için şu üç soruya cevap vermesi gerekir:

 

Birincisi,

bu düşüş gerçekten açığın kontrolünden mi geldi,

yoksa; paydanın (nominal milli gelirin) büyüsünden mi?

 

İkincisi,

bu iyileşme, deprem gibi olağanüstü kalemler ve faiz yükü gibi

“gizli” kalemlerle birlikte okununca da aynı hikâyeyi anlatıyor mu?

 

Üçüncüsü ve bence en önemlisi,

bu bir anlık fotoğraf mı, yoksa; yarın da sürecek kural ve alışkanlık mı?

OVP tarafı; “öngörülebilirlik” ve eşgüdüm gibi kavramları özellikle vurguluyor.

 

Vatandaşın istediği de bunun şiir hali değil, gündelik hali:

“Ben yarın sürpriz görmeyecek miyim?”

Türkiye’de ekonomi teorileri, ancak buraya değerse işe yarıyor.

Değmezse…

çay soğuyor, grafik kalıyor, hayat ve dersler devam ediyor.

 

 

 

 

sezerkoyun@cratone.com

                                                

 



Bu yazı 1155 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA