Bugun...


Çiğdem GÜVEN

facebook-paylas
Unvan biter, birikim kalır: Deneyimin ikinci yolculuğu
Tarih: 16-10-2026 16:10:00 Güncelleme: 24-10-2026 06:52:00


Bir gün, masanızdaki isim levhası kaldırılır.

Kartvizitiniz geçerliliğini yitirir, kurumsal e-posta adresiniz kapanır,

toplantı davetleri birer birer azalır.

Yıllarca kararların merkezinde durmuş,

krizleri yönetmiş, ekipler kurmuş, bütçeler büyütmüş biri için bu an;
sessiz ama, derin bir eşiktir.

O eşikte, herkesin kendine sorduğu soru da aynıdır:

“Şimdi ne olacak?”

 

İş hayatında uzun yıllar geçirmiş,

deneyimli profesyonellerin önemli bir kısmı;
unvanlarını bıraktıkları gün, kimliklerinin de bir parçasını bıraktıklarını hisseder.

Çünkü;
kurumsal hayat, insana yalnızca bir pozisyon vermez;

bir ritim, bir aidiyet ve bir anlam çerçevesi de sunar.

Sabah uyanma nedeni, takvimdeki her toplantı, her imza, her onay bu çerçevenin parçasıdır.

Çerçeve ortadan kalktığında, geride kalan boşluk;
çoğu zaman, beklenenden çok daha büyüktür.

 

Oysa; bu boşluk, bir son değil; bir yeniden tanımlama alanıdır.

 

Önce, şunu kabul edelim:

Unvan kuruma aittir, deneyim ise; kişiye.

Genel müdürlük, CFO’luk, yönetim kurulu üyeliği, bir gün sona erer.

Ancak; o koltukta öğrenilenler,

yani; belirsizlik altında karar vermek,

insanları ortak bir hedefe yöneltmek,

krizi fırsata çevirmek,

rakamların arkasındaki hikâyeyi okumak,

kimseye devredilemeyecek bir sermayedir.

Sorun; bu sermayenin hiçbir bilançoya yazılmamış olmasıdır.

İnsan, ne kadar değerli bir birikime sahip olduğunu;
çoğu zaman, onu kullanmadığı bir döneme girdiğinde, fark eder.

 

Bu noktada, iki yol belirir.

Birincisi, geri çekilmektir.

Hak edilmiş bir dinlenme olarak görülür ve kimi için gerçekten öyledir.

Bahçe, seyahat, torunlar, yıllardır ertelenen kitaplar...

Hepsi kıymetlidir.

Ancak; gözlemlediğim tablo, şudur:

Aktif, üretken ve karar odaklı bir hayatın ardından;
tamamen geri çekilen pek çok yönetici, birkaç ay içinde huzursuzlukla tanışır.

Dinlenme, amaçsızlığa dönüştüğünde; insanı, yormaya başlar.

Zihin; alıştığı derinlikte bir meseleye, ihtiyaç duyar.

 

İkinci yol ise; yeni bir yolculuğa çıkmaktır.

Bu yolculuk, eski hayatın küçültülmüş bir kopyası değildir;

deneyimin, farklı bir formda yeniden üretime girmesidir.

Bugün, dünyada ve giderek artan biçimde Türkiye’de;
deneyimli yöneticiler, kariyerlerinin ikinci yarısını bir “portföy hayat” olarak kurguluyor.

Bağımsız yönetim kurulu üyelikleri,

seçilmiş danışmanlık projeleri,

genç yöneticilere mentorluk,

akademik dersler, yazarlık, sivil toplum çalışmaları...

Tek bir unvanın yerini, birden fazla anlamlı rol alıyor.

 

Bu dönüşümün en kritik eşiği, kimlik meselesidir.

“Ben şu şirketin genel müdürüyüm” cümlesinden,

“Ben şu alanda değer üreten biriyim” cümlesine geçmek, kolay değildir.

İlki, kurumun gücüne dayanır;

ikincisi, kişinin kendi değer önerisine.

Bu geçişi, başarıyla yapanlar;
yıllar içinde biriktirdiklerini, dürüst bir envanterle gözden geçirenlerdir:

Neyi, gerçekten iyi yapıyorum?

Hangi sorunları çözmekten, keyif alıyorum?

Hangi bilgim, bugün; başka bir kurumun, başka bir insanın hayatında fark yaratabilir?

 

Bu soruların cevabı, çoğu zaman şaşırtıcıdır.

Kimi, asıl mirasının;

yönettiği operasyonlar değil, yetiştirdiği insanlar olduğunu fark eder ve

koçluğa, mentorluğa yönelir.

Kimi; krizden krize koşarken edindiği sezgiyi,

büyüme sancısı çeken aile şirketlerine aktarmak ister.

Kimi de bilgisini kalıcı kılmak için yazmaya başlar.

Ortak payda şudur:

Deneyim; paylaşıldığında değer kazanır, saklandığında ise; sessizce erir.

 

Elbette; bu yolculuğun, kendine özgü zorlukları vardır.

Kurumsal hayatta sizi taşıyan; asistanlar, ekipler, sistemler; artık yoktur.

Kendi markanızı kurmak,

ağınızı yeniden canlandırmak,

dijital dünyada görünür olmak gerekir.

Belki de en zoru; bir zamanlar kapınızda sıra bekleyen insanların,

bugün sizi aramadığı gerçeğiyle yüzleşmektir.

Bu, egoyu sınayan bir süreçtir.

Ama; tam da bu sınav, insanı; unvanından bağımsız bir değer üretmeye zorlar ve

çoğu zaman; en özgür, en sahici üretim dönemini başlatır.

 

Kurumların da bu tabloda bir sorumluluğu var.

Yıllarını şirkete vermiş yöneticileri, yalnızca bir veda töreniyle uğurlamak yerine;

danışma kurulları, mentorluk programları ve

proje bazlı iş birlikleriyle birikimlerinden yararlanmaya devam etmek gerekiyor.

Kurumsal hafızanın da emekliye ayrılması, hiçbir şirketin göze almak istemeyeceği bir kayıptır.

 

Peki, doğru cevap hangisi: Geri çekilmek mi, yeni bir yolculuk mu?

 

Bu soru, herkes için farklı yanıtlanır.

Ancak; kararın, bilinçli verilmesi şarttır.

Unvanın bittiği gün, savrulmanın değil; tasarlamanın başladığı gün olmalı.

Belki de sorulması gereken soru;
“Artık ne olacağım?” değil;

“Artık neyi, kimin için, hangi anlamla yapmak istiyorum?” sorusudur.

 

Bu sorunun cevabını tek başına bulmak, çoğu zaman sanıldığı kadar kolay değildir.

Yıllarca başkalarının yol haritasını çizmiş bir yönetici,

kendi haritasını çizerken; aynı netliği yakalayamayabilir.

Dışarıdan bir göz, doğru bir eşlikçi;

bu geçişi, aylardan haftalara indirebilir; belirsizliği bir tasarım sürecine dönüştürebilir.

 

Unvanlar, kurumlarla birlikte el değiştirir.

Ama; bir insanın yıllar içinde biriktirdiği bilgelik,

doğru yolculuğa çıktığında; dokunduğu her yerde, iz bırakmaya devam eder.

 

Unvan biter.

Yolculuk bitmez.

 

 

 

cigdemguven@cigdemguven.info

 



Bu yazı 832 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI