Yıllarca, bankacılıkta ve finans yönetiminde çalıştım.
Bir şubede; genç bir yetkilinin,
kredi muhakemesini nasıl kazandığını, çok iyi bilirim:
yüzlerce dosyayı satır satır okuyarak,
yanlış kararların bedelini görerek,
deneyimli bir yöneticinin yanında, sessizce izleyerek.
O dosyaları; bugün, yapay zekâ saniyeler içinde okuyabiliyor.
Bu bir verimlilik mucizesi.
Ama; beni düşündüren soru, şu:
Muhakemesini o dosyalarla kazanacak olan yarının yöneticileri,
artık; nerede yetişecek?
Yapay zekâ ve istihdam tartışmasında,
en çok “Hangi işler yok olacak?” sorusunu duyuyorum.
Oysa; yönetim kurulu masalarında, sorulması gereken soru bence başka:
Yapay zekânın açtığı alanı, neyle dolduracağız?
Veriler de bize, bir çöküşten çok; bir yeniden dağılım anlatıyor.
Dünya Ekonomik Forumu;
2030'a kadar, yerinden edilecek 92 milyon işe karşılık;
170 milyon yeni iş doğacağını öngörüyor.
Benim için asıl çarpıcı olan ise; başka bir bulgu:
Mevcut becerilerin yaklaşık yüzde 39'u, bu süreçte geçerliliğini yitirecek.
Yani; önce kaybettiğimiz şey, işler değil; işin içindeki yetkinlik olacak.
Finans yöneticiliği yaptığım yıllarda, bir şeyi çok net öğrendim:
Personel gideri, tek satırdır ve bir çeyrekte gelir tablosuna yansır.
Giden deneyimin,
kaybolan kurumsal hafızanın,
zayıflayan müşteri güveninin bedeli ise; hiçbir satırda görünmez.
O bedel, yıllar sonra;
rekabet gücünde,
kriz anlarında, “Bunu bilen kimse kalmadı mı?” sorusunda ortaya çıkar.
Bugün, yapay zekâyı yalnızca kadro küçültme aracı olarak gören kurumlar,
tam olarak; bu görünmez bedeli biriktiriyor.
Yapay zekâ, meslekleri değil; mesleklerin içindeki görevleri devralıyor.
Bu yüzden, doğru soru;
“Bu pozisyonu, kaldıralım mı?” değil,
“Bu rolü, yapay zekâyla birlikte nasıl yeniden kurgulayalım?” olmalı.
Bir rolü silmek, bir imzaya bakar.
Yeniden tasarlamak ise; vizyon, sabır ve liderlik ister.
Koçluk yaptığım üst düzey yöneticilerle, bu konuyu konuştuğumda,
en sık karşılaştığım duygu; kaygı oluyor.
“Değerim azalacak mı?” sorusu, unvanı ne olursa olsun; pek çok profesyonelin zihninde.
Benim cevabım hep aynı:
Algoritma; seçenek üretebilir, olasılık hesaplayabilir, öneride bulunabilir.
Ama; kararın sorumluluğunu taşıyamaz.
Belirsizlik altında; cesaret göstermek, etik bir çizgide durmak, güven inşa etmek ve
sonucun arkasında durmak; hâlâ, insana aittir.
Yapay zekâ çağında değer kazanacak olan, makineyle yarışan değil;
onu yönlendiren, çıktısını sorgulayan ve kararı sahiplenen insandır.
İstihdamın geleceğini, teknoloji tek başına belirlemeyecek.
Belirleyici olan, teknolojiyi yöneten insanların vizyonu olacak.
Yapay zekâyı, bir maliyet makası olarak görenler;
kısa vadede kazanıp, uzun vadede kaybedecek.
Onu, insan kapasitesini büyüten bir kaldıraç olarak konumlandıranlar ise;
yeni dönemin gerçek kazananları olacak.
O hâlde;
her yönetim kuruluna, her CEO’ya ve aslında; her yöneticiye şu soruyu bırakmak istiyorum:
Yapay zekâyla kazandığınız zamanı, kime ve neye yatırıyorsunuz?
Bu sorunun cevabı,
yalnızca şirketinizin değil;
birlikte yürüdüğünüz insanların da geleceğini belirleyecek.